Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Sınırdaki kan Ege’ye sıçratılmamalı...

Şemdinli’deki bir seferde belki de en yüksek “şehit bilançosu”na yol açan PKK saldırısına karşı en etkisiz karşı koyuş ne olur derseniz, aklı askıya alıp öfkeyle tepki vermek olur denebilir.

Olayın Türkiye’nin hassas iç dengelerini ne derece etkileyebileceği en üst düzeyde iki gezi iptalinden anlaşılıyor. Türkmenistan’da bulunan Başbakan Tayyip Erdoğan, dış gezisinin Moğolistan ayağını iptal edip, Türkiye’ye dönme kararı aldı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ise bugün Fransa yoluna düşecek iken, gezisini iptal ederek Ankara’da kaldı.

Eğer bir “terör saldırısı” ülkenin en üst kademesinin rutin çalışmalarını aksatabiliyorsa, amacına ulaştığı söylenebilir.

PKK’yı mutlu etmemek için, Tayyip Erdoğan Türkmenistan Moğolistan’a devam etse; Abdullah Gül ise bugün Fransa’ya gitse miydi?

Böyle yapamazlardı. İptal kararları isabetlidir. Bununla birlikte, PKK terörüne karşı nasıl karşı koyulacağına ilişkin alışıldık açıklamaların ve bildik, basmakalıp tepkilerin ötesine geçilmesi de gerekli.

Öncelikle, ne yapılması gerektiğinden ziyade “ne yapılmaması” gerektiğine ilişkin bir “net” anlayışa sahip olunmasında yarar var.

Bir net anlayışa ulaşmak için ise, Şemdinli-Aktütün saldırısına doğru teşhis koymak gerekiyor.

Bu son saldırı, birçok açıdan geçen yılki Dağlıca saldırısına benziyor. Çukurca-Dağlıca saldırısı TBMM’den “sınır ötesi harekat” kararı çıkmasını tetiklemişti. Şemdinli-Aktütün saldırısı ise bu tezkerenin süresinin uzatılmasının arifesine denk geldi.

Bu “zamanlama”nın bir anlamı, vermek istediği bir “mesaj” mı var acaba?

 

***       ***     ***

 

15 Türk askerinin canını alacak çapta bir saldırı, nereden bakılsa çok önemli bir gelişme. İki konvansiyonel ordunun cephe savaşında bir günde 15+23 (PKK’lı) kişinin hayatını kaybetmesi bile büyük rakam sayılır.

Bu çapta bir gelişme, Türkiye ile Irak’ın bir “stratejik ortaklık” içine girdiği, bunun anlaşma metnini imzaladığı ve bunun sonucunda Türkiye ile Kuzey Irak’taki Kürt yönetimi ile daha sıcak ve yakın ilişkilerin gerçekleşmesinin beklendiği bir zaman diliminde gerçekleşiyor.

Türkiye ile ABD arasında Kuzey Irak’taki PKK askeri hedeflerine karşı işbirliğinin hüküm sürdüğü bir dönemde söz konusu oluyor.

PKK’nın siyasi uzantısı olduğu iddia edilen ama son günlerde içinde “siyaset tercihi farkları”nın yansıttığı “çatlaklar” ayan beyan gözüken DTP’nin Anayasa Mahkemesi’nce kapatılmasına yaklaşıldığı bir sırada böyle bir PKK saldırısı, Kuzey Irak toprakları kullanılarak yapılıyor.

“Zamanlama” ile ilgili bir başka çarpıcı hal ise, bayram günlerinde Türkiye’nin batısında, Ayvalık yakınında Altınova ahalisi arasında çıkan çatışmalar. Çatışmanın bir tarafında Kürt kökenli olup yıllarda Altınova’ta ikamet eden vatandaşlarımız yer alıyor.

Ege’de çok Altınova var ve Şemdinli-Aktütün saldırısı, benzeri ve Türkiye için bugüne dek rastlananın “en tehlikesi” sayılması gereken çatışmaları tetikleme potansiyeli taşıyor.

Dolayısıyla, Şemdinli-Aktütün saldırısına doğru teşhis koyulması; serinkanlılık kaybedilmeden, provokasyonlara gelmeden, Türkiye’nin doğru yönde yol almakta olan Irak-Kuzey Irak politikasına ipotek konmadan “tedavi”nin araştırılması zorunlu.

Bunca yıldır süregelen çatışma, “sorun”a sadece “askeri çözüm”le “tedavi”nin istenen sonucu vermediğini ortaya koymalıdır. Eğer, Şemdinli-Aktütün saldırısı, öfkeleri kabartıp “askeri çözüm” vurgusunu güçlendirirse, bu saldırıdan “gerekli ders” alınmamış olacaktır.

 

***     ***      ***

 

Terörle mücadele, maalesef, insan canı anlamında maliyetli ve süre olarak ise uzun, coğrafyasına göre –ki, biz öyle bir coğrafyadayız- çok uzun bir mücadeleyi gerektiriyor.

Teröre “çok yönlü araçlar”la karşı koymak şart. “Terör”ü mevzii tutmak, yayılmasını önlemek, hele hele vatandaşlar arası çatışmalara zemin oluşturmasının önüne her ne pahasına olursa olsun geçmek zorunlu.

Eğer, Hakkari’nin bir sınır karakolunda dökülen kanlar, Ege’de dökülecek nice kanların habercisi olursa, böyle bir gelişmeye çanak tutan basiretsiz bir politika izlenmesine yol verirse, işte o zaman teröre karşı yenildik demektir.

Şemdinli-Aktütün saldırısı, çok sayıda askerimizin kaybına neden olabilen “konuşlanma”nın, askeri güvenlik düzeninin geçerliliğini, emir-komuta zincirinin hatadan bağışık olup olmadığınıda, bu arada, tartışmaya açmalı.

Ciddi devletler, böyle anlarda aklını askıya almayan, serinkanlılığını yitirmeyen ve bütün bunları yaparken terörle mücadele kararlılığı konusunda hiç kimsede kuşkuyu yer bırakmayan organizmalardır.

Türkiye’nin de böyle bir “profil” çizebilmesini umut etmeliyiz...             

X