Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Sir Ben Kingsley Müslüman imajını değiştirebilir mi?

Bir kaba yarım litre ‘Harry Potter’, yarım litre de oksidentalizm (en basit haliyle oryantalizm’in tersi, Doğu’nun Batı’yla ilgili klişeleşmiş fikirleri, önyargıları) ekleyin. Buyrun size ‘1001 İcat’ sergisinin ve dolayısıyla İslam Medeniyeti’nin altın çağının lezzetli kısa filmi

Sultanahmet Meydanı’na kurulmuş bin metrekarelik ‘1001 İcat’ sergisinin çadırında bir kişi var ki, başrolde?
O kişi ne serginin mimarı Bilim Teknoloji ve Medeniyet Vakfı Başkanı Prof. Salim El Hasani, ne serginin İstanbul’a gelmesi için çok uğraşan Medeniyetler İttifakı Türkiye Komitesi Başkanı Bekir Karlığa ne de sergiyi ilk kez Londra’da gezip “Halkım bunu görmeli” diyen Başbakan Erdoğan?
O kişi, İngiliz oyuncu Sir Ben Kingsley?
İslam Medeniyeti’nin altın çağını, 7-17’nci yüzyılda Müslüman bilim insanlarının buluşlarını anlatan bu sergide İngiliz oyuncunun işi ne?
Kingsley, filli su saatini, kameranın temelini oluşturan düzeneği, motorlu araçların çalışma prensibi için çok önemli olan pistonu bulan Diyarbakırlı bilim insanı El Cazari rolünde?
Serginin girişinde önce dev bir filli su saati karşılıyor sizi, sonra El Cazari’nin diğer icatlarının oyunlu sistemlerle anlatıldığı dev standın ön cephesine yerleştirilmiş ekranda Kingsley’nin, El Cazari kılığında sizi yanına davet ettiğini görüyorsunuz: “Hey sen! Yaklaş, daha da yaklaş? Tüm bilgilerini alt üst edecek şeyler anlatacağım sana? Ben kim miyim? Benim buluşlarım olmasaydı Sanayi Devrimi olmazdı, sana o kadarını söyleyebilirim?” minvalinde cümleler kurarak?
Ama Kingsley’nin asıl rolü sergi alanının arkasındaki minyatür sinemada gösterilen kısa filmde?
Bu bir sürü ödül alan filmi kısaca şöyle özetleyebilirim:
Bir kaba yarım litre ‘Harry Potter’, yarım litre de oksidentalizm (en basit haliyle oryantalizm’in tersi, Doğu’nun Batı’yla ilgili klişeleşmiş fikirleri, önyargıları) ekleyin. Buyrun size ‘1001 İcat’ sergisinin ve dolayısıyla İslam Medeniyeti’nin altın çağının lezzetli kısa filmi.
‘Harry Potter’ diyorum çünkü film üç tane saftoron ama bir o kadar da ukala İngiliz ortaokul öğrencisinin Rönesans’tan önceki karanlık çağı, bir kütüphaneye giderek araştırmaya çalışmasıyla başlıyor.

KIGSLEY’NİN SNOBLUĞU

Kütüphane görevlisi tahmin edebileceğiniz gibi Sir Ben Kingsley? Onların önüne attığı sihirli kitap açılıyor ve içinden 10’uncu, 12’nci, 15’inci yüzyıldan alimler fırlıyor, icatlarını anlatıyor. Bu esnada tabii ki bizim kütüphane görevlisi Kingsley de, El Cezeri’ye dönüşüyor.
Film için ‘oksidentalist’ dedim çünkü hem İngiliz öğrenciler hem de onların genç öğretmeni, İslam medeniyeti hakkında son derece cahil ve önyargılı resmediliyor.
Zaten Kingsley de onlara pek canayakın davranmıyor, sözleri ve bakışlarıyla küçümsüyor.
Filmdeki çok da rahatsız edici olmayan bu oksidentalizmin de Ben Kingsley’nin serginin başrolüne yerleştirilmesinin de doğru bir strateji olduğunu düşünüyorum.
Kingsley, kariyeri dışında normal hayatında da snobluğuyla bilinen bir aktör? İngiltere Kraliçesi tarafından kendisine bahşedilen ‘Sir’ ünvanını unutup ona “Bay Kingsley” diye hitap edenleri sözleriyle falakaya yatırmışlığı vardır mesela.
İslam Medeniyeti’nin önemini anlatan böyle bir serginin snob bir yanının olması, bahaneler üreten, af dileyen, ezilip büzülen bir tavırla kendini anlatmasından çok daha iyidir.
Serginin dolaştığı Batı ülkelerinde basın tarafından büyük ilgi görmesinde bu tavrın payı olduğu kesin.
Snobluk, 11 Eylül sonrasında Batılı’ya İslam’ı anlatırken önemli bir araç bence.

MADEM ÖYLEYDİ SONRA NİYE BÖYLE OLDU

Sergiyi gezdikten sonra bugün kullanılan ameliyat gereçlerinin tamamına yakınının 10’uncu yüzyılda El Zehravi tarafından icat edildiği, kataraktın ne olduğunun ilk kez İranlı doktor El Mevsili’nin tarif ettiği, bugünkü fotoğraf makinesinin temellerinin El Cazari tarafından atıldığı gibi bir yığın yeni bilgiyle donanıyorsunuz.
Fakat aklınıza “Madem öyleydi, sonra niye böyle oldu?” sorusu da takılmıyor değil, doğal olarak.
Yani madem dünyanın ilk üniversitesi 12’nci yüzyılda Müslüman bir kadın tarafından kuruldu sonra İslam dünyası eğitimde niye Batı’nın gerisine düştü?
Daha da önemlisi, Müslüman bilim kadınlarına ne oldu?
Madem uçmayı Batılılar’dan bin yıl önce İslam medeniyeti akıl etti, ilk uçağı niye Wright Kardeşler yaptı?
Madem kıbleyi gösteren astrolab edevatı 10’uncu yüzyılda bir Müslüman kadın tarafından icat edildi, neden 21’inci yüzyılda Endonezya’daki 200 milyon Müslüman kıbleyi tespit etmekten aciz kaldı, yanlış tarafa dönüp namaz kıldı?
Tüm bunların özünde aslında İngiliz bilim adamı Joseph Needham’ın o meşhur sorusu yatıyor: “Çin medeniyeti de İslam medeniyeti de 17’nci yüzyıla kadar Batı’ya öncülük ediyordu, öyleyse neden Rönesans Almanya-Fransa-İngiltere-Hollanda dikdörtgeninde gerçekleşti?”
Needham sorusunu serginin mimari Prof. El Hasani’ye yönelttim. Şu cevabı verdi: “Müslüman alimlerin icatlarının Avrupa Rönesansı’na büyük katkı sağladığı doğru. Yalnız, sorduğunuz sorunun cevabını sosyal, ekonomik ve siyasi tarihle ilgili kişilerin cevaplaması uygun düşer.”
Doğrusu özellikle genç Müslümanlar’a, “Sizin atalarınız böyle işler başarmıştı” diye anlatan bir sergi düzenleyen Prof. El Hasani’nin daha doyurucu bir cevap vermesini beklerdim.
Yine de gayretleri takdire şayan...
(Naçizane tavsiye: Bu konuya ilgi duyanlar Bernard Lewis’in ‘Hata Neredeydi?’ kitabını inceleyebilir.)
X