Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Sınırlı istihbaratla sınırsız spekülasyon yapılabilir…

Güvenliğimizi içeriden ve dışarıdan tehdit eden PKK terörünün son eylemleri ile neyi amaçladığını, istihbarattan çok mantığımızı kullanarak anlamaya çalışıyoruz.

Genel olarak varılan sonuçlar, yazılmakta ve söylenmekte:

- Türkiye’de demokrasi, toplumsal barış ve uzlaşma ortamı ile istikrar yaralanmak isteniliyor. Özellikle son genel seçimde Kürt kökenli seçmenlerin TBMM’ye gönderdiği milletvekillerinin ve dolayısıyla demokratik siyaset yollarının etkisiz kılınması amaçlanıyor. Türk-Kürt birlikteliği dinamitlenmek isteniliyor.

- Türkiye bir askeri harekatla Irak içine çekilmek isteniliyor. Bu şekilde Türk-Amerikan ittifakının yerini Türk-Amerikan savaşının alması amaçlanıyor. Uluslararası camiada Türkiye’nin köşeye sıkıştırılması, AB ile ilişkilerin kopartılması, Birleşmiş Milletler’de Türkiye’nin izole edilmesi planlanıyor.

 

Ortadoğu sorunu mu?

 

- Türkiye’nin bir askeri harekat ile Kuzey Irak’taki belirli hedefleri vurması halinde, Barzanici ve Talabanici Kürt gruplarının da, PKK ile kaynaşacağı, bu şekilde PKK’nın ortak Kürt cephesi içinde meşru bir öğe haline geleceği hesaplanıyor. Böylece Türkiye’nin Güneydoğusundaki Kürt realitesinin de, “Filistin sorunu” gibibir “Ortadoğu sorunu” olarak dünya siyaset zeminine çekilmesi planlanıyor.

Bilinmeyen ya da kestirilemeyen olgular ise şöyle sıralanabilir:

- Irak halkını oluşturan Şii ve Sünni kesimlerin, PKK’nın bu tür hesapları karşısında tutumları ne olabilir? Çünkü Türkiye’nin Kuzey Irak’taki bir askeri harekatı, Kuzey Irak Kürtlerinin bağımsızlık sürecini hızlandırabilir. Amerikan-Kürt İttifakı, bu tablo içinde daha da kemikleşmez mi?

 

Türkiye ne düşünüyor?

 

- Irak içinde Amerikan işgaline karşı direnen Sünni ve Şii eylemci gruplar, Kuzey Irak dolayısıyla Amerika’nın Türkiye ile de karşı karşıya gelmesinden mutluluk duymazlar mı? Irak’taki Şii direnişçileri desteklediği bilinen İran, böylesi bir gelişmeye karşı ne tür tutum takınır?

Bu tür spekülatif değerlendirmelere karşı, bizim Türkiye olarak neler yapmamız gerektiği üzerinde de düşünce arayışları tabii ki sürüyor.

- Türkiye ülke bütünlüğüne ve güvenliğine karşı sınır ötesinden kaynaklanan tehdit ve tecavüzler üzerine, 1952’den beri üyesi olduğu NATO’yu neden devreye sokmuyor? Kuzey Irak’taki terör odaklarına karşı, Afganistan’da olduğu gibi NATO müdahale edemez mi? Veya NATO’dan alınacak bir destek, Amerika’nın her çeşit terörizme karşı samimiyeti konusunda bir ayıraç olmaz mı?

- Kuzey Irak’taki Kürt oluşumu ile yakın ilişkide bulunduğu bilinen İsrail, neden olaya karşı aktif biçimde taraf olmaya davet edilmiyor? Kendi ülkesine sızan eylemcilere karşı Lübnan’ı işgal edebilen İsrail, aynı tablonun tekrarlandığı Türkiye-Irak anlaşmazlığında Türkiye’yi desteklediği takdirde, en azından bu Amerika üzerinde etkili olabilir.

Bütün bu değerlendirmeler arasında, Türk kamuoyunu şekillendiren düşünce odaklarının da, bazı kafa karışıklıklarına düşmemesi şarttır:

 

İktidar değil Türkiye önemli

 

- Amerika Türkiye’ye ilişkin politikasını belirlerken, Türkiye’de iktidarda kimin olduğuna değil, global ve bölgesel çıkarları içinde Türkiye’nin yerinin ne olduğuna bakar. Türkiye bu çıkarların karşısında görünmediği sürece, ha askeri yönetim, ha sağ ha sol iktidarlar olmuş fark etmez. Nitekim Türkiye ekonomik krize girdiğinde Amerika’dan gelen Kemal Derviş’i solcu Ecevit hemen Başbakan Yardımcısı yapmamış mıdır?.. Amerika neticede 28 Şubat yönetimine de, AK Parti iktidarına da yakın durmuştur.

- Türkiye’nin Amerika ile çıkar çatışmalarına girmemesi mümkün değildir. Örneğin İran’a ilişkin gerginlik, Irak’taki kargaşa Türkiye’nin çıkarlarına aykırıdır. Ancak siyasette hüner, bu çıkar çatışmalarını, sıcak çatışma haline dönüştürmemekten geçer.

- “Truman Doktrini”nden (1947) beri, Türkiye’deki her iktidar muhalefet tarafından “Amerikan bağımlısı” olmakla suçlanmıştır. Her muhalefet de iktidara gelinceaynı tür suçlamaların hedefi olmuştur. Siyasi söylemlerin bu kısır döngüden çıkartılması herhalde aklın gereğidir.

Başkan Bush’un tutarlılık sınavı...

ABD Başkanı Bush, “terörle mücadele” için bütçeden yeni ödenek isteğine eklediği mesajında “Cephedeki askerlerimiz, Washington'daki parti kavgalarının ortasında kalmamalı'' demiş...

Bakalım aynı söylemi, Irak bataklığı ile Washington’un çifte standartları arasında kalan “Türkiye’nin güvenliği” konusunda da tekrarlayacak mı?

 

X