Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Sinan benimle işte benim karizma yerlerde

Pes etmek üzereyim. Yoruldum. Kesinlikle bir tatile ihtiyacım var. Bayram artı yarı yıl tatili, artı herkesi evlere hapseden kar sayesinde kara kışın ortasında bir aylık bir kesinti.

Ne ilginçtir ki daha gittiği yer okul sayılmasa da, ders ve sınavların ağırlığını hissetmeseler bile bizim yuva çocukları "bir hafta daha tatil" lafını ettiğimizde "yehhuuuu" diye bağırıyorlar. Neyin sevinci bu? Sen daha ne sıkıntı, ne zorluk gördün ki okula dair, tatile seviniyorsun? Şimdi böyleysen, gerçek okul kavramı ile yüz yüze geldiğinde ne yapacağız?

Bir aylık bu düzensizlik dönemi sonucunda iyice koptuk.

Ana oğul sürekli itiş kakış halindeyiz. Laf anlatamaz oldum. Lütfenlerimin, acıklı ses tonumun onun üzerinde hiçbir etkisi, hiçbir yaptırımı yok. Sinan sadece kendi istediğini yapma peşinde. Onun istediği film seyredilsin, ben de yanında olayım. İyi, eyvallah, oyun da oynadık, artıklardan robot da yaptım. Film seyredelim. Bari senin çizgi filmlerini seyrederken ben de sudoku çözeyim değil mi?

"Anne, bıktım senin şu bulmaca işinden!"

Bakar mısınız? Bıkmış benim bulmacamdan! Yahu sana ne! Madem ki beni yanında oturtuyorsun, bırak kafamı dinlendireyim o esnada...

İşe götürüyorum arada bir. Başta gayet iyi. Çevredekilerle konuşuyor, her biri ile birkaç dakika oynuyor. Ondan sonra başlıyor çıldırmaya. Onunla oynayayım, oynayalım istiyor. Anlatmaya çalışıyorum, burası bir iş yeri. Tamam, herkes rahat, gülüyor, sohbet var, ama sonuçta bir sürü iş yapılıyor orada. Ama anlatamıyorum. Anlayış sıfır. Bağırıyor bana herkesin önünde; benim karizma yerlerde...

Bilgisayarda oyun açıyoruz. Kaybediyor, ekran açılmıyor, kar yüzünden bağlantı kopuyor; benimki yine krizde. Biz yine krizde, benim karizma yine yerlerde...

Bazen gözüm dönüyor, bulayım bir abla, bırakayım onu yanına diyorum. Ama kıyamıyorum.

Sonra gece krizleri çıktı ortaya. Yıllardır mışıl mışıl yatağında uyuyan oğlum, "Korkuyorum" diyerek bizim yatakta yatmaya kalkıyor. Örtüyü tepesine kadar çekiyor, öyle uyuyor. Her gece yatma yeri krizi yaşıyoruz. "Neden korkuyorsun?" diye soruyorum. Anlatmasını istiyorum. Cevap yok. "Onu daha okulda öğrenmedik" diyor. Yemezler! Korku okulda öğrenilmez, hissettiklerini anlatsın istiyorum; cevap yok. Daha önceden anlaştığımız gibi bir tek pazartesi geceleri bizimle yatmasına izin var ve bunu bozmamak için çok gece kriz yaşadık. Çekti örtüyü kafasına, uyudu sonunda. Bakalım okul açılınca erken kalkma düzeninde nasıl olacak?

HEP BEBEK KALSALAR

Bu arada geçen hafta düzenlenen 0-3 Bebek Sağlığı Konferansı’na katıldım. Katıldığım bölümlerden biri, yeni doğan bebek bakımı ile ilgiliydi. İzleyicilerden biri bebeğin aile ile yatması hakkındaki doğruyu sormuştu. Karşımda bir sürü anne- baba adayı ve yeni anne-baba vardı. Konuşurlarken içimden tebessüm ettim. Küçücüktü, kendi yatağına koydum Sinan’ı. Mışıl mışıl uyudu. Sonra bir gün beni istedi yanında. Eyvallah, onunla yattım biraz. Sonra kendi yatağına döndü tıpış tıpış. Hatta bir ara bize iyi geceler deyip, kendisi gidip yatıyordu. Şimdi ise yukarıda anlattığım durum var.

Yolun başındayken pek çok şeyi baştan düzene koyduğumuzda öyle gideceğini sanıyoruz. Ama öyle olmuyor işte. Büyümeleri ile birlikte her şeyi bir anda değiştirebiliyorlar.

Ne yapmalı? Nasıl yapmalı? Bilmem... Sanırım biraz da onların isteklerine, karakterlerine göre yürütmeli işleri. Ama yaş beş olunca mücadele zorlaşıyor tabii. Bebekken rahatmış hayat!

Neyse, üç gün annem, beş gün Seniha, iki gün arkadaşı Hakan derken bitirdik tatili. Onun tatilini... Sıra benimkinde!!!

Küçük kardeş dost mu, düşman mı

Sadece anne ve baba, kendilerini hazır hisseder ve isterlerse yapılabilir ikinci çocuk. Ve inanın, çocuğunuz ne kadar isterse istesin, kardeşi doğduğunda mutlaka sorun çıkar. Kimi zaman kendilerinin daha az sevildiğini sanır, kendilerine daha az zaman ayrıldığı için kızarlar. Gün gelir, kendilerine alınmasını bekledikleri bir oyuncak yerine kardeşlerine bir şey alındığı için

tepeleri atar. Krallık bitiyor, her şeyin paylaşıldığı bir dönem başlıyor. Eğer büyük çocuğunuzun sağlıklı bir gelişim süreci geçirmesini istiyorsanız, kıskançlığın aşamalarını öğrenerek bu duygu kaosuyla baş edebilir ve büyük çocuğunuzun kendini daha özel ve önemli hissetmesini sağlayabilirsiniz.

KARDEŞ ANNE KARNINDAYKEN

Hamilesiniz ve ne yazık ki, önceden hevesli görünen çocuğunuz bu durumdan pek hoşlanmıyor. Somurtuyor, çünkü o ne derse desin, anne-babasının yaptığından anladığı tek şey, "Sen bize yetmiyorsun. Bu nedenle ikinci bir çocuk istiyoruz." Çocuğunuz bu fikirden hoşlanmasa bile moralinizi bozmamalısınız. Çocuğunuzla bu konuda tartışmayın. Kararınızı onu sevindirecek ifadeler kullanarak anlatın. "Çok tatlı bir çocuksun; o yüzden senden bir tane daha istiyoruz", "Ufak bir kardeşin olsa ne kadar eğlenirdik, değil mi?" gibi... Onu sevdiğinizi belli edin. Sevginizi hissetmesi çok önemli.

İLK 8 AY ÇOK ZOR

Bebek doğdu. Herkes deli gibi bebekle uğraşıyor. "Hani beni çok sevmeye devam edeceklerdi? Neden şimdi böyle davranıyorlar? Kardeşim ağlayınca, annem etrafta koşuşturuyor..." Sevgiyi bölüşmek çocuklar için çok zor. Bu haksızlığa hepsi isyan eder. Yaşları ne kadar küçükse, isyan da o kadar büyür. Çocuğunuz üç yaşından küçükse, isyan daha da büyük olur. Çünkü tahtından indirilmesi ona çok ağır gelir.

Bu durumda sık sık uyguladıkları bir strateji var. Özellikle de kardeşinin doğumunu takip eden ilk sekiz ayda sıklıkla görülür. "Eğer kardeşim her istediğini elde ediyorsa, ben de bebek olmalıyım" diye düşünürler. Bu ne mi demek? "Ben de bez istiyorum; yoksa pantolonuma işerim. Ben de biberon istiyorum; yoksa bardağı yere atarım" gibi eylemlerle karşılaşmaya hazır olun demek. Olanları büyütmeyin, büyük çocuğunuzun tek arzusu sevgi ve ilgi.

9-16 AY TEHLİKELİ

Kardeşi büyümeye başladığı andan itibaren sorunlar da değişiyor. Kardeşinin varlığına alışan büyük çocuk, bu sefer de en sevdiği oyuncağın kırılmasına, zar zor yaptığı kulenin devrilmesine çıldırıyor. Tepkisini ona zarar vererek göstermeye çalışıyor: Vuruyor, itiyor, çimdikliyor... Kardeşinin küçük olduğunu, ne yaptığının farkında olmadığını ve bilerek yapmadığını açıklamanız lazım. Daha da önemlisi örneğin lego kulesini yıktığı için kardeşine kızabileceğini ama zarar vermemesini, kuleyi beraberce yeniden yapabileceğinizi anlatmalısınız.

İkinci çocuğunuz emeklemeye ve yürümeye başladığında rekabet artar. Kardeşine devamlı güzel şeyler söylendiğinde ve iltifatlar yağdırıldığında büyük çocuğunuzun kızgınlığı daha da artar. İlk çocukların bu dönemdeki en büyük ihtiyaçları, onların arkasında duran anne-babaları. Örnek vermek gerekirse; otobüste kardeşinin ne kadar tatlı olduğunu söyleyen yaşlı kadınlara büyük çocuklarının da çok yakışıklı olduğunu söyleyen anne-babalar.

17 AY-2 YIL: İŞLER DÜZELİYOR

Zaman geçtikçe işler biraz daha yoluna girer. İlk çocuğunuz, büyük olmanın önemini ve güzelliğini hissetmeye başlar. Onu korur ve sahiplenmeye başlar. Küçük kardeşleri dediklerini yapmaya başlayınca bu durum büyüğün daha da hoşuna gider ve dolayısıyla hoşgörülü olmalarını sağlar. Bu dönemde kardeşleriyle ilgili sorumlulukları severek üzerlerine alırlar, ve onun gelişiminden gurur duyarlar. Anne-babalar bu dönemde çocukların ilişkilerini desteklemeli ve kardeşleri beraber zaman geçirmeye teşvik etmeli. Ender de olsa, arada sırada küçük çocuğunuz ağlayarak yanınıza gelebilir. Çünkü abisi ya da ablası, onun onaylamadığı bir şey yaptığında onu tartaklamaya devam edebilir.

2-3 YIL: OYUN MUKAVGA MI

Kardeş olmanın avantajı her zaman oyun oynayacak birilerinin olmasıdır. Dezavantajı ise, her zaman kavga edecek birilerinin olması! Kardeşler sık sık kavga eder. Kimin inşa ettiği kule daha yüksek olacak? Kim daha hızlı koşuyor? İki rakip, çocuk odasının hakimiyeti üzerine de kavga eder. Anne-babanın sevgisini kazanmak için de kavga çıkar. "Bir gün anlaştıklarını göremeyecek miyiz" diye merak edersiniz. Elbette anlaşırlar. Bu dönemde birbirine çok yakın ve birbirlerini nasıl kışkırtacaklarını çok iyi bilirler. Bütün sorun da bu yüzden çıkar zaten. Çözüm, çocuklarınızı arada sırada farklı aktivitelere yöneltmek. Örneğin, büyük olan babasıyla yüzmeye giderken küçük anneyle kalıp kek pişirebilir.

3 YILDAN SONRA HUZUR

Kardeşler birbirinden ayrı geçirdiği zamanlarda gittikleri anaokulu, ilkokul gibi yerlerde eğleniyorlarsa ve mutlularsa, biraraya geldiklerinde çok büyük sorunlar yaşanmaz. Eskisi kadar kavga etmezler. Böylece eve bazı günler huzur hakim olur. Elbette bu, kıskançlıkların, tartışmaların ve kavgaların tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez. Ama kavga edip, iki saat sonra beraber oynuyorlarsa, bu sevginin en büyük kanıtıdır.

ANNEMİN KÖŞESİ

Anneler, kızlar ve fuarlar

Ben onu taşıma peşindeyim, o beni. Annemin niyeti 17-19 Şubat’ta Lütfi Kırdar’da düzenlenecek Evlilik Fuarı. Yanlış anlamayın, evlenme durumu yok. O bu işi 40 sene önce halletmiş. Neee, 40 mı! Neyse hemen geçiyorum bu konuyu. Benim evlilikle işim yok, benim için çok önemli olan ve aynı yerde düzenlenen 0-14 Bebek ve Çocuk Fuarı’na gideceğim ben. Ayın 9’undan 12’sine kadar tam dört gün kalemimle, çenemle orada olacağım. İş icabı olsa da bayılıyorum bu tip fuarlara. Hem insanın içini açan detaylar oluyor, hem de bol bol insan görebiliyorsunuz. Ki bu durum bizim işimiz için önemli. Bu sırada birilerinin çocuğumla ilgilenmesi gerekecek. Olsa olsa bir günlüğüne fuar alanına salabilirim ama diğer günler annemin elini öpmem gerekecek. Bence fuara gelecekseniz annenizi de takın kolunuza. Çünkü ilgilenecek çok şey var ama çocuklar bambaşka noktalara kaydığından sersemleyebiliyorsunuz. İşte o anda çocuğunuzu annenize satıp işinize bakabilirsiniz. Arada bi kahvemi de içersiniz. Di mi anne???
X