Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Sıkıştırma ve kriz yönetimi

Zeynep ATİKKAN

New York

Her ülke hak ettiği pembe diziyi üretiyor ve de onu yaşıyor.

Amerika'ya ayak bastığım günden beri izlediğim Clinton'un Beyaz Saray'da genç bir kızı sıkıştırdığı (günahı boynuna) sonra da ‘yapmadım’ diye yalan söylediği yönündeki iddialar dünyanın en küresel haberi olmaya devam ediyor.

Ortada, siyaset-medya-ekonomi üçgeninde gelişen bol aktörlü ve epey ilkel bir kriz var. Ve de günümüzün şirket yönetir gibi ülke yönetme biçiminin en ilginç örneklerinden birisi sergileniyor Amerika'da.

Beyaz Saray A.Ş'deki kriz, en modern iş idaresi kurallarıyla yönetilmeye çalışılıyor.

Kriz yönetimini Hillary Clinton üstleniyor.

Kısaca, esmer güzeli, balık etinde, hafif delişmen yirmi dört yaşındaki Monica'yı sıkıştırdığı iddia edilen Başkan Clinton sanki olayda taraf değil. Görülüyor ki eğer Amerika bir kadın Cumhurbaşkanı tarafından idare edilmeye hazır olsaydı, Hillary başkanlık denilen işi kocasından çok daha iyi becerebilecekti.

Hillary Clinton, Amerikan feminizminin yarattığı en simgesel figürlerden birisi. İyi okumuş, mesleğinde ilerlemiş, dünya meseleleri hakkında fikir sahibi, iddialı ve kararlı.

Televizyona çıkıp kocasını savunurken, şirketinin bilançosu hakkında bilgi veren bir yönetici kadar rahat, özgüvenli ve kararlı görünmeye özen gösteriyor.

Kılı kıpırdamıyor. Donuk yüzünün ifadesi hiç değişmiyor.

Konuşmasında üzerine basarak, ‘Biz cumhurbaşkanlığına hazırlanırken’ diyor. Böylelikle kocasının politik kariyerindeki Hillary damgasının da altını çiziyor.

Sonra saf ve temiz çocuk görünümlü Bill Clinton'un ufak tefek çapkınlığını ‘sağcıların hazırladığı komploya bağlayıp’ siyasi tavır koyuyor.

Biraz McCarty'ciliğe atıf, biraz popülizm ama çok büyük bir profesyonellikle yönetilen Beyaz Saray A.Ş'deki krizin sonucunu kestirmek zor. Ancak bu noktada Hillary yönteminin pek de başarısız olduğu söylenemez.

Amerikan basının bir bölümü, ‘Clinton bitti mi’ başlıklarını atarken son günlerde, ‘krizin, Demokratlar’ın rating'ini artırdığı yolundaki haberler birinci sayfaları kaplıyor.

Yani şirketin hisse senetlerinin durumu hiç de fena değil.

Bundan Amerika'da, ahlakçılık yeniden tanımlanıyor anlamı çıkar mı?

Kısaca Amerikalılar, Başkanları'nın Fransız usulü küçük kaçamaklarına göz mü yumuyorlar? Clinton'un Mitterrandlaşmasını, Fransız şarabı gibi bir hoşluk olarak mı değerlendiriyolar?

Altmışlarda başlayan cinsel devrimin Amerika'daki püriten ahlakçılığı büyük çapta etkilediği kesin. ‘Burada önemli olan Başkan’ın sıkıştırması değil yalan söylemiş olması', demekteler Amerikalılar.

Yalan, kişilik zaafı anlamına geliyor. Ve sorun, ‘zayıf bir cumhurbaşkanı Amerika’yı nasıl yönetir'e gelip dayanıyor.

İlginç olan diğer bir nokta da şu; Amerikalı feministler, ortaya atılıp Başkan'ın tasallutta bulunduğu iddia edilen Monica'nın avukatlığını yapmıyorlar. Feministler, Clinton yönetiminin kadın haklarına sahip çıktığı görüşündeler bu nedenle de Başkan'dan epey hoşnutlar.

Tabii ki ekonominin iyi sinyaller vermesi, Amerikan kamuoyununun Clinton'a karşı hoşgörülü olmasında en önemli etken.

Bu arada Amerika'nın küresel pembe dizisi bir medya başarısı olarak gündelik hayatı etkiliyor.

Medya kurumları arasındaki rekabet, haberi doğrulatma ilkesini tamamen ortadan kaldırdığı için sansasyonel haberler hemen pembe dizi haline geliveriyor. Araştırmalar gösteriyor ki son zamanlarda medya sahnesinde en yüksek ratingi, siyaset-seks ikilisi sağlıyor. Ciddi sayılan gazeteler bile bu ikilinin en iştahlı takipçileri oluveriyorlar.

Aklı başında geçinen gazeteciler ekrana çıkıp, Cumhurbaşkanı'nın kimi, nasıl, nerede, ne kadar sıkıştırdığı hakkında uzun ve ayrıntılı yorumlar yapabiliyorlar. Ne de olsa dünya rating dünyası.













X