"Melike Karakartal" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Melike Karakartal" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Melike Karakartal

Şimdi de 80’ler!

Bir hafta içinde Okan Bayülgen ile 90’lara, oradan Birol Güven’in “Seksenler” dizisinin başlamasıyla hoop 80’lere savrulduk.

“Meğer ne meraklıymışız nostaljiye” diyeceğim ama bu halimizin de pek eleştirilecek bir yanı yok hani. İnsanın nostalji yapması bir bakıma bugünün dertlerinden kaçmak, güzel anılara sığınmak değil midir aslında? Nasıl da zevk alıyoruz birbirimize 90’ları, 80’leri anlatırken...
90’ları evvelki gün konuşmuştuk. İzninizle şu noktada ben de birkaç gündür süren 80’ler furyasına katılmak, yüzümde hisli bir gülümseme ile “Ne güzeldi o yıllar” diye söze başlamak, ardından “Dizi olan Seksenler”e gelmek istiyorum...
80’lerde bir ilkokul çocuğu olan bendeniz, etrafta bolca görebileceğiniz, annesinin bere üstüne kapüşonu geçirip atkı ile sarmaladığı “astronot çocuk”lardan biriydim. Şimdi siz sanıyorsunuz ki, o zamanların en büyük işkencesi füzolar, vatkalar ya da yüksek belli kotlardı. Hayır efendim. O zamanların en büyük işkencesi tas modeli saçlardı. O toplasan toplanmaz, kısa değil ama uzun da değil, toka tutmaz, yatışmaz, insanı maymun eden tas modeli saçlar... Tuhaf kesimler bir yana, perma, meç gibi insanı hakikaten olduğundan çirkin gösteren birtakım seçimler de yaptı kadınlar o yıllarda. Sonra o perma “brezilya fönü”ne, meç ise “balyaj”a döndü ilerleyen zamanlarda...
Bugün yakışan-yakışmayan herkes nasıl saçını sarıya boyuyorsa, o zaman da her kadın dudağına sedefli pembe ruj sürüyordu. Erkeklerde moda “David Hasselhoff saçı”ydı, yani saç kısa sayılır ama enseden uzun.
“Trendy gençler” tayt giyer, neon renkli plastik bilezikler takar ve saçlarını saçma sapan at kuyrukları yapardı. Yani kısacası, bugün ile karşılaştırıldığında hayli komik görünürdü herkes. En şık kadın, en hoş erkek bugüne ışınlansa “çıldırmış herhalde” der, güler geçersiniz...

Diziler detaylarda sınıfta kalıyor

Dizi olan Seksenler, insana tatlı günleri hatırlatıyor ama bazı detaylar var ki takılmadan geçemiyor insan.
80’ler demek aslında detay demek... En güzel kadını bile bir Amerikan futbolcusu gibi gösteren vatkalı kazaklar... Her an Eurovision’a katılacak bir pop grubunda org çalmaya hazır görünüm veren kolları kıvrılmış ceketler... Beli neredeyse ağzımıza gelecek kadar yüksek pantolonlar...
Görüntü, 80’leri ifade etmek açısından bu kadar önemli iken, o “eski his” yok “Seksenler”in kostümlerinde.... “Behzat Ç.” bile o üstüne bir türlü oturmayan, bedenini üç kat büyük gösteren koca omuzlu deri montu ve tas modeli saçlarıyla daha 80’ler görünüyor... (Mesela, “Seksenler”de bir karakter elbisenin üzerine kısa streç hırka giyiyor... Bu, değil 80’lerde, 90’larda bile yoktu, 2000’lerde girdi hayatımıza.) Merak ediyorum, tam olarak 80’leri yansıtabilecek kostümler bulmak çok mu zor? İlla “Mango’dan yeni alınmış” hisli kıyafetlerle mi karşılaşacağız?
Şu noktada “Seksenler” için değil ama “dönem dizilerinin Ikea sevdası”ndan da bahsetmemek olmaz. Herkesin ziyadesiyle pazar günleri yaptığı “Ikea’ya gidelim. Alışveriş yapmasak bile gezer, köfte yeriz” turlarından tanıdığı; çok insanın evinde olan ve her yerde bulunan kilimleri, battaniyeleri, yastıkları dolduruyorlar dizilere.
Zaten dizi mekanlarının set olduğu o kadar belli, o kadar gözümüze sokuluyor ki, bari eşyalarda biraz “gerçek his” geçse ekrandan... Fena mı olur?

X