Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Sıfır reel faiz

BAŞBAKAN Erdoğan’ın ortaya koyduğu sıfır reel faiz politikası direktifini iki sebeple fevkalade ciddiye alıyorum.

Birincisi, son 8 yıla damgasını vurmuş “yüksek faiz” uygulamasını hiçbir şekilde onaylamamıştım. Yüksek faiz aleyhine belki onlarca yazı yazdım. Son Yeniçeri gibi fahiş düzeylere çıkan faize karşı fikren savaştım. Gözlemler yaptım ve kendimce kuramlar geliştirdim. Faiz meselesi, benim ilgi alanımın tam merkezine düşer. Faize kafayı takmış olan ben, sıfır reel faiz konusunu ciddiye almayayım da kimler alsın? İkincisi, Başbakan Erdoğan, bugün ülkemizin en etkili ve yetkili siyasetçisidir. İzlenen ve izlenecek iktisadi ve mali politikalarda, onun son sözü söylediğini biliyoruz. Bu yüzden onun “sıfır reel faiz” önermesini, para politikasını belirleyen yetkililer ciddiye alacaktır. O kişilerin bunu ciddiye alacak olması, benim de konuyu ciddiye almam için yeterli bir sebeptir. Başbakanın faizler hakkında yaptığı konuşmaların metinlerini okurken, sanki benim son yıllarda yazdığım makalelerden alıntı yapıyormuş hissine kapıldım. Aklın yolu birdir, Başbakanın kimseden alıntı yapmasına gerek yoktur. Alıntı yapmış olması benim bir hüsnükuruntum.
* * *
Öncelikle “faiz-enflasyon” arasındaki nedensellik ilişkisi üzerinde durmak istiyorum. Bazılarımızın papağan gibi tekrar ettikleri şey “faiz yükselirse, enflasyon düşer; faiz düşerse, enflasyon artar” ibaresi sadece belli halleri kapsar. Bu, somut ortamdan soyutlanabilecek evrensel bir kural değildir. Bu şekilde konuşanlara “nasıl oluyor da Japonya’da veya İsviçre’de uzun yıllardan beri düşük reel faiz olduğu halde enflasyon yükselmiyor” sorusu mutlaka sorulmalı cevabı istenmelidir.
* * *
Ekonomik ve sosyal gelişme belli bir düzeye gelince “düşük faiz-düşük enflasyon” denkliğinin kurulduğu tecrübeyle sabittir. Aynı şekilde “yüksek faiz-yüksek enflasyon” çiftleşmesi niçin olmasın? Bu olay da Türkiye’de ve Latin Amerika’da yıllarca yaşanmadı mı? Karşılıklı etkileşimler “tavuk-yumurta” misaline benzemez mi? Yüksek faiz, yüksek enflasyonun hem sonucu hem de sebebi olamaz mı? Hocalarımız şöyle diyor: Yüksek faizin, enflasyonu yükseltmesi diye bir şey iktisatta yoktur. Nokta. Acaba?
* * *
Eğer olaylara yeteri kadar tepeden bakılmazsa, “sebep-sonuç” ilişkisi tek yönlü gibi gözükür. Hâlbuki iktisadi ve sosyal hayatta, sebepler ve sonuçlar bir çember üstünde hareket eder. Mesela politikada “şiddetin tırmanması” diye oluşum var. Polis sert davrandıkça, nümayişçi de daha sert karşılık vermiyor mu? Nümayişçi sert davranınca polisin de sertliği artmıyor mu?
* * *
Yüksek faizin, enflasyonu azdırmasının birkaç sebebi vardır. Anlaşılması en kolay olanı “reel faiz-net kira” özdeşliğidir. Faizler arttıkça, kiralar da artar. Anlaşılması biraz daha zor olanı “bugünün vadeli fiyatı, yarının peşin fiyatı” özdeşliğidir. Vade farkları arttıkça, fiyatlar da artar. Hakeza, devlet tahvilin faizi arttıkça, Hazine’nin açıkları artar. Açık arttıkça, Hazine faizi yükselir. Faiz, enflasyon
ilişkisi soyut bir ortamda oluşmaz. Çevre şartları önemlidir.
Son Söz: Etkileyen, etkilediğinden etkilenir.
X