"Ayçe Dikmen" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayçe Dikmen" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayçe Dikmen

Şimdi dostluk ve arkadaşlık zamanı

Mario Franguolis, hard rock şarkılardan opera aryalarına kadar her türden şarkı söyleyebilen bir 21. yüzyıl tenoru olarak tanımlanıyor. Her ne kadar şimdi, "En büyük aşkım opera ve klasik müzik" dese de, gençlik yıllarında operayı sevmemiş. Grubundaki diğer Yunanlı sanatçılar gibi, onun da yakın akrabaları İzmir’den göç ettiğinden kendini İzmir’e ve İzmirliler’e yakın hissettiğini söylüyor. İKSEV’in düzenlediği Uluslararası İzmir Festivali için gelen Frangoulis ile harika manzaralı Hilton Oteli’nin kral dairesinde, sanat, hayat ve insan olmak üzerine konuştuk.

È İzmir’e ikinci gelişiniz değil mi?

ÈEvet ama Çeşme’de ilk kez konser veriyorum. Çeşme Kalesi gibi tarihi bir yerde konser vermek çok müthiş.

Èİzmir’i seviyorsunuz..

Èİzmir’i çok seviyorum. Enerjisi, kendine has hayatı, Kordon, gün batımı harikulade. Arkadaşım George Perez’le Kordon’dan güneşin batışını izledik, sanki suya gömülüyordu, inanılmaz görüntüydü. ’Hayat güzeldir’ diye düşündüm. Beni yetiştiren akrabalarım İzmir’den göç etmiş. Geçmişi düşündüğünüzde karşınıza çıkanlar hep politik, insanlarla ilgili değil. Kim kimi incitirse, kendisi de incinir. Önemli olan dostluğu bulup çıkarmak, geriye bakmadan ilerlemeyi başarabilmek.

Gençliğimde operayı sevmiyordum

ÈKariyerinizdeki kilometre taşları nerelerde karşınıza çıktı?

È20 yaşımdayken Maria Callas bursunu kazandım. Bu bana daha büyük düşünme imkanı ve daha çok çalışma isteği verdi. 21 yaşımda Londra Palace Theatre’da Les Miserables müzikalinde başrol oynadım. Kendi paramı kazanmaya başladım. Her şey aynı anda olmaya başladı. Bütün olanlara ben de şaşırdım ama harika bir hayat fırsatı sunulduğunu da anlamıştım. Ayrıca efsane opera sanatçısı Alfredo Krause dünyanın farklı yerlerinde konserler verirken, oralara uçup ondan eğitim aldım. Beni kabul etmesi, sanatı ve mütevazı kişiliği beni çok etkiledi. Tüm bunlar için minnettarım.

Èİlk başta operayı sevmiyordum demişsiniz, bu ne zaman değişti.

ÈDoğru, sanırım içimde bazı şeyler değişti. Hayattan daha farklı ve ulaşılması zor şeyler istedim. Sadece müzikallerde oynamaktan memnun değildim. Yarışmaya girip Maria Callas bursunu kazandığımda kendimi daha ciddiye almam gerektiğini fark ettim. Kendimi daha fazla opera dünyasına verdim. Ama çok genç yaşta bu kolay olmuyor. Dışarıda bir dünya akıyor, arkadaşlarınız farklı şeylerle ilgileniyor, hatta sizinle dalga bile geçebiliyor. Her zaman klasik bir sesim oldu, tenor olmayı, Mario Lanza, Caruso gibi olmayı umuyordum. Sonradan bu müziğin ne kadar önemli olduğunu fark ettim.

Geçmişte travmalar yaşadım ama yaralanma pahasına kendimi kapatmadım

ÈGeçmişinizde ne olursa olsun, neler yaşadıysanız yaşayın yine de ileriye bakın, asla vazgeçmeyin ve ilerleyin demişsiniz. Bunu size söyleten neydi?

ÈGeçmişte kariyerim ve kişisel hayatımda gerçekten zor zamanlarım oldu. Bazı zamanlar kendimi, kendimle mücadele eder halde buldum. Ancak geriye bakmazsanız ilerleyebilirsiniz. Hayattaki olumlu şeyleri ve özellikle pozitif insanları bulmalısınız. Bazen diğer müzisyenler hatta aileniz ve arkadaşlarınız bile sizi hayal kırıklığına uğratabilir. Ama bunları geride bırakabilmeyi öğrenmeli ve iç dengenizi kurmalısınız. Kendinize karşı doğal olup, hayata açık olmak en doğrusu. Kötü tecrübeleriniz var diye kendinizi kapatmamalısınız. Gerekirse yaralanma pahasına açık olabilmelisiniz, ama bu ilerlemenize engel olmamalı.

ÈAnnenizin sizi 4 yaşında teyzenize bırakıp gitmesinin bir travma yarattığından bahsetmiştiniz. Bunu nasıl aştınız?

ÈBence bu beni özel bir kişi yapmıyor. Herkesin kendine göre kötü deneyimleri var ama kimse bu nedenle bir ayrıcalık talep edemez ve ben daha önemliyim diyemez. Yapılması gereken başka insanların endişelerini ve acılarını anlamak. Onların yaşam için ya da daha iyi olmak için ihtiyaçlarını anlamak gerekir. Bazen insanlar kötü geçmişlerinden ötürü "neden ben" diye düşünerek kötü ve zalim olabilir. Bu çok tehlikeli bir sorudur. Oysa herkesin hayatında zorluklar, kötü zamanlar olmuştur. Ama bunu anlamak zaman alır.

Türkler ne dinlediklerini biliyor, şarkılara katılıyor

ÈTürkiye’de nerelerde konserler vereceksiniz?

È7 Ağustos’ta Meyra ile Bodrum Açıkhava, 9 Ağustos’ta ise İstanbul Kuruçeşme Arena’da olacağım.

ÈTürk izleyicileri nasıl buluyorsunuz?

ÈTürkleri çok seviyorum. Ne dinlediklerini biliyor, şarkılara katılıyorlar. İnternetten beni izleyen çok Türk hayranım var. Ayrıca gelecek yıl İstanbul’un kültür başkenti olması beni de mutlu ediyor.

ÈAntik tiyatrolara özel bir merakınız olduğunu okumuştum.

ÈAşil, Dionisos gibi birçok antik Yunan karakterini canlandırdım. Türkiye ve Yunanistan’daki antik tiyatrolar da beni çok etkiliyor. Bence Türkiye ve Yunanistan sadece bir denizi paylaşmıyor. Aynı zamanda tarihi, geçmişi ve kültürü paylaşıyor. Şimdi dostluk, arkadaşlık ve birliktelik zamanı.

Kendiniz olmalı, herkesin de kendisi olmasına izin vermelisiniz

ÈAfrika’da doğup bir müddet kalmışsınız. Bu hayatınıza ne kattı?

ÈAfrika, Yunanistan’dan ve dünyanın birçok yerinden daha farklı olduğundan, çok farklı deneyimler kazandırıyor. Bir kere çok büyük, farklı. Doğduğumda orada çok zor zamanlar yaşanıyordu. Aileler, komşular birbirini öldürüyordu. Evimizden iki kapı ilerideki aile dostlarımız öldürülmüştü. Beyaz insanlar yerlilere iyi davranmıyordu. Ben de birçok şiddet sahnesine şahit oldum.

ÈBütün bunlar sizde bir etki bıraktı mı?

ÈBunlar hala kafamda. Geçen yıl dünya barışı ve çocuklar için çalışan WCCI (World Centers of Compassion for Children International) barış elçisi oldum. Afrika bana kimin kim olduğunu ve insanların ülkeden ülkeye gösterdiği farklılıkları öğretti. İnsanların geçmişlerine, geldikleri yerlere saygı göstermeli, onların duygularını, öfkelerini ifade edebilmelerine izin vermelisiniz. Kimseyi yasaklayamaz, onları Avrupalı, Amerikalı olmaya ya da öyle davranmaya zorlayamazsınız. Hiçbir şey zorla yapılmamalı. Sadece kendiniz olmalı, herkesin de kendi olabilmesine izin vermelisiniz. Afrika bana insanların içlerinde özgür olmasının dışında, özgür olmalarından daha önemli olduğunu öğretti.

Leyla Gencer tüm zamanların en etkileyici sopranosu

ÈTürk sanatçısı Meyra ile ortak projeleriniz var değil mi?

ÈMeyra, iyi bir soprano. Onunla geçen yıl İstanbul’da tanıştık. Beraber çalıştık. Çok iyi karakterli. Genç ve yapabileceği çok şey var. Yeni albümünde bir şarkımı düet olarak seslendirdik. Kaliteli müzik yapması, iyi karakteri ve genç yetenek olması nedeniyle destek vermek istiyorum.

ÈBaşka Türk sanatçı biliyor musunuz?

ÈSezen Aksu tabii ki. Onu çok seviyorum. Güzel sesi, etkileyici yorumu, yürekten gelen sözleriyle Yunanlı sanatçı Haris Aleksiou ile benzerlik gösteriyor. Kesinlikle onunla çalışmak isterim. Zülfü Livaneli de çalışmak istediğim bir sanatçınız. Hatta bunu kendisiyle de konuştuk. Onunla çalışan tüm Yunanlı sanatçılar ne kadar harika sanatçı olduğundan söz ediyor.

ÈTürk opera sanatçısı deyince?

ÈLeyla Gencer benim için tüm zamanların en etkileyici sopranosudur. Güzel, güçlü, yüksek kaliteli, tutkulu bir sanatçıdır. Bence Leyla Gencer çok üstün yeteneklere sahip bir sanatçıydı.

<ı>Çeşme’de sohbet

Mario Frangoulis, Çeşme’de Yunanlı sanatçılar Eleni Lydia Stamellou, George Perris, İngiliz Deborah Meyers ile konser verdi. Gerçekten iyi arkadaş olan sanatçılarla konser öncesi kısa da olsa sohbet ettim.

ÈMario Frangoulis ve Arkadaşları projesi nasıl ortaya çıktı?

È Mario Bu proje geçen yıl ortaya çıktı. Birçok yetenekli sanatçıyla çalışıyorum. Her konserde farklı sanatçılarla bir araya geliyorum. Ben en çok genç sanatçılara önem veriyorum. Deborah Meyers ile uzun yıllardır birlikte çalışıyoruz. Benim ilk sahne partnerimdir. Aramızda harika bir sahne kimyası var. Onunla her çalıştığımda kendimi çok rahat hissediyorum. Eleni Lydia Stamellou ünlü Yunanlı sanatçı Aliki Kayaloglou’nun kızı ve çok yetenekli. George’u bir TV programında tanıdım. Sesinden çok etkilendim ama esas satışı artırmak için kendi albümünden değil de albüm dışından şarkı söylemesi beni etkiledi. Güzel müzik yapan, kaliteye önem veren, hayatı seven, romantik sanatçılarla bir araya geliyoruz ve konserler veriyoruz.

ÈDeborah: Mario ile 15 yıl önce Kral ve Ben’in seçmelerinde tanıştık. O zamandan beri sık sık birlikte çalışıyoruz. Mario ile tanıştığım için kendimi çok şanslı hissediyorum. Bu konser için İzmir’e Londra’dan geldim.

ÈGeorge: Mario genç sanatçılara karşı son derece cömert. 3 yıl önce bir TV programında Mario’ya gidip kendimi tanıttım, beni dinlemesini rica ettim. İşi olmasına rağmen bir saat 45 dakika sahneye çıkmamı bekledi ve beni dinledi.

ÈEleni: Ailem İzmir’e konsere geleceğimi duyunca çok mutlu oldu çünkü büyük annem İzmir’den göç etmiş.
X