"Doğan Hızlan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Doğan Hızlan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Doğan Hızlan

Sinan’ı çağı içinde değerlendirmek

Alışılmış Mimar Sinan monografilerinin aksine Gülru Necipoğlu, Sinan’ı efsaneden arınmış bir şahsiyet olarak ve döneminin sosyal, siyasal, dini ve toplumsal çevresi içerisinde, değerlendiriyor.

Gülru Necipoğlu’nun Sinan Çağı–Osmanlı İmparatorluğu’nda Mimarî Kültür kitabı Sinan’ı çağı içinde değerlendiren kuşatıcı ve bütünleyici bir çalışma.
Genellikle bizim her alandaki zirve adlarımız çok övülür ve anlaşılmaz olduğu düşüncesi ileri sürülür. Necipoğlu, bu söylemi ortadan kaldırıyor. Belgelerin ve bilgilerin ışığında Sinan’ı tanıdığımızda, onun önemini, kurucu kişiliğini daha iyi anlıyoruz.
Türkçe Çeviriye Önsöz’de kitabı yazarken hedeflediği hususları belirtiyor:
“Türkçe çeviride yazılı metinleri vurgulayışımın nedeni pozitivist bir kaynak fetişizmini teşvik etmek değil. Aksine, Sinan mimarisinin bağlamlarına, yaşantısal pratiklerine ve anlam dünyalarına açtıkları pencereyle, onun çağını daha yaratıcı şekillerde hayal edebilmemize olanak tanımalarıdır. Dolayısıyla, arşiv araştırmalarında bulduğum somut belgelerle sınırlı kalmayıp, anlatıya yönelik nazım ve nesir metinler aracılığıyla dönemin zihniyetlerini, güzellik ile estetik kavramlarını ve mimarlık kültürü söylemlerini tahayyül etmeyi hedefledim.”
Sinan, bize nasıl öğretildi?
Özellikle akademideki öğrencilere nasıl tanıtıldı?
Güzel Sanatlar Akademisi’nde hocalık yapan Alman mimar Bruno Taut’un görüşüne göre; Sinan, “akılcı inşa tekniği ile oran arasındaki ideal uyumu temsil eder.”
Necipoğlu, Sinan’ın dehasını değerlendirirken bir gerçeğin de altını çiziyor:
“Sinan’ın eserleri, başında bulunduğu hassa mimarları ocağının bir bakıma ortak bir kültürel ürünü olarak ele alınmalıdır. Fakat bu, Sinan’ın bir mimarlık dehası olduğunun yadsınması anlamına gelmez. Üslup konusunda, bireysel sanatçı kimliği ile bürokratik bir devlet örgütünün başı olmasından kaynaklanan kurumsal kimliğini uzlaştırmak zorunda kalan bir mimarbaşıydı o. Bu çözülmemiş gerilim, onun yüzlerce anıtı kendi eserleri arasında sayan otobiyografilerinde hissedilen ‘eser sahipliği kaygısı’na sinmiştir.”
Mimar Sinan, Türkiye’de mimarlık denince ilk akla gelen kişi. Onu, yaşadığı yılları, çağını, çağının statü sahibi banilerini, çalışmalarını, dünyadaki yerini, mimarbaşı olarak bürokrasiyle ilişkilerini irdeliyor.
Genellikle Sinan hakkında yayınlar, onun bireysel açıdan değerini, mimarlık konusundaki erişilmez ustalığını iletirler.
Peki her şeyi kendi başına mı yaptı? Diğer mimarların verdikleri emek bu başarının sağlanmasında ne kadar rol oynadı?
Çoğu kitap, sanat tarihinin dar sınırları içinde kalıyor, Sinan ekseninde mimarlığımızı anlatıyordu.
Kitaptan hem mimarlık tarihini öğreniyorsunuz, hem Sinan’ın yaptıklarını ayrıntısıyla tanıyorsunuz.
Kitap sadece mimarların, sanat tarihçilerinin okuyup yararlanacağı bir çalışma değil. Yazar, kitabı hakkında, çalışmasının çok katmanlı bir amaç güttüğünü belirtiyor.
Sıradan bir okur da, kitaptan fazlasıyla tat alabilir, bilgi edinebilir. Yazar zaten ilk temel bilgileri edindikten sonra okuma metinlerini seçme özgürlüğünü okura tanıyor.
Sinan’ın yaşamını otobiyografisinden okumak mümkün. Yazar, bunun çok biricik bir iş olduğunu, bırakın Osmanlı toplumunu, Rönesans sanatçılarında bile böyle bir çalışmaya rastlanmadığını yazmış.
Şimdiye kadar yazılan kitapları bir eleştiri süzgecinden geçiriyor.
Taut’un ve Sedat Hakkı Eldem’in saptamalarının Sinan’a yaklaşım derecesini tartışma gündemine getirirken, yapısal akılcılık terimini bize sunuyor. Necipoğlu, Sinan’ın ‘eser sahipliği kaygısı’na değinerek, mimarlık alanındaki ortak çalışmaların da yapıların gerçekleşmesindeki katkıyı ortaya koyuyor. Böylece her zaman, Sinan’ın ‘fâil ve âmil olmadığı’ gerçeği ortaya çıkıyor.
Kitapta benim beğendiğim, yazarın ortaya koyduğu bütüncül bir gerçekçi anlayış. Mimarinin tamamen özerk bir alan oluşturmadığını savunmasıdır. Bu tez doğrultusunda, mimariyi besleyen, etkileyen; mimari dışındaki unsurları da inceleyince, mimariyi daha gerçek bir platforma oturttuğumuz gibi, Sinan’ı da daha iyi anlıyoruz.
Merkezdeki yapılarla taşradaki yapılar arasındaki farkın gerekçelerini de bu kitapta bulabilirsiniz.
Gülru Necipoğlu’nun kitabında okunmasını salık vereceğim bölümlerden biri de, ‘Aziz Üstadın Portresi’ başlığını taşıyor.
Mimar Sinan’ın ülkesinde; Gülru Necipoğlu’nun yazdığı Sinan kitabı mutlaka okunmalı ve kitaplığımızda bulunmalı.
Her kuşağın bir gün bu kitabı okutması gerekecek.

Doğan Hızlan’ın seçtikleri

Mario Levi
Size Pandispanya Yaptım
Doğan

Cemil Kavukçu
Örümcek Kapanı
Can

Joyce Carol Oates
Acı Ülke
Everest

Rahim Tarim
Çocukluk ve Şiir
Özgür

X