Gündem Haberleri

GÜNDEM

    SİNEMA SİNEMADA İZLENİR! 1980'lerin ortasıydı... Ankara'da Kavaklıdere ve Akün'ün yanı sıra şu anda olmayan Ses ve Talip sinemaları vardı. En azından benim

    Hürriyet Haber
    10.05.2000 - 00:00 | Son Güncelleme:

    SİNEMA SİNEMADA İZLENİR! 1980'lerin ortasıydı... Ankara'da Kavaklıdere ve Akün'ün yanı sıra şu anda olmayan Ses ve Talip sinemaları vardı. En azından benim hatırımda olanlar onlar...Televizyonun tek kanallı ve siyah beyaz olduğu, hatta sadece 18:00-24:00 arası yayın yaptığı, dolayısıyla sinemanın izleyiciler için çok büyük önem taşıdığı bir dönemdi. Belki artık eskiden olduğu gibi Türk Filmlerinin oynadığı açık hava sinemaları yoktu ama beyaz perde her halükarda benim gibi ufaklıklar için olağanüstü bir deneyimdi. Derken bir gün yeni bir televizyon geldi evimize. TRT'de yayınlanan bazı dizileri renkli izleme fırsatına kavuşmuştuk. Tabii ki hoşumuza gitmişti ama asıl inanılmaz olan kısa bir süre sonra evimize giren ve adına 'video' denen aletti. Kuşkusuz ekonomik sorunlar nedeniyle herkesin evine girebilecek bir yenilik değildi video ama Türkiye'de bile kısa bir sürede birçok evde yerini almıştı. Artık her tarafta mantar gibi video klüpler bitmişti. Bundan böyle evinizin rahatlığında ister yalnız başınıza, ister arkadaşlarınızla, ister tüm sülale sinemanın büyülü dünyasına dalabilirdiniz. Sanırım bugünün sıkı sinema izleyicilerin birçoğu -özellikle benim kuşağım- bu garip teknolojik kutuyla adım atmışlardı hayaller dünyasına. 'Ayın 13'ü Cuma' gibi teenslash korku filmleriyle, 'Yıldız Savaşları' gibi klasik bilimkurgularla, 'Şeytan' gibi baş yapıtlarla, Rocky'le, Clint Eastwood'la, E.T'le, dirilen ölülerle, polis-hırsız kovalamalarıyla, hatta yaşımız küçük bile olsa erotik filmlerle bu alet sayesinde tanışmıştık. O dönemde Türk ve Avrupa filmleri bizim için pek bir şey ifade etmiyordu. Yani Hollywood bizi bir kere daha esir almıştı. Ancak olan beyaz perdeye olmuştu. Tüm dünyada ve tabii ki Türkiye'de sinemalar birer birer kapandı. İnsanlar artık video film kiralamanın ucuzluğundan, evde film seyretmenin keyfinden(?), çeşit bolluğundan son derece memnundu. Bu sırada Ses Sineması hamburgerciye döndü, Talip Sineması Rock konserlerine evsahipliği yapmaya başladı. Kapanmayan sinemalar ise zor bir dönem yaşadı, ta ki 1990'lara kadar. Ne var ki 1990'lar sinemanın yeniden dirilişi oldu. Aslında bunu engelleyebilecek pek çok unsur vardı. Artık televizyon tamamen renkliydi. Bunu bırakın, elimizin altında onlarca kanal vardı izlemek için. Hatta biraz parası olanlar şifreli sinema kanalı sayesinde tüm gün film izleme olanağına kavuştular. Ancak tüm bunlar sadece Türkiye'de son on yılda yüzlerce sinema salonu açılmasına engel olamadı...Sanırım Fida Film'in 'Sinema Sinemada İzlenir' kampanyası oldukça başarılı olmuştu. İzleyiciler dev perdede film izlemenin keyfini anlamışlardı. Ayrıca artık sinema salonu işletmecileri de izleyicileri etkileyecek sinema salonları, hatta kompleksleri inşaat ediyorlardı. Sinemalar tekrar gizli aşkların, kaçamakların yaşanma mekanı olmuştu. Bu gelişmelerin belki de bizim için en iyi yanı 90'larda yeniden canlanmaya başlayan Türk Sineması oldu. Kuşkusuz Türk Sineması'nın katedeceği yol daha çok uzun ama en azından Zeki Demirkubuz, Nuri Bilge Ceylan, Reha Erdem gibi son dönemde adlarını sık sık duymaya başladığımız yönetmenler, Türk Sinemasının geleceğinden umutlu olmamızı sağlıyor.Fakat... Şu günlerde beyaz perdenin önünde iki yeni tehlike var. Bunlardan birincisi bildiğimiz müzik cd'leriyle aynı teknolojiyi kullanan VCD (video cd) piyasası. Sanırım Türkiye'de tekrar video dönemine doğru gidişin nedenlerin biri VCD'ler. Önce sinemalarda gösterilen filmlerin gizlice kaydedilip kaçak olarak Türkiye'ye sokulmasıyla başlayan ve sadece bilgisayarda izlenebilen VCD'ler artık Türkiye'deki dağıtım şirketleri tarafından basılıp piyasaya sürülmeye başlandı. Üstelik artık en yakın hipermarketten çok ucuza bir VCD player almak mümkün. Ya da bol tirajlı gazetelerden birinden 3 ay kupon biriktirmeniz de yeterli. Daha sonra gelsin filmler. Görüntü kalitesini fazla önemsemiyorsanız ve İngilizce'niz de iyiyse daha Türkiye'de vizyona girmemiş filmleri bile izlemeniz olanaklı kaçak VCD'lerle. Ancak VCD teknolojisi beyaz perde için geçici bir tehlike. Büyük bir ihtimalle VCD adını 5 yıl sonra duymayacağız bile. Çünkü beyaz perdenin karşısındaki ikinci ama asıl tehlike henüz Türkiye'de yeni yeni yayılmaya başlasa da yakın bir zamanda piyasa hakim olması şüphe götürmeyen DVD(digital video disc) teknolojisi. Aslında şimdiden bir çok müzik dükkanında DVD çeşitlerini bulmanız mümkün. Ancak fiyatlarının da el yaktığı kesin. Kuşkusuz Türkiye'de yaygınlaşmasıyla bir miktar ucuzlayacak DVD'ler. Üstelik 80'lerdeki video klüpler gibi DVD klüpler kurulmaya başlandı bile. Günlüğü 1-2 milyona istediğiniz filmi kiralayabiliyorsunuz. Hele bir de bir DVD filmin bize sunduklarına bakarsak; olağanüstü ses ve görüntü kalitesi, 3-4 dilde dinleme, 10-15 dilde alt yazı seçeneği, dolby surrond ses sistemi, filmle, oyuncularla, yapım ekibiyle ilgili belgeseller izleme olanağı vs... Evinizde bir de iyi bir ses sistemi varsa sizi kim tutar?!Aslında DVD üreticileri Sinema gişe hasılatlarının önünü tıkamamak için sözde bir çözüm bulmuşlar. DVD'lere konan bölge kodları sayesinde, bir film Türkiye'de vizyona girmeden Türkiye'den aldığınız DVD playerda o filmi izleyemiyorsunuz. Tabii bunun çözümü de çoktan bulunmuş. Biraz fazla para ödeyerek tüm bölge kodlarını çözen DVD player almanız mümkün.Sonuç olarak DVD teknolojisini görüp de hayran kalmamak elde değil. Hele bir de benim gibi sinema aşığı iseniz kara kara düşünmeye başlıyorsunuz. Sanırım sinema salonları için tehlike çanları çalmaya başladı. Kuşkusuz sinema sinemada izlenir. Ancak herkesin böyle düşündüğünden pek emin değilim. Umarım sinema işletmecileri ve dağıtım şirketleri de bunun farkındadır...Ozan ONAT - 10 Mayıs 2000, Çarşamba
    Etiketler:

    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı