Kitap Sanat Haberleri

KİTAP SANAT

    Şiirlerimi güneşte kurutasım var!

    CENK GÜNDOĞDU cenkgndogdu@gmail.com
    09.11.2017 - 16:46 | Son Güncelleme:

    80 Kuşağı’nın etkili, verimli ve önemli şairi Haydar Ergülen’in, altı bölümden oluşan yeni şiir kitabı ‘Sen Güneş Kokuyorsun Daha!’ ile ustalığının doruklarında olduğunu görüyoruz. “Şiirde de yaşlılardan çok gençlere kulak veriyorum elbette!” diyen Ergülen ile genç nesil şairlerimizden Cenk Gündoğdu konuştu...

    Haydar Ergülen / Fotoğraf: Muhsin Akgün

    2000’lerin başında Kemal Özer’den Ahmet Oktay’a, gencinden yaşlısına, taşralısından merkezlisine pek çok şairin çarşamba günü Radikal gazetesini alma sebebine tanık oldum. Ortak sebebimiz ‘Açık Mektup’u beklerdik çarşambaları, Haydar Ergülen’i okumak için. O yazılarla biraz olsun yalnızlığımızdan kurtulurduk. İşte o mektupların tadını epeydir bir yerde bulamıyoruz diye konuşurken şair, 60’ıncı yaşını devirdiği günlerde Anday, Rifat tadında akıldan çıkmaz şiirleriyle karşımıza çıktı: ‘Sen Güneş Kokuyorsun Daha!’; ‘40 Şiir ve Bir’in ardından peş peşe yayımlanan ve dönemin genç şairlerini etkileyen kitaplarıyla 80 Kuşağı’nın etkili ve önemli şairi Ergülen’in; ‘İnce Defter’, ‘Naneruhu’, ‘12, 13, 14’, ‘Parasız Yatılı’, ‘Virgülsüz, Herkes Gitmiş’ adlı altı bölümden oluşan bu oylumlu kitabıyla ustalığının doruklarında olduğuna tanıklık ediyoruz.

    ‘Sen Güneş Kokuyorsun Daha!’da kırmızı, keder, terzi, çarşı, nar... gibi kelime kadronuza dikkat çekecek ölçüde ‘yaz’ ve ‘güneş’ eklendiğini görüyoruz. Bunca yaz ve güneşle sizi buluşturan şey nedir?
    Gülten Akın’ın “Sonra işte yaşlandık!” demesine benzer bir şey. Yaza, güneşe, anneye, çocukluğa, doğduğum şehre, kardeşliğe dönüş belki de. Sevdiğim, şimdi uzaklarda olan bazı şairlerin son kitapları da yaza güneşle yazılmışlardı. Artık yaz alfabesi mi desem güneş saati mi bilmiyorum ama şiirlerimi bir yaz rüzgârına kaptırasım, bir güneşte kurutasım var!

    “Şiir, ihtiyacı olanındır” diyen Neruda ile aynı düşüncede olduğunuzu biliyorum. Şiirde etkilenmeye açık bir şair olarak genç şairler sizin şiirlerinizden etkilendi, esinlendi. Peki, gençler sizi hangi bağlamda etkiliyor? 2000’lerdeki değişim isteğinin sizde bir karşılığı var mı?
    Şiir genç işidir, gençlik işidir. Bu nedenle seni ve şiirini yerden yere de vursalar, gençlere karşı çıkmak, onlarla tartışmaya girişmek pek akıl işi değildir. Bizim kuşaktan bunu yapan bazı arkadaşlara söylüyorum, “Bizim gençlere ihtiyacımız var” diyorum. Hem kişisel olarak hem poetik olarak. Onlar çünkü yazdıkları şiirle yeniyi ortaya koyuyorlar, ki bu aynı zamanda eski şairler için de bir uyarıdır. Ben tabiat olarak söz dinlediğim, öğüt almayı sevdiğim için şiirde de yaşlılardan çok gençlere kulak veriyorum elbette!

    ‘Keder Gibi Ödünç’te ve ‘Aşk Şiir Antolojisi’nde de rastladığımız kimi oyun, deney, ses, söz hareketliğine burada da tanık oluyoruz. ‘Sevinçççli Küpe’, ‘gül ha gül’den kalkarak şiirinizde deneye dair ne söylersiniz? Bir şair hep aynı şiiri mi sürdürmeli, ayak mı değiştirmeli?
    ‘Ayak değiştirmek’ şiirle ilgili bir deyim biliyorsun. O yüzden ayak değiştirmekte bir sakınca yok. Ama yazdığım şiirler için sanıyorum Yahya Kemal’in ‘imtidat’ kavramına uygun, yani devamlılık içinde bir gelişme söz konusu. Deniyorum ama bu yenilikçilik anlamında değil, öyle denk düştüğü, uygun düştüğü için oluyor.

    ‘İnsan Kısadır’da “küçücük bir büyükanneydi, onu yitirince anladım kısacıkmış/ her şey, insan kısacıkmış ağaçtan, ikindiden,/ elmadan, güneşten, kardan, yağmurdan/ gölgemiz bile bizden uzunmuş...” diyerek insanın faniliğini adeta varlık dağlarını geçip közde, izde, düzde bir hırka bir lokma ile insan olmayı işaret eden Bektaşi felsefesini vurguluyorsunuz. Bu şiirin peşinden nefes kitabı yazacaksınız diye düşünüyorum...
    Neredeyse 20 yıl önce, “Okuduğum, duyduğum, etkilendiğim, beslendiğim gibi bir tek nefes yazabilsem şiir tamam derdim” yanıtını vermiştim bir söyleşide. Nefesler de yazmaya çabalıyorum biliyorsun. Bazen nefes, bazen siyah türküler dediğim, ama henüz yayımlamadığım deyişler... Yaz, güneş ve tabii ki doğduğum, duyduğum, durduğum yer olan Alevi-Bektaşi düşüncesi de tıpkı bir ‘devriye’ gibi, ruh göçü gibi beni başlangıca götürüyor: “Özde ben bir insan olmaya geldim” deyişimizde, hayvan olmaya, bitki olmaya geldim demek de vardır ve insan onlarla insandır, insanlardan önce.

    Bunca keder, üzüntü, içlenme geçmesine karşın şiirlerinizi okuyunca hep bir umut doluyoruz. ‘Keder Odası’ şiirinizdeki “yaz sesinle sevdiğin adamı anlat bana aşk gibi gelir/ öyle kederlenirim ki ancak bir mutluluğa benzetilebilirim” dizeleri poetikanızı işaret ediyor. Kibre ve kötülüğe karşı insanı işaret eden, umuda çıkaran şiirler hayatla bağınızı imliyor...
    Vallahi herhalde benim yazdıklarım da ‘organik’ şiir sayılır diye düşünüyorum. Bu kadar hayata ve insana bağlı, dünyayı mülk edinmeyen, tabiatı, hayvanı insanın önüne koyan bu şiir organik olmayıp da ne olacak değil mi? Şimdi bunları okuyup, “Yahu organik şiir bu mu, bu adam da hiçbir şeyden anlamıyor!” diyecekler ama ben bunu anlıyorum! Ayrıca hiç muzaffer olmamış bir ahalinin, her iki anlamda da yani sosyalist ve Alevi olarak, mensubu olduğum için de umutsuzluğu da umut diye okuyanlardanım!

    “Ömrün güzündeyim/ demek ki ömür bir rivayetten ibaret yaz gibi, tez/ geçiyormuş, ben de gözümü kapadım açtım, güzü sevdim” diyorsunuz ‘Kalbi Hüseyni’de. Yaza bunca şiir yazarken şiiri kışa çıkarmanızı nasıl açıklarsınız?
    Tam da Turgut Uyar, Can Yücel gibi düşünüyorum, “Umutsuzluktur şairin işi”. Güzü sevmek, kaderini sevmek, yaranı sevmek gibi. ‘Kalbi Hüseyni’ şiirinde kanlı yaşlar döktüğüm Kerbela şehitleri de bir bakıma, “Auschwitz’den sonra şiir yazılır mı”, sorusunun ilk yanıtları sayılır. Kerbela’dan, Madımak’tan, Auschwitz’den, Suruç’tan, Ankara Garı’ndan sonra da yazılırmış, yazılmalıymış. Şiir belki de güze durup yazı yazmaktır. “Güz üstüne yazı yazdım” diye bir kelime oyunu yapmıştım, onun gerçeği belki de düzyazıya karşı şiirin bir güzyazı olduğudur.

    Şiirlerinizde çok sevdiğiniz şairlere göndermeler ve onlardan alıntılar yer alır. Bu kitabınızda Füruzan’ın ‘Parasız Yatılı’sındaki 12 öyküden yola çıkarak yazdığınız aynı adlı bir bölümde 12 şiir var. Parasız yatılı bağlamında şiir ve metinlerarasılık üzerine neler söylersiniz?
    ‘Parasız Yatılı’ yıllarını görmeliydin! 12 Mart Muhtırası verilmiş bir yandan, bir yandan da Füruzan diye bir öykücü ortalığı kasıp kavuruyor, 16 ya da 17 yaşımdaydım okuduğumda, Füruzan tabii büyük yazarımız. Hâlâ en çok ‘Parasız Yatılı’yı severim. Kitabın 40’ıncı yılı nedeniyle YKY bir toplantı düzenlemişti. Füruzan şair de biliyorsun, ‘Lodoslar Kenti’ diye güzel bir şiir kitabı var. ‘Parasız Yatılı’ya tekrar baktığımda şiiri gördüm, oradaydı, aldım ve üzerinde çok az oynayarak şiir biçimine getirdim. ‘Parasız Yatılı’nın öykücüsü de şairi de Füruzan’dır.

    Kitabın en keder yüklü bölümü: ‘Herkes Gitmiş’. Bir vefa anıtı gibi duran bu şiirlerle herkes gitti mi?
    En çok sevdiğim şairlerin başında gelir Akif Kurtuluş, ayrıca en yakın arkadaşlarımdandır. Onun çok sevdiğim kitabının adı ‘Herkes Gitmiş!’. Beraber büyüdük Ankara’da. Behçet Aysan, Ahmet Erhan, Adnan Azar... Seyhan Erözçelik’se kardeşim kadar yakınımdı, sonra Salih Ecer. Ali İsmail Korkmaz’ı anlatmaya gerek var mı? Berkin, Ali İsmail, şehitlerimiz. Son şiire gelince, o benim canım kardeşim Halil için, iki yıl olacak yitireli. Onun için yazmaya ancak başlayabildiğim, ‘Kardeşi Ölmüş Bir Adama Benziyor muyum?’ şiirinden bir bölüm. ‘Herkes Gitmiş’, benim yazdığım şiirler de onlarla gitti biraz!

    SEN GÜNEŞ KOKUYORSUN DAHA!  Şiirlerimi güneşte kurutasım var
    Haydar Ergülen
    Kırmızı Kedi Yayınları, 2017
    136 sayfa, 14 TL.

    Etiketler: Kitapsanat
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı