Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Silahları gömmek

    Gülden AYDIN gaydin@hurriyet.com.tr
    01 Ocak 2012 - 00:00Son Güncelleme : 31 Aralık 2011 - 01:44

    Kürt aydını Orhan Miroğlu’nun Everest Yayınları’ndan çıkan ‘Silahları Gömmek’ adlı kitabı, yarın satışa sunulacak. Kürt solunun önemli ismi, PKK’nın hain ilan edip namlunun ucuna koyduğu Miroğlu kitabında PKK’yı kurulduğu günden itibaren içerden inceliyor, çıkmazlarını ortaya döküyor; Kürt sorununun çözümüne kafa yoruyor

    ORHAN MİROĞLU KİMDİR

    1952’de Mardin Midyat Keferhavar köyünde doğdu. 1970’lerde DHKD’nin (Devrimci Halk Kültür Derneği) Diyarbakır başkanlığını yaptı. Diyarbakır Eğitim Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü 1979’da bitirdi. 12 Eylül Askeri Darbesi’nde 15 yıl cezaya çarptırıldı. 1988’e kadar Diyarbakır Cezaevi’nde tutuklu kaldı. 20 Eylül 1992’de Diyarbakır’da Musa Anter’in öldürüldüğü suikasttan yaralı kurtuldu. Uluslararası Af Örgütü Üyesi Miroğlu, aynı zamanda, Türkiye Barış Meclisi’nin çağrıcıları arasında ve kurucu üyesi. 2007’de Mersin’den bağımsız milletvekili adayı oldu. 2009’da kurucusu ve yöneticisi olduğu DTP, Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı. Taraf gazetesi yazarı. Kitapları: Dıjwar, Çapraz Ateşte İki Halk: Kürtler ve Türkler, Hevsel Bahçesinde Bir Dut Ağacı, Barışa Dair Bir Hikâyemiz Olsun, Her ?ey Bitti Ana’ya Söyleyin, Ona Zarfsız Kuşlar Gönderin/Uğur Kaymaz Kitabı, Affet Bizi Marin, Ölümden Kalıma.

    KÜRT HALKI SAVAŞ İSTEMİYOR

    Apê Musa (Musa Anter) mezarından kalksa, “Türkler ve Kürtler bir arada yaşayabilir, yeni bir hukuk, yeni bir anayasaya birlikte imza atabilir, işte bu yüzden silahları gömmenin zamanı” dediğim için bana öfke duyar mıydı? Kimlik adına öldürmenin bir vahşete dönüşmüş olmasının sebebi sömürgecilere karşı verilen bir ulusal kurtuluş savaşıydı da ben mi bu büyük hakikatin farkına varamamıştım? (...) Onlar savaş yoluyla, etnik bir çatışma yaratmayı umuyor ve bu yolla uluslararası pozisyonlarını güçlendirebileceklerini, Türk ordusunu Güney Kürdistan’a çekerek, ona kendi Vietnam’ını hediye edebileceklerini düşünüyordu. Türkiye’de şu an her iki halkın içinde bulunduğu ilişkilere bakarak, böyle bir stratejinin başarı şansı olacağına inanmak, büyük bir yanılgı. Kürt halkı bu savaşı istemiyor ve daha şimdiden savaş karşıtı bir tutum alıyor. Savaşa ve bunca şiddete rağmen, Türkiye girdiği demokratikleşme hamlesini sürdürmek için umut verici bir kararlılık içinde. Ölümler devam edecek gibi görünse de tarihin çarkı savaş isteyenlerden yana dönmüyor.

    BENİM ADIMA ÖLDÜRME

    Şehirlerde meydana gelen eylemler, sivillerin peş peşe ölümleri, iddia edildiği gibi herhangi bir halk desteği görmemiş, tam tersi bir tablo ortaya çıkmıştır. PKK-BDP’yi siyasi olarak olumlayan halk kesimleri bile bu savaş stratejisinden yana görünmüyor. BDP’ye yakın aileler, dört genç kızın hayatını kaybettiği Siirt’teki saldırıdan sonra BDP’lilerin taziye çadırına gelmelerini istememiş ve medyadaki haberlere göre genç kızların babası, BDP eş başkanı Gülten Kışanak’ın ziyareti sırasında taziye çadırını terk etmiştir. Siirt’te iki kızını kaybeden Esmer Evin, “Kürt devleti kurulduğunu farz edelim, ne yapayım ben böyle devleti, benim acılarımın üstüne kurulduktan sonra!” diyerek Kürt ve Türk annelerini, ortak eyleme davet etmiştir. ‘Benim Adıma Öldürme’ diyen gençlerin sayısı her geçen gün artıyor. Savaşa karşı seslerini yükselten, sivil toplum örgütlerini, aydınları ve Kürt gençlerini susmaya davet eden demeçler vermenin bir faydası yok. Tam tersine savaş istemeyen, bilakis savaş yorgunu şehirler, kasabalar söz konusu.

    ÖCALAN’DA MANDELA İTİBARI YOK

    Öcalan sık sık Mandela’ya benzetilir. Benzeyen ve benzemeyen yönler, dahası, Güney Afrika’daki halk hareketiyle Kürt halk hareketi arasında benzeyen ve benzemeyen birçok yan var. Ama Kürt isyanının ve Öcalan hiçbir zaman Mandela ve Güney Afrika’daki mücadelenin sahip olduğu saygınlığa uluslararası alanda sahip olmadı. En önemli sebep Kürt isyanının daha başlangıçta silahlarını sivillere yöneltmiş olması ve terör yöntemleri. Bu yöntemlerin binlerce insanın hayatına mal olmasını, PKK içine her nasılsa sızmış ve çatışmaların içinde geçtiği coğrafyada güç ve iktidar elde etmiş birtakım ‘ajanlar’la açıklamak resmi PKK tarihi olur. Ama gerçek PKK tarihi olamaz.

    BAŞBAKAN’IN TARİHİ BAŞARISI

    AK Parti iktidarına gelinceye kadar, Özal’ın girişimi dışında PKK’yle ve Öcalan’la çözümü gerçekten amaçlayan, devlet mahreçli sivil bir girişim söz konusu değildir. Son 10 yılda PKK’yle yapılan görüşmelerin tümünü askerler gerçekleştirmiştir ve bu askerlerin çoğu bugün Ergenekon ve Balyoz davalarının sanıkları. Bu gerçek, AK Parti hükümetine kadar havanda su dövüldüğünü göstermektedir. Türkiye’nin demokratikleşme tarihi de, askeri vesayetin Kürt sorunundaki egemenliğinin kırılması ve sonrasında başlayan açılım süreci de Ergenekon’un çökertilmesiyle mümkün olabilmiştir. Bu tarihsel başarı sadece AK Parti hükümeti ve Başbakan’a ait. AK Parti hükümeti bu başarıyı maalesef Kürt hareketine ve CHP dahil bilumum ‘sol’ muhalefete rağmen göstermiştir. (...) Öcalan’ın bütün siyasi analizlerinde görülebilen ordu ve askere atfedilen önem, İmralı’da daha da pekişti. ?imdi AK Parti ve Erdoğan bu tarihi tersyüz etmeye çalışıyor. MİT-PKK görüşmelerini de bu çerçevede değerlendirmek lazım. PKK, Özal’ın girişimi hariç hiçbir zaman, sorunu kendisiyle müzakere edecek bir sivil irade görmedi. PKK’yle görüşenler hep askerlerdi ve amaç, savaşı kontrol edilebilir bir noktada tutmaktı. AK Parti, Başbakan’ın cesaretle başlattığı bu girişimle hem bir tabuyu yıktı hem dünyada başvurulan yöntemleri benimsediğini göstermiş oldu.

     

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı