Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Şiddetten uzak bir toplum

<B>SON </B>zamanlarda gazete sayfaları ve TV ekranlarında iç karartıcı şiddet haber ve görüntüleri sıkça yer almaktadır. Bu görüntüler, toplumumuzun içinde bulunduğu sosyopsikolojik yapıyı yansıtmaktadır.

8 Mart Kadınlar Günü kutlamalarında ekrana yansıyan nahoş görüntüler, hepimizin üzerinde ‘şok’ etkisi yapmıştır. Polisin göstericilere karşı şiddet kullandığını ifade eden sözler, dış çevreler tarafından da Türkiye'ye karşı ‘suçlama unsuru’ olarak kullanılmıştır. Kısaca denilmek istenmiştir ki: ‘Ülkenizde hálá bu görüntüler yaşanıyorken AB'ne girmeyi unutun!’

Polis, devlet gücünü temsil ettiği için bu gibi olaylarda eşitlerden biri olarak kabul edilmeyip, doğrudan suçlanan taraf oluyor. Şiddet kullanmakla suçlanıyor. Polis şiddete maruz kalınca da ‘Görevidir; hem kendini savunacak, hem insanları incitmeden olayları bastıracak’ mantığı işletiliyor. Kaldırım taşını sökerek polisin başına vurmak, onun kafasını yarmak şiddet olmuyor!

Amacımız bu olayın içinden ‘şu suçlu’, ‘bu masum’ çıkarımı yapmak değil. O görüntülere giren tekmelerin sahibi ister polis, ister sivil olsun bağışlanamaz. Şiddetin taraflarında sadece polis ile göstericiler yok. Hemen her olayda, her ilişkide var. Daha geçen gün gazetelerde, hayvanseverleri ayağa kaldıran bir köpek katliamının resimleri yer almadı mı? Sadece insanlara karşı değil, hayvanlara karşı da şiddet uygulayan bir toplum olmanın ayıplarını yaşıyoruz.

Ailede kadına uygulanan şiddet, çocuklara uygulanan şiddet, sporda şiddet, eğlencede şiddet, işyerinde şiddet, sokakta şiddet! Konuşmalarımıza, bakışlarımıza, tavırlarımıza sertlik katmayı, ilişkilerimizin tuzu, biberi, sosu haline getirdik. Acaba sertlik insanın yapısında olan bir şey mi?

Evet, insanın ham yapısında bütün kötülükleri var eden dürtüler vardır. Bu dürtüler dinlerin dilinde ‘şeytana uymak’ şeklinde ifade edilmiştir. Şeytan, insanları kötülüğe sürüklemekle kendini görevlendirmiş bir varlık. Onun sürekli gezindiği mekan ise nefsimizdir. İnsan, nefsiyle mücadele ederek Şeytan'ı yenebilir. Bunun yegane güç kaynağı maneviyattır. Nefis eğitiminden uzaklaştıkça, içimizdeki dürtüler bizi daima kötülüğe yönlendirecektir. Bugün yaşanılan toplumsal hastalıkların temelinde manevi vitamin eksikliğinin yol açtığı zaafiyet ve bozulmalar yer almaktadır.

‘Şiddet, şiddeti doğurur’ diye bir söz vardır. Kötülükten ancak kötülük neşet eder. İçimizdeki kötü dürtüleri, ancak iyiliğin, güzelliğin ve erdemliliğin pozitif enerjisiyle yok edebiliriz. O hepimizin içinde vardır. Önemli olan bu enerjiyi açığa çıkarabilmektir. Önce inanç gerekir. İnsan, ancak inancın sterilize ettiği bir ortamda sağlıklı bir ruh yapısına sahip olabilir. İnsan kendini ya inşa eder veya imha eder. Kötü niyet, vesvese ve kin içinde yaşayan bir insan kendini kendi eliyle inşa ettiği bir zindana tıkmış olur; fakat herkes hakkında iyi niyetler besleyen, herkesle iyi geçinen de hayatını cennete çevirir.

Yüce kitabımız ‘zulme karşı zulüm’ uygulamasına asla onay vermez. Allah ayetlerinde insanlara ‘kötülüğe karşı iyilikle cevap vermelerini’ emreder:

‘İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir.’ (Fussilet Suresi, 34).

İnsanların kendilerine karşı uygulanan zulme tepki duymaları, bunu uygulayanlara boğz etmeleri meşru bir haktır. Ama bu hiçbir zaman gözü kapalı bir nefretle, husumete neden olmamalıdır. Allah, bu konuda Müslümanlar'ı şöyle uyarıyor:

‘... bir topluluğa olan kininiz, sakın sizi haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva konusunda yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allah'tan korkup-sakının.’ (Maide Suresi, 2).

Sevgili peygamberimiz de Müslüman'ı, ‘Eli ve dili ile başkalarına zarar vermeyen, kötülüklerinden emin olunan insan’ diye tarif etmiştir. İnsanlara zarar vermeyi ve zulmetmeyi yasaklamış, ‘Merhamet etmeyene, merhamet olunmaz’ buyurmuşlardır.

Bir kudsi hadiste, ‘Ben zulmü kendime haram ettim, size de haram kıldım, birbirinize zulmetmeyiniz’ buyurulmuştur.

Hacı Bektaş-ı Veli de ‘Bin defa mazlum olsan da, bir kerre dahi zalim olma’ demiştir.

Şiddetten, nefretten, kinden, nifaktan uzak bir toplumda huzur ve sevgi dolu bir hayatı paylaşmak dileğiyle...

SORALIM ÖĞRENELİM

Nazar diye bir şey var mıdır? İçki dinimizde haramdır. Sigara da içki gibi sağlığa zararlı olduğuna göre haram değil midir?

Murat EDİZ-İZMİR

Bazı kötü niyetli kişilerin bakışlarıyla insanlar üzerinde olumsuz etki bırakma anlamına gelen nazarın (göz değmesi) mahiyeti hakkında kesin bir bilgi olmamakla birlikte; dinen de varlığı kabul edilmektedir. Kalem Suresi'nde şöyle buyurulur: ‘İnkar edenler, Kuran'ı dinlediklerinde neredeyse seni gözleriyle yıkıp devireceklerdir.’ Bu ayetten de anlaşılacağı üzere nazar vardır. Nazardan korunmak için muavvezeteyn-sığındırıcı (Falak ve Nas Sureleri) ile İhlas Sureleri'nin orijinal metninden veya meallerinden okunması tavsiye olunmuştur. Nitekim, Peygamberimiz de nazara karşı bu sureleri okumuştur. Sigaraya gelince; içki ile kıyaslanamaz. Çünkü içki ayetle yasaklanmıştır. Sigara hakkında ise yasaklayıcı bir hüküm bulunmadığından en azından mekruh sayılmıştır. Bunda da şüphe yoktur.

Birisi emaneten bir para bıraktı, sonra alamadan öldü. Bu parayı ailesine mi, yoksa bir hayır kurumuna mı vermeliyim?

İsimsiz

Kuruşuna halel getirmeden ailesine vermelisiniz. Çünkü o para várislerinin hakkıdır. Ailesi dururken hayır kurumuna vermeniz asla caiz olmaz.

Gece 24.00'ten sonra yassı namazını kılabilir miyim? Vitir namazında bilmediğim kunut duaları yerine ne okuyabilirim?

Yatsı namazı, akşam namazının vakti çıktıktan sonra başlar, sabah namazının vakti olan tan yerinin ağarmaya başlamasına kadar (imsak) devam eder. Kunut dualarını bilmiyorsanız yerine ‘Rabbena Atina’, bunu da bilmiyorsanız ‘Allahümmağfirli’ veya üç kere ‘Ya Rabbi’ diyerek kılabilirsiniz.

Peygamberimizin doğum tarihi ile ilgili farklı iki tarih bulunmaktadır. Bunlardan doğru kabul edebileceğimiz tarih hangisidir?

Müvdat İLKBAĞ - İSTANBUL

İslami kaynaklara göre Hz. Muhammed (S.A.S.) 571 yılı nisan ayının 20'sine rastlayan rebiu'l evvel ayının 12. pazartesi gecesi sabaha karşı doğmuştur. Batılı kaynaklarda ise Peygamberimizin doğum tarihi 20 Ağustos 570 yılı olarak kaydedilmektedir. Doğrusu birinci görüştür.
X