Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Sıfır çekme sanatı

Türkiye ile Avrupa'da futbolu yanyana koyup, kulüplere, işleyişlerine, yöneticilerine, teknik adamından futbolcularına bir bakın. Tüm unsurları yanyana koyduğunuzda başarısızlığın sırları zaten ortaya çıkıyor.

BİR kendi kulüplerimize, bir de diğer Avrupa kulüplerine bakalım:

Onlar gençlerin değerini bilmiyor, biz biliyoruz...

Onların stadları içler acısı, bizim modern stadlarımız övünç kaynağı...

Onların federasyonu işi bilmiyor, bizimki yemiş yutmuş...

Onların seyircisi futboldan anlamıyor, bizim seyircimizin her biri alim...

Onların spor yazarları bilgisiz, bizimkiler otorite...

Onların bir “Erman Hocası”, bir “Ahmet Çakar”ı bile yok...

Onların ceza sistemi adaletsiz ve etkisiz, bizim ceza sistemimiz adil ve caydırıcı...

Onların kulüpleri iflasın eşiğinde, bizim kulüplerimizin kasalarından Dolar’lar fışkırıyor...

Onlar transferi beceremediklerinden, menajerleri menajerlerin hiçbir yere satamadıkları oyuncuları alıyorlar, biz çok iyi becerdiğimizden planlamaya dayalı olarak bir yıl öncesinden futbolcu transfer ediyoruz...

Onların teknik adamları futboldan anlamıyor, bizimkiler ihtisas sahibi...

Onların hakemleri her maçta fahiş hatalar yapıyor, bizimkiler hatasız maç yönetiyor...

Onların başkanları, tüm başarıyı kendine mal etmek için “iş ve görev bölümü” kuralını hiçe sayıyor, her işi kendisi yapmaya kalkıyor, kimseye yetki vermiyor; bizim başkanlarımız ise, her işin ehli tarafından yapılması gerektiği bilinci ile hareket edip, yetkilerini cömertce paylaşmakla kalmıyor, yetki verdiği kişileri, hiçbir kıskançlık duygusuna kapılmadan, sonuna kadar destekleyip başarılı olmaları halinde de büyük haz duyuyor...

Ama ne hikmetse, onlar, Dünya, Avrupa ve Şampiyonlar Ligi şampiyonu oluyor, bizse sadece seyredip sıfır çekiyoruz.

Bırakın amatör kalsınlar

AMATÖR
sporlar, yavaş yavaş tümüyle profesyonel oldular.

Kimi zaman bir yönetici çıkıyor, anlık hevesle profesyonelce transferler yaparak başarılı oluyormuş gibi hava estiriyor. Sonra da takımı yüz üstü bırakıp gidiyor. Takımlar da yükseldiği hızda dibe vuruyor, hatta küme düşüyor. Tıpkı, bazı yıllar sponsorla namağlup şampiyon olup Avrupa’da “Final Four”a katılan Galatasaray kız basketbol takımının, sponsor bırakınca, küme düşmesi gibi...

Son yöneticiliğimde, küme düşen basketbol takımımızın maçlarını takip ettim, seyirci sayısı içler acısıydı; 56 kişi... Yani iyi de kötü de olsa, taraftarlar futboldan başka branşa ilgi göstermiyorlar.

Takım şampiyon olduğunda, ricamızla ve lütfen tek sütuna 10 satırı geçmeyen haber yapan medya, aynı takım küme düştüğünde haftalarca manşetten haber yapıp, yönetimi yerden yere vuruyor.

Bir söyleşimde kızarak, “Bu kızların hiç mi eşleri, dostları, akrabaları, sevgilileri yok; taraftarı bırak, sadece bunlar gelse 150 seyirci olur, onlar da kapalı salonda ses getirirlerdi” demiştim. Maalesef böyle bir görüntü dahi hiçbir zaman oluşmadı.

Kulüplerin mali sıkıntılarının had safhaya ulaştığı şu günlerde, amatör sporlar, amatörce yol almalıdırlar.

Devşirmenin suyu çıkacak

VAKTİYLE Didier Six
’i, Dündar Siz, Richard Kingston’ı, Faruk Gürsoy yapan bir yönetici olarak, bu işi kanuni hak olarak kulübümün lehine ilk kullananlardanım.

Gelin beyaz bir sayfa açalım, herkesin gözüne sokarcasına “hülle” yapmaktan vazgeçelim. Avrupalı bu işi 21 yaş altı gençlerde uyguluyor. Yapabiliyorsak biz de aynısını yapalım; hem milli takımımız kazansın, hem de federasyonun koymuş olduğu kuralları delmemiş olalım. Yoksa kendi kendimizi kandırmış oluruz ve bir yere varamayız. Belli ki,her konuda olduğu gibi “devşirme” işinin de suyunu çıkartacağız.

Ecele davetiye çıkartmayın

DÜNYADA hiçbir şey, insan hayatından daha değerli olamaz.
40 dereceye yaklaşan sıcaklıkta oynanan maçlarda oyuncuların, hatta seyircilerin hayatları tehlikeye atılmaktadır. Üstelik, futbolun kalitesi düşmekte, stadlar da boş kalmaktadır.

Mevsim Koordinasyon Kurulu kararlarına göre liglerin başlama zamanı, 3 aşağı 5 yukarı, her zaman aynı tarihlere rastlamaktadır.

Her konuda insan yaşamını kolaylaştıran teknolojik verilerin bu alanda da değerlendirilerek uygulamaya koyulması, sorunun çözümüne büyük katkı sağlayacaktır. Aylarca sonrasının hava koşullarının kesine yakın ölçüde belirlenebildiği bu çağda, 40 derece sıcaklıkta futbol oynatmak, ecele davetiye çıkarmaktır. Deplasmanlı ligde, oynanacak sahayı iklim ve mevsim özelliklerine göre seçmek yanında, yayıncı kuruluşun duyarlılık göstererek başlama saati ile ilgili yapacağı düzenleme de sorunu büyük ölçüde çözer. Olumsuz hava koşullarının zorunlu kıldığı kentlerdeki maçların ertelenmesi de düşünülebilir.

İyi niyetle yapıldığına inandığım program nedeniyle milli takım teknik direktörünü, federasyonu ya da başka yetkilileri suçlamak, haksızlık olur.

Statlar için bir öneri

MLADA
Boleslav ile oynadığımız maçta kendini bilmez biri, sahaya su dolu pet şişe fırlattı. Eminim ki, hayatında hiçbir işinde isabeti başaramayan bu kişi, tek isabetli eylemini maçın hakemine nişanladığı şişeyle gerçekleştirdi. Hakem de aleyhimize işlem yaptı. 1997'de benim de tanıdığım, aidatını bile zor ödeyen bir kulüp üyesi, viski şişesini sahaya fırlattı. Galatasaray 25000 İsviçre Frangı ceza aldı. Bu kişi hakkında herhangi bir işlem yapılmadı.

Bunların yaptıkları yanlarına kar kalmamalı, en azından kulüplerinin ödemelerine neden oldukları para cezalarını tazmin etmelidirler.

Son Dünya Kupası'nda güzel bir uygulamaya tanık oldum. 70000 kişiye hizmet veren stad işletmecisi, seyircilere sıvı içecekleri ağzı açık veya servis yapılırken kapakları alınan kaplarla sunuyordu. Bizim stadlarımızda da sadece yönetimlerdeki etkin ve hatırlı kişilerin baskılarıyla verilen stad büfe ve işletmelerinde aynı uygulamanın yapılması çok zor olmasa gerek...

 Not: Sıkça Avrupa’dan örnek vermekten ben de hoşnut değilim. Ama ne çare ki, futbolla ilgili “doğru ve güzel” hep onlarda...

X