"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Silivri Türkiye'nin Guantanamo'su mu

HAYATIMDA, iki olay beni çok etkiledi.<br><br>Birincisi Galatasaray’ın Leeds United’le oynadığı maçta hissettiğim duyguydu.

Leeds stadında 80-90 Türk’tük. Çevremizde çoğu kadından oluşan, silahsız güvenlik görevlileri vardı.
Galatasaray gol atınca, içimizdeki bir milletvekili Türk bayrağı açtı.
O anda statta bulunan 30 bine yakın İngiliz, bize dönerek, orta parmaklarını uzattı.
Çoğunluk içinde, kendini küçücük bir azınlık hissetmenin ne kadar ezici bir duygu olduğunu en çarpıcı şekilde orada hissettim.
* * *
İkinci olayı ise iki yıl önce Davos’ta yaşadım.
Küresel ısınma tartışmasının bütün dünyayı sardığı günlerdi.
Oturumlardan birinde küresel ısınma konusu tartışılıyordu.
Salon tıklım tıklımdı. Çoğu, dünyanın en büyük şirketlerinin CEO’larından, öğretim üyelerinden oluşan bir topluluk dinliyordu.
Dinleyicilerin neredeyse tamamı, küresel ısınmanın dünyanın sonunu getirdiğine inanmıştı.
Amerikalı bir profesör söz aldı ve özetle şunu söyledi:
“Küresel ısınma konusunu abartıyorsunuz. Dünyanın tarihine bakarsanız, bunun dönemsel bir olay olabileceğini görürsünüz.”
Adam ancak buraya kadar konuşabildi.
Salondaki kalabalık bir anda uğuldamaya başladı ve bağırıp çağırıp profesörü susturdu.
İşte o an, inanç fanatik bir müminliğe dönüştüğünde insanın ne hale gelebileceğini gördüm.
Salondaki insanların büyük çoğunluğu, liberal ekonomiye inanmış kişilerdi.
Ama orada liberal düşünceden eser yoktu.
Tam aksine faşizan bir hava hâkimdi.
Dünyanın en büyük şirketlerini yöneten insanlar, sadece inandıklarını işitmek, duymak istediklerini dinlemek istiyordu.
Kendini liberal zanneden, öyle yutturmaya kalkan bir insanın pekâlâ faşist ruhlu olabileceğini orada gözlerimle gördüm.
* * *
2007 yılında Amerika’da yayımlanan bir kitabın tam adı işte buydu:
“Liberal Faşizm” (*)
Benim Davos’ta gözlediğim şeyin, aslında dünya düşünce ve siyaset tarihinde ne kadar yaygın bir eğilim olduğunu o kitapta okudum.
Bu kitap şimdi Türkçeye çevrildi.
Kitapta çevreciliğin bile pekâlâ “faşist” bir harekete dönüşebileceğini anlatırken Al Gore’la ilgili şu örnek veriliyor:
“Al Gore küresel ısınmanın günümüzde yaşanan en önemli krizlerden biri olduğunu sürekli olarak ve ısrarla söylüyor. Bu konuda şüpheci davrananlar, hainlerle ve Yahudi soykırımını inkâr edenlerle aynı kefeye kondular.”
Çok çarpıcı bir benzetme değil mi?
Hemen tepki göstermeyin, üzerinde biraz düşünün.
Çevrenize bakın.
Bu gün “demokrasi” istediğini söyleyen bazı köşe yazarlarına, üniversite hocalarına bakın. Yaptıkları mücadeleyi bir “savaş” olarak görecek kadar gözü dönmüş bir “demokratlık” olabilir mi?
“Memlekete demokrasi lazımsa onu biz tarif ederiz, kanununu biz yaparız, uygulamasını da biz yaparız. Geriye kalan herkes Ergenekoncu, Hitler, faşist, darbeci ve statükocudur” zihniyetinden demokrasi çıkabilir mi?
* * *
Faşizm kelimesi tabii ki çok ağır ve ölçüsüz ama liberal bir sindirmecilikten söz edilebilir.
Ama liberal denilen kişi despotlaştıkça, diyalektik de kendi kurallarını uygulamaya koyuyor.
Dün Cumhuriyet Gazetesi’nde okudum.
Silivri Cezaevi’ne “Türk Guantanamo’su” adını takmışlar.
Bazıları, “Silivri dolum tesisleri” diye mizahi bir dil geliştirmiş.
Oysa orada, yargılanan çok ciddi olaylar da var.
Ama liberal denilen aydın despotlaştıkça, hukuksuzluk da kendine bahane buluyor.
Sonunda bu kadar önemli bir dava hem Türk halkının hem de dünyanın gözünde hızla itibar kaybediyor.
O nedenle, önce hoşgörü.
Sonra hukuk. Gerçek hukuk.
Bir de bu kitabı altını çize çize okumak.
Çok ilginç, liberal faşizmi geliştirenlerin çok büyük çoğunluğu da solculuktan gelenler.
Bizde de öyle değil mi?
Geçmişte halk demokrasisine inanıyorlardı ve bunu silahlı mücadele ile yapmak istiyorlardı.
Şimdi yaptıkları da hiç farklı değil.

(*) Jonah Goldberg: “Liberal faşizm”, Çev: Enver Günsel, Pegasus Yay. 2010

Mehmet Barlas’a teşekkür

Meslektaşım Mehmet Barlas’a teşekkür ediyorum. Bir yanlışımı düzeltti.
Ben, eski gazetecilerin “gammazlık” yapmadığını yazmıştım.
Meğer eskiden de gammaz gazeteciler varmış.
27 Mayıs askeri darbesinden sonra bazı gazeteciler gammazlık yapmış.
28 Şubat’ta da yapan olmuş.
Eh demek ki, bugünkü gammazların da mazereti varmış.
Mehmet Barlas beni bir yanlıştan; bugünün gammazlarını da yalnızlıktan kurtardı.
Hepimiz teşekkür borçluyuz.

X