Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Sınır ötesi müdahalelerde ABD ve İsrail modelleri bilinmelidir…

Ülkenizin güvenliğine yönelmiş tehditler başka ülkelerin topraklarında da üslenip beslenirlerse, buna karşı neler yapılabileceğini dünyadaki geçmiş ve bugünkü örneklere bakıp irdeleyebilirsiniz.

Süper Devlet Modeli- Bu modeli bugün Amerika Birleşik Devletleri uyguluyor.

Geçmişte Sovyetler Birliği de, “Brejnev Doktrini” ile, tüm blok ülkelerindeki rejim aleyhtarı gelişmeleri Sovyetlerin güvenliğine dönük tehdit kabul eder ve müdahale hakkını kullanırdı.

Bugünkü Amerikan modeli güvenlik anlayışında, tüm dünya “müdahale edilebilir coğrafyalar” kapsamında. Buna havadan ve denizden bombalamak ve işgal etmek de giriyor.

Son örnekler Afganistan ve Irak… CIA Başkanı Tenet anılarında, Pakistan Devlet Başkanı Müşerref’in El Kaide’ye karşı işbirliğini kabul etmemesi halinde bu ülkeye karşı müdahale edilebileceğini Müşerref’e nasıl anlattığını yazıyor. Yani gerekirse “müttefik” ülkelere de müdahale edilebilir.

 

Her açıdan süper olmak

 

Süper Devlet Modeli’nde, tüm dünya sathına müdahale edebilir çapta askeri ve ekonomik güce sahip olmak şarttır.

Sınırları ötesindeki hedeflere güvenlik nedenleri veya ekonomik gerekçelerle askeri müdahalelerde bulunan orta boy devletlerin başlarına neler gelebileceği ise İran savaşı ve Kuveyt işgali ele alınarak Saddam Irak’ından görülebilir.

İsrail Modeli- Bugün Ortadoğu’daki tüm ülkeleri gerekirse vurabileceği bilinen ve bazılarını şimdiye kadar hem vuran ve bazen de işgal eden İsrail, kendine özgü bir örnektir.

Birincisi, İsrail Ortadoğu’da Amerika Birleşik Devletleri’nin adeta bir uzantısı gibidir. Uluslararası hukuka aykırı sınır ötesi askeri müdahaleleri, Amerikan vetosu ile Birleşmiş Milletler’de hemen kınanamamaktadır.

İkincisi, İsrail siyasetin, devletin ve toplumun yapılanması ile, varlığını sürekli bir savaş durumuna endekslemiştir. Vurucu gücü ve harekat yeteneği çok yüksek özel birlikleri mesela Suriye’deki bir tesisi havadan basabilmekte ya da Irak’taki bir tesisi havaya uçurup geri çekilebilmektedir.

 

İstihbaratın önemi

 

Daha da ötesi, İsrail ordusu mesela Lübnan sınırını geçip, geniş kapsamlı konvansiyonel operasyonu da, dünyaya aldırmadan gerçekleştirmektedir.

İsrail’in istihbarat örgütü Mossad, ordu ile sürekli bir işbirliği içindedir. Bölgede uçan kuş bile İsrail’in istihbarat alanındadır.

Bu iki modelin dışındaki uygulamalar da tabii ki dünyada var.

Örneğin Hindistan, Sri Lanka’daki bölücü teröre, kendi ülkesindeki Tamil’lerin varlığını gerekçe göstererek müdahale edip (1987-90) asker gönderdi. Ama bunu sınırlı süreli tuttu.

Şimdi bizim, ulusal güvenliğimizi Irak sınırları içindeki üslenmelerle de tehdit eden PKK’ya karşı bir askeri harekatı Irak toprakları içinde başlatmamız yine tartışılmakta.

MİT eski Başkanı Büyükelçi Sönmez Köksal’ın anlatımı ile, Silahlı Kuvvetler için Irak sınırının ötesi yabancı bir coğrafya değil:

 

Sınır güvenliği mutabakatı

 

- PKK olayı, 84’te başladı. 99’a kadar sürdü. O dönem içinde Irak’la imzalanmış olan, “sınır güvenliği mutabakat zaptı” diye bir belge var idi. Her yıl uzatılırdı. 15 Ekim 1984’te imzalanmıştı. O çerçevede belirli sürelerle, 72 saati geçmemek ve 5 kilometreyi aşmamak üzere, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, Irak sınırlarından içeriye girmesi hukuken tanınmıştı. Ayrıca daha büyük operasyonlar gerektiğinde de bizim Genelkurmay Başkanımızın gönderdiği yazılı bir mesajla bu tür operasyonlar hep yapıldı.

Türkiye ne Amerika Birleşik Devletleri, ne de İsrail yapısında bir devlet.

Bu bakımdan sınır ötesi harekat hem bizim hem bölgenin hem de dünyanın gerçekleri ışığında enine boyuna değerlendirilmek durumunda olacak. Özellikle Irak’taki ABD- Kürt dayanışması, yeni gerçeğin temel öğelerinden biri olduğu için, bu harekat daha da farklı boyutlarla ele alınacak.

Bütünlük ve güvenlik herkesin endişesi olmalı

Bölücü teröre karşı mücadeleyi herhangi bir boyutunda iç politikanın aracı olarak kullanmak, yapılabilecek en büyük hata olur. Yugoslavya’nın ihtirasları aklılarından daha fazla olan siyasetçilerinin ve askerlerinin bu ülkeyi nasıl iç savaşa ve bölünmeye götürdükleri hep hatırlanmalıdır.

Bu açıdan eğer birileri, “Bu iktidarın askerlerle ve Amerika ile arası nasıl açılabilir” hesabı yapmaktaysalar, bunlar akıllarını başlarına toplamalıdırlar.

Ülkenin bütünlüğü ve güvenliği, bu tür akıl dışılıkların ve küçük hesapların konusu edilmemelidir. “Ankara” bir bütün olmalıdır.

X