Silah kendiliğinden ateş alır mı?

Hürriyet Haber
28 Şubat 2017 - 01:20Son Güncelleme : 28 Şubat 2017 - 01:21

ŞÜPHELİ çocuk polis silahıyla öldü” haberine göre, bir alışveriş merkezinde hırsızlık yaptıkları iddiasıyla gözaltına alınan iki genç kaçmaya çalışmış ama polis yeniden yakalamıştı:

“Polis şüphelileri hastane dışında yakaladı, çıkan arbedede şüphelilerden biri polisin silahını almaya çalıştı. Bu sırada ateş alan tabancadan çıkan kurşunun başına isabet ettiği şüpheli Ö.B.T. (16) öldü.”

17 Şubat’ta Hürriyet’te yayınlanan DHA imzalı bu haberdeki ‘ateş alan tabanca’ ifadesine takıldım. Tabancanın nasıl olup da kendiliğinden ‘ateş aldığı’na ilişkin ayrıntı yoktu. Bereket olayın üzerine gidildi, araştırıldı. Ölen genç Ömer Barış Topkara, Ayazağa futbol takımında kaleci imiş. Olay sırasında Topkara’nın yanında olan ve aynı takımdan arkadaşı E.S. adlı genç, olay anını Hürriyet’e anlattı:

“... Ömer’le birbirimize kelepçelediler. O polis ‘Kaçarsanız vururum, affetmem’ dedi. Hastane çıkışı biz Ömer’le koşmaya başladık. Polis iki el havaya ateş etti. Karşıya geçtik. Polis iyice yakınlaştı. Durduk. Polis yanımıza geldi. Tam Ömer’in omzuna silahı dayadı, silah ateş aldı. Galiba otomatikmiş silah. Bir anda ateş etti. Ömer yere düştü.”

21 Şubat’ta çıkan “O polis kaçarsanız vururum dedi” başlığıyla yayınlanan haber, ilk haberdeki iki gencin polisin silahını almaya çalıştığı ve arbede çıktığı bilgisinin doğru olmadığını ortaya koyuyordu. Ama yine de bu haberde de “... Polis memuru H.D.S.’nin elindeki tabanca ateş aldı” yazılmıştı. 

Gözaltına alınan polis memuru, önce adli kontrol tedbiri ile serbest bırakıldı. Ancak savcılık itiraz etti ve mahkeme polisin ‘olası kasıtla öldürmek’ suçlamasıyla tutuklanmasına karar verdi. Hâkimin, polisin ‘kasıtlı’ davranması olasılığı üzerinde durmasına rağmen polisin tutuklanmasını duyuran 23 Şubat tarihli haberde de ilk iki haberde olduğu gibi ‘ateş aldı’ ifadesi kullanıldı.

İyi de bu ifadede ısrar edilmesinin anlamı ne? Polisin tutuklanma gerekçesini ve tanık anlatımını bir yana bıraksak bile bir tabanca kendiliğinden ateş alır mı? Almaz. O polis, tetiği çekmese tabanca ateşlenir miydi? Hayır. Polis tetiği çekti ki o silah patladı, o genç öldü.

Neden, niçin, nasıl tetiği çekti diye sorabiliriz; kazara çekmiş olabilir, heyecanlanmış olabilir, kasıtlı olabilir. Hepsi mümkün. Bu sorulara kesin yanıtın alınamamış olması o polisin o tetiği çektiği gerçeğini değiştirmez.

O nedenle haberlere ‘ateş etti’ diye yazılmalıydı. Ama nasıl ve niçin ateş ettiğini de araştırmak, mümkünse polisin ifadesine de haberde yer vermek doğru olurdu. Bunu yapmadan ‘ateş aldı’ gibi teknik olarak mümkün olmayanı yazmak, okurlara o polisi korumaya çalıştığımız izlenimi verir.

Tabii kaleci gencin ölümüyle ilgili olayda, ilk haberle yetinilmeyip gelişmelerin takip edilmesinin ve tanık anlatımına başvurulmasının iyi bir gazetecilik faaliyeti olduğunu da vurgulamalıyım.

SİLAH DEĞİL SİREN

ERDOĞAN’ın dünürü olası darbe girişimine karşı platform kurdu” başlığıyla yayınlanan haberin spotunda “Uzuner, silahlı milis gücü kurdukları iddialarını kesin bir dille reddedip, ‘Ben silah değil siren dedim’ diye konuştu” yazılmıştı.

Meral K. adlı okur, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dünürü Orhan Uzuner hakkındaki haberi eleştirdi:

“Cumhurbaşkanı’nın dünürü silahlı çete kuruyor ve siz bu haberi sorgulayıcı, eleştirel bir şekilde yapmanız gerekirken böyle bir röportaja imza atıyorsunuz. Kim bu adam ki güvenliği sağlamaya çalışıyormuş?”

21 Şubat’ta yayınlanan bu söyleşiye, sosyal medyadan da benzer yönde eleştiriler geldi. Eleştirilerde hep “Uzuner’in silahlı bir grup kurduğu” kabul ediliyor, buna dayanarak değerlendirme yapılıyordu.

Okurların bu bilgisi, Cumhuriyet gazetesinde bir gün önce yayınlanan ve Uzuner’in toplantıda yaptığı konuşmadan söz edilen habere dayanıyordu. Ancak Uzuner’in o toplantıda silahlanmadan bahsettiği doğru değildi; internette de yer alan görüntüyü izleyen herkes ‘silah’ değil ‘siren’ dediğine tanıklık edebilir.

Fakat böylesine tartışmalı bir ‘darbe karşıtı organizasyon’ iddiasına Hürriyet’teki haberde eleştirel yaklaşıldığı, yeterince sorgulandığı söylenemez. Nitekim haberin girişinde “Uzuner amaçlarını Hürriyet’e şöyle anlattı” deniyor ve sadece Uzuner’in sözlerine yer veriliyordu.

Bereket ertesi gün Hürriyet’te, Uzuner’in örgütlenmesiyle ilgili karşı görüşlere yer verildi ve durum bir ölçüde dengelendi.

OKURDAN KISA KISA

BİRGÜL Ergev: Doğan Hızlan, Kitap Sanat ekindeki yazısında 1980’den sonra Rıfat Ilgaz için düzenlenen panelden söz ederken, panelde konuşan İlhan Selçuk’un Ziverbey Köşkü’ndeki sorgudan yeni çıktığını yazıyor. Ziverbey sorguları 12 Mart’tan sonraydı. Arada neredeyse 10 yıllık bir fark var.

Not: Okur haklı. Panel, 12 Eylül değil, 12 Mart’tan sonra düzenlenmiş.

Osman Akgün: 2.51 m boyundaki Mardinli Sultan Kösen’in Samoa’ya gitmesini, internette “Samoa’ya ayak basan ilk Türk” diye haber yapmışsınız. Ama ben 10 Şubat’tan beri Samoa’dayım. Acaba neye göre ilk? 
(21 Şubat)

Nadir Paksoy: Bu kişinin “Samoa’da ilk Türk” olması mümkün değil. Ben eşimle birlikte 30 yıl önce bu adada BM adına iki yıl hekimlik yaptım. Oğlum orada doğdu. Doğumdan dolayı Samoa vatandaşı.

Harun Akkaya: İnternette üç cümlelik haberleri, her cümlesi bir sayfaya gelecek şekilde sayfa sayfa yayınlamaktan vazgeçin artık. Gazete okuma keyfi bırakmadınız. Artık sadece haber başlıklarını okuyup çıkıyorum.

Recep Yaşar (TGC Başkan Yardımcısı): Cinsel saldırı haberlerinde ‘cinsel istismar’ yazarak tecavüzün hafifletildiği saptamanız doğru ve yerinde. Ancak Haymana Lisesi’ndeki olayda Hürriyet’in haberinde, tacize uğrayan çocukların isimleri kısaltılarak verilmişti. O lisedeki öğrenciler, isimlerinin baş harfi verilen mağdurları kısa sürede öğrenir. Onun için bu tür haberlerde isimlerin kısaltılmasının da verilmemesi daha doğru olur.

A. Feridun Gündoğdu: “2000 yıllık steller tesadüfen bulundu” haberinde ‘devşirme taşı’ ve ‘stel’ tabirleri geçmektedir. Herkesin arkeolojik tabirleri bilmesi beklenemez. İnternette araştırdım. ‘Stel’ mezar taşı demekmiş. Bu şekilde bilinemeyecek tabir ve kelimelere açıklayıcı not düşünüz. (8 Şubat)

Ali Erhan Bilgin: Maalesef Hürriyet’te de ‘müjdeli haber’ ibaresi görülmeye başlandı. Müjde zaten iyi, sevindirici haber demek. Bir de ‘yaşanan olaylar’ deniyor. ‘Yaşanan’ kelimesi bir zarf ve zaten ‘meydana gelen’‘vuku bulan’ demek. ‘Yaşanan olay’ yazınca iki kez ‘meydana gelen’ denilmiş oluyor.

Pelin Dursun: Haber metinlerinde, yaşamını yitiren insanlardan bahsederken ceset yerine cenaze, naaş, cansız beden gibi kelimelerin kullanılması daha doğru olur. Lütfen artık bu konuya bir çözüm getirin.

Eshabil Üstündağ: Ne zaman sitenizi tıklasam, şu ‘iğrenç’ kelimesini görüyorum. Her habere de ‘iğrenç’ diye başlık atılmaz ki. Başka kelimeler de var, yüz karası, insanlık dışı, vicdansız, kara leke, sinsi plan...

Talat Kurumtan: ‘Ankara Kulisi’ köşesinde Karar gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni’nin Mustafa Karaalioğlu olduğunu yazmışsınız. Yanlış olmuş. Karar’ın Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Kiras’tır. (26 Şubat)



    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı