Ege Haberleri

EGE

    Şiir dünyası

    Hürriyet Haber
    19.12.2000 - 00:00 | Son Güncelleme: 19.12.2000 - 00:01

    Hazırlayan Talat KIRCAN

    Bu kez kendime dair

    BUGÜNE kadar hiç uçağa binmedim. Sanırım çok zorda kalmazsam binmem de. Gideceğim yer yakınsa otomobil, uzaksa otobüsle yolculuk yaparım. Ancak, en çok da otobüs yolculuklarının başladığı garlardaki o puslu, nikotin ve nem kokulu ve hüzünlü havadan nefret ederim. Çünkü garlar insanın sanki ruhunu siler, duygularını yok eder. Çünkü bir yaprak üzerindeki iki damla su gibi olan yalnızlığımla ben, sadece garlarda birleşiriz. Ne zaman yolum oralara düşse, yalnızlığımı bir kılıç gibi kuşanır, umarsız, umutsuz, bezgin ve hiç gülmeyen, duyguları silinmiş insanlara bakarım. Çünkü oralarda insanlar hiç gülmez, üzülmez. Orada, evde ağlayan, otobüste ağlayan, dolmuşta ağlayan bebekler bile asla ağlamaz.

    SON olarak geçen hafta yine uslanmaz, zar tutmaz yalnızlığımı kuşandım önce, sonra düştüm yollara. 5 gün kadar İstanbul'da kaldım. Bir kaç aydır görmediğim oğlum Özgür ve kızım Simge'yle güzel bir 5 gün geçirdim.

    Kuşüstü bir çaba

    SONRA eşimle yeniden yola düştük. Eskihisar'da otobüsümüz arabalı vapura girince dışarı çıktık. Vapurun peşine takılan martıların çığlığı ortalığı yırtarken, kirli sakallı, kırmızı kazaklı bir genç durmadan onlara simit parçaları atıyordu. Simitleri daha havadayken kapışıyorlar, birbirlerinin önüne geçmek, o bir parça simiti kapabilmek için kuşüstü bir çaba gösteriyorlardı. Bazen kafalarını birbirlerine çarpıyor, bunları yaparken de seyrine doyulmaz bir dans gösterisi sunuyorlardı. Kirli sakallı, kırmızı kazaklı gencin nasıl durmadan simit atabildiğine şaşırdım ve yanına indim.

    Önce sular karardı

    ORADA öğrendim ki, yolcular gence simitin parasını veriyor, bazısı yarısını koparıp yiyor, yarısını martılara atması için ona veriyorlardı. Bir simit aldım. Dörtte birini koparıp, yarısını eşim Zeynep'e verdim, diğer yarısını yedim. Gerisini kirli sakalllı, kırmızı kazaklı gence geri verdim, martılara atması için. Eşim o bir parça simiti de ‘‘denizin sokak çocukları martılar’’a(*) verdi. Ben bencilliğimden utandım, ‘‘Ne de olsa ana’’ dedim..

    SONRA güneş ufka iyice yaklaştı. Deniz şarap rengine büründü. Sanki milyonlarca tonluk bir şarap kadehinde yüzüyorduk. Biraz geçince önce sular karardı, sonra ruhum. Yıldızlar göründü birer ikişer. Karşımızdan bir başka arabalı vapur, sahilden bir genç, önümüzden ha düştü düşecek bir çocuk, sevdiğimin gözlerinden yıldızlar geçerken sahile yanaştık.

    OTOBÜSÜMÜZ, önce yıllardır şen kahkahaların yükseldiği, 1.5 yıldır iç ve dış dünyalarındaki yıkıntıları onarmaya çalışan Yalovalıların arasından geçip Gemlik'e geldi. Hani Orhan Veli'nin

    Gemlik'e gelince

    Denizi göreceksin

    sakın şaşırma

    dediği Gemlik'e. Gemlik'e gelince şaşırmadık ama, aşınca çok şaşırdık. Çünkü bugüne kadar görmediğim bir sis vardı. Saatlerce sis değil de, sanki bulut içinde yol aldık. Sabuncubeli'ne gelince kelimenin tam anlamıyla göz gözü görmez oldu. Otobüsteki herkes tedirgindi. Önümüzdeki koltukta oturanlardan biri, ilk kez İzmir'e geliyor olmalıydı ki, yanındaki ‘‘Tepeyi aştık mı İzmir'deyiz’’ diyerek moral veriyordu. Tepeyi aşınca İzmir'in güzel ışıkları görünmekle kalmadı, pırıl pırıl bir gökyüzü de karşıladı bizi. Sisten eser yoktu. İnsanları gibi havası da aydınlık İzmir'e ayak basmanın dayanılmaz mutluluğuyla hafifledim.

    Bir dostluğun başlangıcı

    EVE ulaştığımızda daha kapıyı açmadan telefonun çaldığını duydum. Elimdekileri telaşla bırakıp, kapıyı açtım ve telefona uzandım. Arayan şair Prof. Dr. Ayhan Çıkın'dı. Şiir kitabı Zaman Çiçeği'nden konuştuk. Birbirimize komşu olduğumuz meydana çıkınca da, bir akşam yürüyüşünde buluşup tanışmak üzere sözleştik. Telefonu kapattıktan sonra, yeni bir dostluğa ilk adımın atıldığını hissederek derin bir uykuya daldım. T.K.

    (*) Can Yücel'in bir şiirinden

    YALNIZLIK

    Bir mısra gibi dudağımdasın şimdi

    Gecenin koynundasın Karşıyaka gülüşünle

    Çöreklendikçe hırçınlığın içimde

    Bir yağmur, bu şehri yüreğinden vuracak

    Biz bu aşkı böyle mi kabullendik

    Acılarını çektik karış karış

    O sevgisiz çiçeklerin dalını kırdıysak

    Bir yağmur, bir şehri yüreğinden vuracak

    Bir ıslık gibi dudağımda eriyorsun

    Dağılan saçların teleferikte

    Bıraktım kendimi sensizliğin boşluğuna

    Bir yağmur, bir şehri yüreğinden bulacak

    A. Neyzar KARAHAN

    Haftanın şiiri

    UNUTMAK İSTİYORUM

    Ne zaman bir yıldız kaysa

    Gözlerin büyür gözlerimde

    Bütün eskiler ışıl ışıl aydınlanır

    Karanlıklarımı dağıtır.

    Sokaktan postacı geçmeye görsün

    Mektupların canlanır, gelir birer birer

    Ellerime yağmurlar düşünce

    Dudakların gelir aklıma

    Tel tel olur saçların, dağılır yalnızlığıma

    Şimdi martılar söylüyor şarkımızı

    Gezdiğimz sahillerde

    Bir gemi ayrılıyor limandan

    Bir tren öttürüyor düdüğünü

    Seni hatırlıyorum ve unutmak

    Ebediyen unutmak istiyorum öldüğünü...

    Eser ASLANLI

    AYRILIK KAPIYI ÇALDI

    Ayrılık kapıyı çaldı

    Seven yürekten ne kaldı

    Ben ağladım sen ağladın

    Gözler gözlerden utandı

    Sen de ben de hepten yandık

    Derman kalamdı dayandık

    İsyankar olduk feleğe

    Bir çıkar yol bulamadık

    Mutluluğu kaçırdık biz

    Doğru yolu şaşırdık biz

    Geriye dönüş imkansız

    Son bardağı taşırdık biz

    Keşke sevip tapmasaydık

    Bu ateşi yakmasaydık

    Bak sonumuz hüsran oldu

    El sözüne bakmasaydık

    Canımıza yetti artık

    Güzel günler bitti artık

    O mutluluk ülkesini

    Sevenler terketti artık

    Mehmet AKÇAY

    SEVDAM MAVİ

    Gözlerin denize düşmüş

    Parıltıları mercanlarda

    Gözyaşların yosunlara demirlemiş

    Bir gemi.

    Kapını çalıyorum

    Açan yok

    Dalgalar üşütüyor düşlerimi

    Hırçınlaşıyor, sevdam mavi

    Umutlarım yeşeriyor saksılarda

    Yalnızlığımla suluyorum geceyi

    Gökyüzünde güller açmış

    Ay denize yaslamış yüzünü

    Bir yerlerde günahlar

    Diğer tarafta buruk yürekler

    Elgin bir sevdalıyım

    Güneşin açmasını bekliyorum

    Alper AKDENİZ

    BAŞKALARI

    Aynı sınıfta okurduk

    Teneffüslerde arşınlardık

    Hep aynı koridorları...

    Anlayamazdık konuları bazen

    Hep aklımızda onlar vardı

    Fikrimizde hep onlar...

    Niçin, neden

    Velhasıl

    Nasıl olurdu da

    Alırdı başkaları hep

    Sevdiğimiz kızları...

    Şadi ALALP

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı