"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Şifreli hayat, deşifre yazı

Ayşe ARMAN

Bir yerlerde ‘‘özel hayat’’ denilen bir şey vardı. Değil mi? Bazı şeyler anlatılmazdı. Yaşayan kişiler arasında kalırdı. Esprisi bile yapılmazdı. Havada asılı ya da yüreklerde saklı kalırdı: Asla hafife alınmamalı, Türkçesi, hiçbir şart altında cılkı çıkarılmamalı! Aksi olduğu takdirde taraflardan biri kırılırdı. Çünkü yaşananların, üçüncü, dördüncü kişilere anlatılması, o paylaşılanların büyüsünü bozar, yeryüzüne indirir, kamulaştırır, genelleştirirdi. Üstelik o ‘‘borazan’’la bir araya gelen o diğerini de anasından doğduğuna pişman ederdi!

* * *

Hem yaşananların özel bir önemi, değeri kalmazdı. Değil mi ama? Herkesin ortak olduğu sıradan bir öykü haline dönüşürdü. Bir ilişkinin güzelliği, sağlığı şifresinde saklıydı. Şifre çözüldüğünde, ilişki de deşifre olurdu. Öyküdeki bütün taraflar açığa çıkmak zorunda kalırdı.

Bu da hiç hoş olmazdı.

Anahtar kelime ‘‘şifre’’.

Başkalarının eline geçerse, herkes kapıyı açıp içeri girebilirdi. O da fena bir şeydi, çünkü senin özel hayatına girilmiş oluyordu. Yani ne imiş? ‘‘Deşifre’’ olmaktan hoşlanmıyoruz. ‘‘Şifreli ilişkiler’’ yaşamayı tercih ediyoruz. Çünkü böylelikle kendimizi koruduğumuzu düşünüyoruz.

* * *

Herkes herşeyi nasıl ‘‘genel’’ yaşamak zorunda değilse, ‘‘özel’’ de yaşamak zorunda değil. Üstelik ‘‘sessizlik’’ nasıl bir korunma mekanizmasıysa bazen ‘‘konuşmak’’ da öyle.

Ben çok mu şifreli yazmaya başladım acaba?

Şöyle bir sorunla karşı karşıya gelmeye başlıyorum da...

‘‘Borazan’’ olmakla suçlanıyorum.

Yalan!

Ben ‘‘borazan’’ değilim.

Herşeyi yazıyormuşum.

Yalan!

Yazmıyorum.

Zorlamasınlar, yazmadıklarımdan bir roman çıkarırım, görürler günlerini.

Benimle gizli hiçbir şey yapılamıyormuş!

Yalan!

Burada oyuna gelmeyeceğim, gizli yaptıklarımı asla söylemeyeceğim.

Yazmasam bile mutlaka iki üç arkadaşıma anlatıyormuşum!

Yalan!

Ben iki üçle yetinecek kadın mıyım?

En azından beş kişiye anlatmaz mıyım!

* * *

Evet böyle bir sorun var. Sorun nereden kaynaklanıyor biliyor musunuz, benim iş hayatımla özel hayatım ayrı değil. Bu yüzden iş hayatımdaki bazı insanları (okurları) ve özel hayatımdaki bazı arkadaşları kırıyorum. Daha doğrusu ortaya böyle bir sonuç çıkıyor. Çünkü benim kendime kurduğum dünyada iş hayatı ayrı, özel hayat ayrı diye bir şey yoktu. Ne yaşıyorsam onu yazıyorum. Haklısınız, yakında yazacak bir şey bulamayacağım çünkü yaşayacak bir şey bulamayacağım.

Yavaş yavaş herşeye yasak geliyor...

Ya da ‘‘Bana müsaade’’ deniyor.

Haliyle bu da beni üzüyor.

Oysa ne var herşeyi bu kadar ciddiye alacak.

Onu yazma, bunu yazma samimiyet bunun neresinde kalacak!

Ayrıca bir de şöyle bir sorun var:

Bana yazacak ne kalacak?

Mezarda emekliliği benden okumak ister miydiniz?

Feleğiniz şaşmaz mıydı!

Ya da kredi yolsuzluklarını?

* * *

Bu fikir bana tuhaf geliyor.

Ama benim yazdıklarımın da bazılarına tuhaf geldiğinin farkındayım. Mesela Cumartesi günü Ankaralı bir okurumu kırmışım. Kendisinden özür diliyorum. Aynı hatayı bir kere daha yapmamak için ismini yazmıyorum! Gerçekten kötü bir niyetim yoktu, o espri yaptı zannettim, ben de esprili bir yazıyla cevap verdim. Suçum, günahım adını yazmak olmuş. Onu zor durumda bırakmışım. O da şifresinin çözülmemesine o kadar önem veriyorsa, adımı soyadımı kullanmayın deseydi. Bu uyarıda bulunan okurlar var, ben de dikkate alıyorum.

Yine de dünya hali, kimsenin ahını almamak lazım, mıcırda kayıp ölüme gitmeyeceğin ne belli!

Tamam mı?

Ben, okurumun şifresini deşifre ettiğim için...

Kendisinden özür diliyorum.

HAMİŞ: Bu meseleyi hallettik ama kendi hayatımdaki sorunu nasıl çözeceğimi henüz bilmiyorum. Bir bakarmışsınız, diline hakim, gizemli bir özel hayatı olan asla açık vermeyen, şifresini sıkı sıkı koruyan biri olurmuşum. Ben ihtimal vermiyorum ama...

Ajlan Büyükburç’un anısına

Ragıp kim bilmiyorum. İşe geliyorum ve onun Ajlan Büyükburç için yazdığı şiiri masamın üzerinde buluyorum. Giden birilerinin ardından, onu seven başka birilerinin bir şeyler yazması bana çok hoş geliyor. İnşallah Ragıp, duygularını ifade etmekte geç kalmamıştır...

Sen,

Bizlerden başka

Bizlerden ayrıydın

Mutsuzların dünyasında

İyilik perisi gibi

Sihirli deyneğinle

Onlara

Mutluluk dağıtırdın...

İnsanlara olan sevgin yüzüne vurur

Gülüşünle içimizi ısıtırdın

Hayatı,

Dolu dolu yaşadın...

Bilsen, o kısacak hayatına

Ne güzellikler sığdırdın!

Doğduğundan beri yaşamla uğraştın

Babandan bile, şefkat bulamadın...

Çok uğraştılar seninle

Sense,

Onlara nefret yerine

Gülücüklerle baktın,

Onlardan intikamını kahkahayla aldın...

Ama dedim ya mutsuzlar

O içten gülüşlerine daha fazla dayanamadılar

Ayağını kaydıramayan mutsuzlar yerine,

Bir başka yerdeki mutsuzlar

Sonunda arabanı kaydırıp

Seni

Bizden

Kopardılar

(Ragıp. 23.07.99. Saat, 24:00)

X