Ege Haberleri

    Şiirleriniz

    Hürriyet Haber
    26.12.2000 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Hazırlayan Talat KIRCAN

    Küçük Pınar’ın gözleri

    SABAHA karşı uyandım. Cumayı cumartesiye bağlayan geceydi. Yağmur kara çevirmeye başlamıştı. Alışık olmadığımız bu görüntüyü uzun bir müddet seyrettim. Cenap Şahabettin'in ünlü şiirindeki betimlemeye ne kadar da uyuyordu: (bugünün diliyle)

    Bir beyaz titreme, bir dumanlı uçuş

    Eşini kaybeden bir kuş gibi kar

    Geçen ilkbahar günlerini arar

    Uyku tutmadı, kalktım. Edebiyatımızın en güzel kar şiirlerinden biri olan Ahmet Muhip Dranas'ın ünlü dizelerini de yeniden okudum:

    Kardır yağan üstümüze geceden

    Yağmurlu, karanlık bir düşünceden

    Ormanın uğultusuyla birlikte

    Ve dört nala dümdüz bir mavilikte

    Kar yağıyor üstümüze inceden

    Sesin nerde kaldı, her günkü sesin

    Unutulmuş güzel şarkılar için

    Bu kar gecesinde uzak bir yoldan

    Rüzgár gibi ta eski Anadolu'dan

    Sesin nerde kaldı, kar içindesin

    Ne sabahtır bu mavilik, ne akşam

    Uyandırmayın beni uyanamam

    Kaybolmuş sevdiklerimin aşkına

    Allah aşkına, gök, deniz aşkına

    Yağsın kar üstümüze buram buram

    Buğulandıkça yüzü her aynanın

    Beyaz dokusunda bu saf rüyanın

    Göğe uzanır tek ü tenha bir kamış

    Sırf unutmuk için, unutmak ey kış

    Büyülü yalnızlığını dünyanın

    Yeniden yatıp, uyku ile uyanıklık arasındaki bir kaç saatten sonra, sabah kalkığımızda kar iyice bastırmış, karşı tepeler beyazlaşmaya, evlerin önünde sulu kar birikmeye başlamıştı. Bahçeye çıktım. Bir tek kırmızı gül vardı. Ilık giden havalara güvenip 2-3 gün önce goncadan güle dönüşmüştü. Şimdi ise, üzerindeki karın ağırlığı ile yere doğru eğilmiş. Üst kısmı beyaz, alt kısmı kıpkırmızı. Sanırsın ki bir beyaz gül kanıyor. Daha tek yaprağı bile yere düşmeden, daha gül olduğunun farkına bile varmadan soğuktan eriyip gidiyor. Tıpkı ziyan olup giden nice yaşamlar gibi.

    Yavaş yavaş doğada 2 renk kalıyor. Yeşil ve beyaz. Daha önce çardaktaki boru çiçeğinin üstüne tüneyen kuşlar, şimdi altına saklanıyorlar. Kuş aklıyla onlar bile bu beyaz acıdan korunmanın yolunu buluyorlar.

    Kar konukları

    Biraz sonra telefon çalıyor. Işık Başdemir, ‘‘Bizim burada kar atıştırıyor, sizin orada nasıl’’ diyor. Durumu anlatınca ekliyor: ‘‘Geliyoruz, hazırlanın, dağa gideceğiz’’ kapının önünde onları beklerken, Mühendis Emine Hanım’ı görüyorum. Sanki Uludağ'a gidecekmiş gibi hazırlanmış, yüzünde çocuksu bir sevinç,‘‘Karı görünce çıldırdık evde. Bu havada içeride durulur mu’’ diyor. Biraz sonra Baki, Işık ve küçük kızları Pınar geliyor. Yürüyerek gelmişler, ıslanmışlar. Kurumaları için beklerken kar iyice bastırıyor. Küçük Pınar, ‘‘Ankara'dayken de çok kar yağıyordu’’ diyor ve ekliyor, ‘‘Keşke şimdi Ankara'da olsaydık’’ Sonra gözleri dalıp gidiyor. Uzun zaman öylece kalıyor, gözleri bir noktaya takılı. Belli ki, 2-3 ay öncesine kadar çocukluğunun geçtiği Ankara'yı, oradaki arkadaşlarını düşünüyor.

    Onun kişiliğinde çocukluğu hep aynı yerde geçmemiş insanları düşündüm. ‘‘Bu çocukluk arkadaşım, bu lise arkadaşım’’ diyeceği biri olmamış, bölünmüş günlerin hüznünü yaşayan çocukları.

    Sonra, Işık, Baki, Zeynep ve ben dağa doğru yürüyoruz. Her yer kar içinde. Yolda Sevtap, Ülker ve Emine Hanım’ı görüyoruz, kar seferinden dönüyorlar. Yanlarında mahallemizin bekçisi, bayanların muhafızı Tarçın. (Tarçın, kimin ne zaman mahallemize bıraktığını bir türlü anlayamadığımız, ancak benim bile köpekler hakkındaki olumsuz fikrimi değiştiren bir insan dostu). Epeyce gidiyoruz, konuşulanlar hep kar üstüne ve eski uzak günlerden daha çok. Yorulunca dönüyoruz eve. Eşim sıcacık bir sahlep yapıyor. Dumanları üzerinde, mis kokulu. Bir yandan içiyoruz, bir yandan üşüyen ellerimizi fincanlarında ısıtıyoruz.

    Bir beyaz hüzün

    Biz sıcacık odalarımızda kar nostaljisi yaparken, yakıtsız, kışı karşılamaya çalışanları, hele ki deprem bölgesinde, bitmeyecek bir kışın içindeki insanları düşününce, beyaz bir hüzün sarıyor içimi. Halit Fahri'nin 4 dizesini mırıldanıyorum, geç giden sonbaharın, kışa döndüğü bu günde:

    İçlenme tabiattaki yekpare kederden

    Yas tutma, dağılmış diye kuşlarla çiçekler

    Onlar dönecektir yine gittikleri yerden

    Onlarla giden günlerimiz dönmeyecekler.

    Sonra Başdemirler gidiyor, kar yağışı duruyor. Beyazlık karşı tepelere çekiliyor sessizce. Bir daha ne zaman göreceğimiz belli olmayan bir kar günü sona eriyor. T.K.

    KİRPİKLERİMDEN KAN DAMLIYOR

    noter aracılığıyla gönderdiğin

    ve benden istifa ettiğini bildirdiğin

    mektubunu aldım

    diyorsun ki

    tarumar edilen

    artık çakıl taşlarından ibaret

    tozlu çıkmaz patikalara dönüşen

    üstünde sadece ıssız süryani keşişlerin geçtiği

    öksüz ruhunu neyleyeyim

    yere düşüp kaybolmasınlar diye

    yüzümden derleyip

    başucundaki yastığının altında

    titreyerek sakladığın

    tebessümlerimi geri istiyorum

    o akasya ağacının şahitliğinde

    öptüğüm şark çıbanına yapışan sevgimi de sil

    seni basmane istasyonundan

    posta treniyle diyarbakır'a uğurlarken

    peşinden koşup

    gözyaşlarımla ıslattığım

    üçüncü mevki

    kompartımanın penceresinden

    sana uzattığım

    oyalı mendilimi dahi iade et

    ekliyorsun ki

    çektiğin bütün fotoğraflarımı

    yazdığın ucuz şiirlerini

    dünyadan yok olsunlar diye

    götürüp bir çöplükte yaktım

    hatırlamayı unuttuğun

    ve yıllarca

    kalbimin üstündeki cüzdanımda taşıdığım

    kurumuş küpe çiçeğini de bunlara katıp

    basmadan bir bohçada çıkınlayıp

    dibine minik ölüsünü gömdüğüm

    saka kuşunun bulunduğu

    o akasya ağacının kuru bir dalına astım

    orada duruyor

    kirpiklerimden kan damlıyor

    <ı>Aykut POTUROĞLU

    ANLAMAYACAKSIN

    Sevgimiz bir gün mazide kalacak

    Ama sen bunu anlamayacaksın

    Bir gün gelecek ki...

    Dönüp arkana baktığında

    Artık çok geç deyip

    Pişmanlık duyacaksın.

    Ama ne yazık ki canım

    Sen o kaybettiğin aşkının değerini

    Çok geç anlayacaksın

    Anlayacaksın ama...

    Artık o aşkını bir daha

    hiçbir zaman bulamayacaksın

    <ı>Necla ÇİFTÇİ

    Haftanın şiiri

    HAYDİ YETİŞELİM

    Tabandan yamaçlara doğru

    Sıralı zeytin ağaçları

    Yeşil yapraklar gümüş yapraklar

    Sarılmış denize karşı

    Çırpınıyorlar

    Tomurcuklar baharda

    Sıvama çiçek açtılar

    Varyılındayız, yaşasın

    Kapılara dayandı bahçeler.

    Yaşamın düzlüğünde

    Yeni dallar, sevdalar geliyor

    Toprak yürüyor

    Böcekler

    Güneşler yürüyor

    Zeytinler ortada kaldı

    Çırılçıplak

    Haydi yetişelim

    Poyrazlar başlayacak

    <ı>Bekir ALTINOK

    CİCİ KIZ

    Hep benden geliyor sana ilk adım

    Sen beni görünce nazlanıyorsun

    Ecelim olacak bu tutsaklığım

    Buluttan nem kapıp, sızlanıyorsun.

    O yana bu yana, oldum salıncak

    Bende hal kalmadı oyalanacak

    Şimdi Nuh Tufanı koptu kopacak

    Aşkımdan kaçacak yer arıyorum.

    Anladık saf, temiz, cici kızsın

    Gel beni babamdan iste, diyorsun

    Güzelim sen daha dünkü çocuksun

    Kalbinin sesini dinlemiyorsun.

    <ı>Sedat ERDOĞDU

    UÇURUM

    Bir uçurumdur

    Sensizlik.

    Ya içine düşeceğim

    Ya ümide tutunacağım.

    Ya içinde kaybolacağım

    Ya sonunda seni bulacağım.

    Gömüleceğim

    Derin karanlıklara,

    Ya da uzanacağım

    Sonsuz ışıklara.

    <ı>İbrahim SAÇIN

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNAN HABERLER

        Sayfa Başı