Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Şıkıdım bir çocuk ve Türkiye'nin iki yüzü

Ferai TINÇ

<ı>Strasbourg

Müzik aniden kesiliyor ve 'muck-muck' diye bir ses dolduruyor gençlerle tıklım tıklım dolu, bira kokulu, loş mekanı.

Salonda bir dalgalanma oluyor, hemen ardından müzik kaldığı yerden devam ediyor.

Bir süre sonra yine bir es.

Aynı ses duyuluyor amfilerden: 'Yakalarsam...'

Salonda çığlıklar yükseliyor. O kadar. Eski parçaya dönüyor dj.

10 dakika sonra Tarkan'ın sesi yükseliyor ve başlıyor söylemeye.

Tarihi boyunca Almanya ile Fransa arasında sürekli el değiştirdiği için mutluluğu istikrar ve aşırı düzende bulan bu içine kapanık kentin gençleri, Tarkan'ın müziği ile birlikte fırlıyorlar masaların üzerine.

Dayanılmaz ritmin çekimine kendilerini teslim ederken bir yandan da şakır şakır Türkçe şarkı söylüyorlar.

Fransız, Cezayirli, Yunan ve Türk gençleri Tarkan'ın dilinden müziğin evrensel mesajını paylaşıyorlar.

Burada Tarkan için, 'Nazım Hikmet'in Türkçesini evlerimize sokan adam' diyor gazeteler.

Zeynel Lüle, Almanya Hürriyet'teki köşesine yazdığı yazıda Avrupa Türklerinin duygularını şu sözlerle dile getiriyor: 'Avrupa'daki Türk insanı Tarkan ile bir nefes yakaladı. Ne siyasi, ne ekonomik ne de sosyal alanda yakalayabildiğimiz bir nefesi bulduk.'

* * *

ŞIKIDIM bir çocuk Türkiye'nin gülen yüzünü Avrupa'da geniş kitlelere yayarken, Avrupa Konseyi koridorlarında ve İnsan Hakları Mahkemesi salonlarında belirginleşen Türkiye imajı çok farklı.

Aslında şu sıralarda ne Tarkan'ın popülaritesi, ne de Avrupa kulislerindeki gelişmeler umurumuzda.

Yazık. Çünkü buralarda atılan bazı adımlar gelecekte olacaklar hakkında çok önemli işaretler veriyor.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, birkaç gün önce reddetmiş olmasına rağmen Öcalan'ın yabancı avukatlarının başvurusunu ikinci kez inceledi ve ihtiyati tedbir kararı aldı.

Bu beklenmedik gelişme, Öcalan'ın yargılanma sürecinde hiçbir ihmal ve şüpheye yer verilmemesi gerektiğini hatırlatıyor.

Her ne kadar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Başkanı İsviçreli Luzius Wildhaber, görüşmemiz sırasında bunun Türk Hükümeti'ne bir 'uyarı' değil ondan bir 'istek' olduğunu söylese de Türkiye'ye, askeri bir savcının da üyeleri arasında bulunduğu devlet güvenlik mahkemelerinde yargılanması halinde Öcalan'a tazminat ödemeye mahkum edilebileceğinin ilk işareti veriliyor.

Strasbourg'daki Türk diplomatlar ve hukukçular, askeri savcıların sivillerden çok daha bağımsız ve cesur davrandıkları argümanıyla Avrupalı meslektaşlarının karşılarına çıksalar da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi çevrelerinde, 'Türkiye'nin de imzası olan İnsan Hakları Konvansiyonu'nun 6. maddesi açık. Ayrıca DGM'lerin bu maddeyi ihlal ettiğine dair, daha önce verilen iki mahkeme kararı örnek teşkil edecek' deniyor.

İnsan Hakları Mahkemesi Başkanı'nın '21'inci yüzyılda içe dönük ulusal mahkemeler olmayacak. Ulusal mahkemelerle uluslararası mahkemelerin çok yakın işbirliği içinde faaliyet gösterdiğine tanık olunacak' sözleri de hakim zihniyeti yansıtması ve bugünün dünyasında uluslararası denetimden kaçışın mümkün olmadığını göstermesi açısından önem kazanıyor.

* * *

AVRUPA'nın, yıllardır boş vaatler ve yanlış mesajlarla büyük beklentiler yarattığı PKK sempatizanı kitleyi 'Öcalan'ın haklarını koruyacağım' garantisiyle yatıştırmak ve kendi vicdanını rahatlatmak istediğini düşünsek de Öcalan gibi bir teröristin yargılanması sırasında bile altında imzamızın bulunduğu kurallara uymaktan başka çare görünmüyor.

Bu süreçte baş ağrıları ile karşılaşmamak, Türkiye'yi hak etmediği suçlamaların hedef tahtası haline getirmemek için bu gerekiyor.

Siyasi kulislerdeki imajın şıkıdım çocuğun yansıttığı imaj ile örtüşmesi de ancak böyle mümkün olacağa benziyor.



X