« Hürriyet.com.tr
MENÜ

SİM (Serdar'a İnat Miami) Evet gittim. Miami'ye... Hakkında Serdar Turgut'un yazmış olduğu tüm olumsuzluklara rağmen hem de!.. Gitmesem, Florida'yı, iç

Hürriyet Haber
SON GÜNCELLEME
SİM (Serdar'a İnat Miami) Evet gittim. Miami'ye... Hakkında Serdar Turgut'un yazmış olduğu tüm olumsuzluklara rağmen hem de!.. Gitmesem, Florida'yı, iç içe geçmiş o güzelim adaları, teknoloji ile doğanın kucaklaştığı Everglades Ulusal Parkı'nı, Hemingway'in yaşadığı evi, sıfır noktasını, o güzelim kumsalları ve insan olduğumuzu hatırlatan bir sürü ince detayı başka türlü nasıl yaşayacaktım ki?THY ile Miami'ye gidiş kararı verildi artık.. Hem de 12,5 saatlik "sigarasız" uçak yolculuğu göze alınarak... Gittim de ne mi oldu? İşte anlatıyorum. Sabrınız varsa okuyun. Ama en baştan anlatacağım sözümü ve de hızımı kesmeyin ona göre.14.03.2000 SalıMiami uçağımız güya 09:30'da! Güya diyorum çünkü ancak 10:20 de kalkışa geçtik. Kalkış öncesinde yeni medar-ı iftiharımız havaalanında bizi uçağa körüklü geçiş yerine, otobüslere doğru titrete titrete gönderdiler. Herkes giysilerini minimum 26 dereceye göre ayarlamış. Oysa İstanbul ayaz! Burnumuzun dibindeki New York uçağı ise körüklüğe yanaşmış bekliyor. Oysa oraya gidecekler lahana gibi giyinmiş vaziyette... Acaba THY'nin bu kadar basit bir olayı düşünecek bir ilgili ve de yetkilisi ne zaman olacak? Neyse moralimizi bozmayalım...Uçakta muhabbet çabuk kuruluyor. Eeee ne de olsa kader birliği yapacağız 12,5 saat boyunca... Ben şarap içip sızmayı düşünüyorum. Ama ne mümkün? Benle uyku savaş halindeyiz. Üstelik yemekler yendikçe ve de saatler geçtikçe sigara krizim beni rahat bırakmıyor. Ya el insaf be!. Günde bir paket sigara içen biri için bunca saat işkence... Bilmeceler çözüldü, gazeteler okundu, insanlarla tanışıldı, yemekler yendi, uyunmaya çalışıldı. Yapacak bir bir şey kalmadı ki yapalım. Üstelik bunca saatlik fiks statüme vücudum da isyan etmeye başladı. Uzanamıyorsun ki şöööyle gerine gerine... Ben en iyisi su içeyim. Uzun uçak yolculuklarında ve de sigarasızlık anlarında tavsiye edilen şey bu. Böylelikle bir taşla iki kuş vurmuş olacağım kendimce...Bu THY bir alem... Bir şişe su ile bardak istedim. Vermiyorlarmış... Nedeni belli değil. Mutlaka bardak bardak içmek gerekiyor suyu. Acaba bir şişe suyla intihar edenler falan mı oldu diye düşünmeye başlıyorum abuk sabuk... Neyse ki antreman oluyor kalkıp su almak, hosteslere kalsak ohooo yandık çünkü. Yalnız bu durumun tek sakıncası her döndüğümde yerimin eşim ve oğlum tarafından biraz daha gasp edilmiş olduğunu görmek! Son dönüşümde kolçak kalıyor sadece bana. Çünkü onlar uyuyorlar ve kadınlık içgüdülerim bana fedakarlık durumu ilan ediyor. Yolculuğumuzun sonlarına doğru uçakta sigaraya karşı isyan çıkıyor. Hostesler bu durumu rapor edeceklerini söyleyebiliyorlar sadece. Bense irademi kullanıp, yolculuğun sonuna kadar sabretmeği yeğliyorum. Ohhh çok şükür! Kaptanımız müthiş yumuşak bir inişle bizi Miami havaalanına indiriyor. İner inmez ne işe yarayacağına bir türlü anlam vermekte güçlük çektiğim Green Card'ımız bizi kuyruksuz, sorgusuz, dertsiz tasasız bir şekilde pasaport kontrolünden geçmemizi sağlıyor. Ama sıra valiz kuyruğuna gelince, diğerleri ile yine berabere kalıyoruz. Iyyy o da ne? Valizler yapış yapış. Sanki baklava şerbetine bulanmışlar. Üstelik bu durum diğer yolcuların valizleri için de geçerli... Allah'tan yağ değil diye sakin olmaya çalışıyoruz. Ama şerbetse, ona yağ da bulaşmıştır yaaa... Şerbetli valizlerimizi kaptığımız gibi artık uzmanı olduğumuz havalalanının dışına çıkıp, Türkiye'den internet aracılığı ile kiraladığımız arabaya ait şirketin otobüsünü beklemeye başlıyoruz. Bu arada bilin bakayım ben ne yapıyorum? Yarı sarhoş vaziyette sigaramı içmeye çalışıyorum, çünkü uzun süre içilmeye sigaradan sonra ilk nefes böyle bir etkiye neden oluyor.Oleey otobüsümüz geldi. Bizi, arabayı kiraladığımız şirkete götürüyor. Ben dışarıda içemediğim sigaraları büyük bir özveriyle birbirine ekleyip, çakmağım sayesinde dostluk kurduğum bir Amerikalı ile sohbet ederken, eşim birden bir jiple karşıma çıkıveriyor. Yahu biz jip kiralamamıştık ki...Anlaşıldı durum. Şu Amerikalılar satış psikolojisini çok iyi biliyor. Neymiş efendim "jiplerde kampanya" varmış. İnsan oralara kadar gelip, arabaya o kadar para vermişken, 3-5 dolar daha ilave edip jipe transfer olmayı göze alabiliyor. Aslında yolculuğun ilerleyen günlerinde pek de iyi yaptığımızı anlıyoruz. Oooh kurulduk jipimize daha önce yine internet aracılığı ile rezervasyon yaptırdığımız otelimize doğru ilerliyoruz. Ellerde haritalar, ama şimdilik haritaya gereksinimiz yok. Buraya ikinci gelişimiz. Eşim sürekli planlı olmaktan yanadır. Bense spontan yaşamanın özellikle yolculuklarda bir sürü hayal kırıklığının önlediğini düşünüyorum. Bu yolculukta ona, daha ötesi için herhangi bir program ya da rezervasyon yapmamasını, nereyi beğenirsek orada kalmak istediğimi belirtmiştim. O da "hadi bu sefer senin taktiği deneyelim" dedi. Bu laf hem iyiydi hem de kötü. Öyle ya, ipleri ele geçirmiştim ama, olacaklar için kafa patlatmam ve tercihlerimin sorumluluğunu ve de savunmasını aslanlar gibi de yapmam gerekiyordu. Olsun varsın. Katılımcı olmak iyidir. Hem başka ne işim var ki?Fatma Bengi BAYKAL - 5 Mayıs 2000, Cuma
Bunları da Beğenebilirsiniz