Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Sincanlı yazarın başına gelenler

    Hürriyet Haber
    11.02.2000 - 00:00 | Son Güncelleme: 11.02.2000 - 00:01

    Ankara'nın 20-25 kilometre uzaklıktaki küçük ilçesi Sincan, yine gündemde. Daha önce şeriatçı tiyatro oyunu ve ‘‘Şeriat isteriz’’ naralarıyla kendini duyuran Sincan, şimdi de Türk edebiyatına önemli katkılar sağlayan bir romancının başına gelenlerle kendinden söz ettiriyor. Bu yıl Cevdet Kudret Roman Ödülü'nü kazanan yazar Hasan Ali Topbaş'ın başına gelenler, Kafka'nın ‘‘Dava‘‘ romanından farksız...

    Başkentin küçük ilçesi Sincan, önce 1 Şubat 1997 tarihinde ilçe belediyesinin düzenlediği ‘‘Kudüs Gecesi’’nde sergilenen şeriatçı tiyatro oyunuyla gündeme geldi. Tüm yurtta infial uyandıran tiyatro oyunundan üç gün sonra, 4 Şubatta Türk ordusuna ait tanklar Sincan sokaklarından ‘‘normal‘‘ bir geçiş yaparak tatbikata gittiler ve bir süre sonra da ünlü 28 Şubat kararları açıklandı.

    Sincan, şimdi de ödüllü bir romancının şına gelenlerle gene gündemde.

    Romancı, başına gelenleri İstanbullu dostlarına anlatırken, büyük şehirlerin dışında yaşayanların başına gelenlerin yıllardır değişmediği, cumhuriyetin ilk yıllarından beri ‘‘cehalet karabasanı’’nın aydınları nasıl ezdiği kanıtlanıyor.

    ÖDÜLLÜ ROMANCI

    Hasan Ali Toptaş'ın sakin, yavaş ses tonuyla anlattığı inanılmaz bir öykü. Bazı okurlarımız bunu gelecekte yazacağı romandan bir bölüm zannetmesinler.

    Bu yıl roman dalında verilen Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü'nü kazanan Hasan Ali Toptaş, Sincan'da 19 yaşındaki oğluyla birlikte 43 metre karelik bir evde yaşıyor. Maliye'de memur olarak çalışıyor ve televizyonu bile olmayan evde oğluyla birlikte kimi gün aşklarından, kimi gün dertlerinden bahsedip uzun yürüyüşlere çıkıp ömür tüketiyorlar.

    Oğlu Orçun Toptaş da sinemaya meraklı, izlemediği film yok. Küçük senaryo denemeleri yapıyor.

    SAKİN BİR YAŞAM

    En çok sevdiği yazar Kafka'nın yazdıkları kadar içine kapanık yaşam tarzını da örnek almış.

    Edebiyat meraklıları dışında kendisini pek fazla tanıyan yok. O da zaten kitapları dışında kimseye pek ihtiyaç duymuyor.

    Her şey bu yıl ‘‘Bin Hüzünlü Haz’’ romanıyla Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü'nü almasıyla başladı.

    TELEVİZYON HABERİ

    Kendisini ATV'den Nilgün Azar aradı ve ödülüyle ilgili bir haber yapmak istediğini söyledi. Sincan'da çekimler yapıldı, kendisiyle konuşuldu. Akşam haberlerinin sonuncusu olarak verildi Toptaş'ın ödül haberi. Haberin veriliş biçimi şöyleydi:

    Önce ekranda 1 Şubat günü olay yaratan şeriatçı tiyatro oyunundan görüntüler belirdi, arkasından da 4 Şubatta tankların geçişi. Hemen bunların ardından spiker ekranda belirdi ve‘‘Sincan sadece tank sesiyle hatırlanmayacak. Orada bir edebiyatçı da yaşıyor’’ diye izleyicilere seslendi. Spiker, daha sonra Hasan Ali Toptaş'ın Cevdet Kudret Ödülü'nü kazandığını söyledi ve ekranda yazarın nasıl yaşadığı, neler yazdığıyla ilgili küçük bir bölüm gösterildi.

    Buraya kadar her şey normal... Medyanın bir romancının kazandığı ödüle böylesine ilgi göstermesine, ana haber bülteninde yer vermesine kim, niye itiraz etsin?..

    GARİP SORUŞTURMA

    Ancak işin böyle olmadığı ertesi günü çalıştığı Maliyeye gelen bir polis memurunun soruşturmasıyla anlaşılıyor.

    Polis memuru önce, ‘‘Sen bir şeyler yazıyormuşsun, ne yazıyorsun, bana ver bir tane kitabından’’ diye söze giriyor.

    Yazar da ‘‘Kitapçıda satılıyor, istersen bir tane alırsın’’ diyor. Bunun üzerine polis kendisini karakola davet ediyor.

    Ödüllü yazarımız da tıpış tıpış karakola gidiyor.

    Komiser gayet nazik, kendisini çay içmeye ve sohbete davet ettiğini söyleyerek yazara bir çay söylüyor ve başlıyor sorularına. Toptaş yazdığı romanın ilk olmadığını, dokuzuncu kitabı olduğunu söyleyince kendisini karakola götüren polislerden birinin gayri ihtiyari tepkisi şöyle oluyor:

    - Vay be, demek biz uyuyormuşuz!..

    Haklı... Burunlarının dibinde bir adam kitap yazıyor, ödüller alıyor ve onların haberleri yok.

    Bir edebiyatçı komşuları olduğunu fark etmemelerinin üzüntüsü olarak algılanmalı bu...

    Bundan sonra yaşananlar tam anlamıyla Kafka'nın ‘‘Dava’’ romanını aratmayacak cinsten.

    Toptaş, ‘‘Bir şey yapacaksanız bekleyeyim, yoksa randevum’’ var diyor.

    Komiser gene soruyor ‘‘Kiminle’’ diye.

    Aldığı cevap ‘‘Sevgilimle’’ oluyor.

    Komiser kitapların kendilerine niçin gönderilmediği, yazdıklarının neler olduğu şeklindeki soruları sorduktan sonra Toptaş'ı karakoldan uğurluyor.

    Hasan Ali Toptaş şimdi tam bir şaşkınlık içinde. Sincan'da yazar olmak ve ödül almak acaba suç mu diye düşünüyor...

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı