Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Şiddetten kaçan kadınların 20 yıldır sığınağı

    Sefa KAPLAN
    26.01.2011 - 00:00 | Son Güncelleme: 26.01.2011 - 15:22

    Türkiye’de kadın, kadına yönelik şiddet, kadın hakları denildiğinde akla gelen ilk kuruluşlardan birisi Mor Çatı. Bir grup feminist kadının büyük bir özveriyle 20 yıldır kapısını açık tuttuğu Mor Çatı’ya her yıl en az 1500 kadın başvuruyor. Oysa, Türkiye’deki sığınma evlerinin toplam kapasitesi, Mor Çatı’ya başvuranların ihtiyacını karşılamaktan bile uzak.

    “SIĞINMA evleri asla talebi karşılayacak sayıda değil. Örneğin Mor Çatı’yı günde ortalama on kadın arıyor. Arayan kadınların en az yarısı sığınak talebinde bulunuyor, tamamına yakını ise sığınaklarla ilgili bilgi almak ve ihtiyaç duyduklarında gidip gidemeyeceklerini öğrenmek istiyor. Basit bir hesapla sadece sığınak talep eden kadınların sayısına baktığımızda en az 1500 kadın Mor Çatı’ya sığınak yeri sormuş oluyor.” Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’ndan Zelâl Yalçın’a ait bu sözler. Türkiye’de ‘aile içi şiddet’ gibi lafların çok az duyulduğu, belki de hiç duyulmadığı bir dönemde Mor Çatı, feminist bir anlayışla konuyu gündeme getirecek ve hemen arkasından da ilk sığınak çalışmasına başlayacaktı. 1995 ile 1998 arasında faaliyette bulunan ilk sığınak, 350 kadın ve 250 çocuğa gerçek anlamda bir yuva olacak ve onları şiddetten uzak tutacaktı.

    Belediyeler ilgisiz

    2005’te ise bu kez İstanbul Beyoğlu Kaymakamlığı Dünya Bankası’ndan aldığı kredi ile açacağı sığınağın Mor Çatı tarafından işletilmesini önerecekti. Mor Çatı’nın dayanışma merkezi ve sosyal çalışmacı, psikolog, psikiyatr, avukat gibi gönüllüleri aracılığıyla destek verdiği bu dönem üç yıl sürecekti. Ne var ki, bu girişim 2008’de kaynak bulunamadığı gerekçesiyle durdurulacak, bunun üzerine Mor Çatı bağımsız olarak sığınak faaliyetini sürdürecekti. Mor Çatı tecrübesi son derece önemliydi, çünkü daha sonra kurulan bütün sığınma veya konuk evleri bu tecrübeden hareket edecekti.
    Peki yasa ile belediyelere görev verildiği halde neden pek çok belediye ayak sürüyor ve sığınma evinin yanına bile yanaşmıyordu? “Diğerleri bir yana, sadece Mor Çatı’ya gelen talebi karşılayacak yer yok sığınaklarda” diye başlıyor sözlerine Zelâl Yalçın ve şöyle devam ediyor:/images/100/0x0/55eb1982f018fbb8f8ab03a9

    Yasa var, yaptırım yok

    “Belediyeler için yasa var ama yaptırım yok. Kadına yönelik şiddetle mücadeleyi amaçlamayan ve devletin yükümlülüklerini kavramayan birçok belediye sığınak açmayı görev olarak değil, lütuf olarak görüyor. Dolayısıyla sığınak açan kimi belediyeler de bunu bir halkla ilişkiler faaliyetine çevirip açılış törenleri düzenleyebiliyor.”
    İyi ama zor bir şey mi sığınak açmak, zorluklar nedeniyle mi belediyeler çekimser davranıyor? “Hayır” diyor Zelâl Yalçın, “Sığınak açmanın hiçbir zorluğu yok. Sığınak açmamak için tek engel akıllardaki engel. Kadına yönelik şiddeti meşru görüyorsanız her zaman bir engel bulabilirsiniz.”

    Sayı artıyor ama...

    Süleyman Demirel Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Songül Sallan Gül, kadın sığınma evleri ile olarak TÜBİTAK tarafından da desteklenen bir araştırma yapıyor. Prof. Gül, yıllara göre şu rakamları veriyor:

    “Ülkemizde sığınma evlerinde üçlü bir yapı söz konusu: SHÇEK, belediyeler ve STK’lar. SHÇEK bağlı olanlarda sayı 1998’de yediyken, 2004’te 14’e ulaştı. 2010’da da 40’ı sığınma evi ve ikisi de ilk istasyon olmak üzere toplam sığınma evi sayısı 42’ye çıktı. 2005’de SHÇEK’a bağlı kadın sığınma evlerinden 5 bin 78 kadın ve 3 bin 961 çocuk yararlandı. 2008’de kadın sığınma evlerinin açılışlarından itibaren 20 yıllık süreçte yararlanan kadın sayısı 10 bin 415 ve çocuk sayısı ise 7 bin 418’e ulaştı. 2009 raporlarına göre, SHÇEK’ye bağlı sığınma evlerinden yaklaşık 1 bin 400 civarında kadın ve çocuk yararlanmıştır.”

    Sığınma evinde tabela olmamalı/images/100/0x0/55eb1982f018fbb8f8ab03ab

    SHÇEK polisin getirdiği her türlü mağduru kurumlara yerleştirmek zorunda. Bu uygulama birçok ilde işliyor ama ilk adım istasyonu olmayan illerde mağdurlar çocuk yuvası, yetiştirme yurdu ya da huzurevi gibi SHÇEK kurumlarına yerleştiriliyor. Bu da mağdurlar kadar o kurumlarda kalanlar açısından da sakınca oluşturabiliyor.

    Yasa ile görev verilmesine rağmen çok az ilde belediye bu sorumluluğu yerine getiriyor. Bazılarında açılan sığınma evinin yeri tüm vatandaşlar tarafından biliniyor, hatta birkaçında sığınma evi olduğunu gösteren tabela bile var.

    Sığınma evinde kalan kadın, sağlık hizmeti aldığında, çocuğunu okula kaydettirdiğinde, nüfus kayıt işlemleri ya da nakdi yardım talebinde bulunduğunda e-devlet sistemi nedeniyle deşifre ediliyor ve yeri kolayca bulunabiliyor. Bu durum, hayati tehlikesi olup sığınma evinden yeni bir yaşam kurarak ayrılan kadınlar için daha da ciddi sonuçlara neden olabiliyor.

    Sığınma evlerinde mesleki formasyona sahip personel sayısı yetersiz ya da özellikle birçok belediye sığınma evinde bu nitelikte personel yok. Dolayısıyla kadının yeniden hayata hazırlanmasını içeren rehabilitasyon çalışmaları yapılamıyor.

    Kurultay notları

    SÖKE’de Aralık ayında 13’üncü Kadın Sığınakları ve Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayı yapıldı. Ana gündem, kadın cinayetlerine karşı mücadeleydi. Kurultay’ın sonuç bildirisinde vurgulanan bazı hususlar: /images/100/0x0/55eb1982f018fbb8f8ab03ad

    Kadın intiharları da kadın cinayetleri olarak değerlendirilmelidir. Kadın cinayetlerinin önemli bir bölümünün ateşli silahlarla işlendiği düşünülürse bireysel silahlanmanın, koruculuk gibi silahlanmanın denetimsiz bırakıldığı uygulamaların, kadın cinayetlerini, kadına yönelik şiddeti artırdığı ortadadır.

    Kadınların yakınları tarafından öldürüldüğü birçok davada ‘haksız tahrik indirimi’, yani ‘erkeklik indirimi’ uygulanmaktadır. Adalet mekanizmalarına ya da emniyet güçlerine başvuran kadınlara yeterli koruma sağlanamamaktadır.

    Tecavüz, cinsel şiddet olarak kadın bedenini tahakküm altında tutmanın bir başka yoludur. Tecavüzün medya aracılığıyla sıradanlaştırılmasının önüne geçilmeli, kamu kurumlarında görevlilerin ivedilikle cinsel şiddet ve cinsel suçlarla sorumluluğunu yerine getirmeleri sağlanmalıdır.

    Belediyeler Yasası’na uygun olarak nüfusu 50 bini geçen belediyelerin sığınak açması, açmayanlara ise yaptırım uygulanması sağlanmalıdır. Sığınaklar işlevsiz hale getirilmemeli, kadın ve çocukların güçlenmelerini sağlayabilecek donanımlara ve bakış açısına sahip olmalıdır.

    OLMASI GEREKEN: 1400 MEVCUT: 65 EV

    ZELÂL Yalçın’ın dediği gibi, bütün sığınma evlerinin kapasitesi Mor Çatı’ya başvuruları karşılamak açısından bile yeterli değil. Prof. Gül de aynı kanıyı paylaşıyor: “2010 yılı sonunda 40’ı SHÇEK’e, 20’si belediyelere, beşi de STK’lara ait olmak üzere toplamda sığınma evi sayısı 65’dir. Türkiye’de AB yasal zorunluluk ölçütünde 1.400 sığınma evi, yine AB standartlarına göre her 7.500 kişi için bir sığınma evi ölçütü çerçevesinde 9.400 sığınma evinin olması gerekmektedir. Ülkemizde mevcut olan ve hizmet sunan kadın sığınma evlerinde yaklaşık 12 bin kadına bir yatak düşmektedir ki, bu sayı da son derece yetersizdir.” Ve final cümlesi de Prof. Dr. Songül Sallan Gül’den geliyor: “Bu bağlamda sığınma evleri bir belediye sığınma evinden sorumlu sosyal işler müdürünün ifadesiyle, kadınların sadece ‘bir süre dinlendikleri’ ya da ‘dayağın bir süre ertelendiği yer’ olmaktadır.”
    Sorun da bu ya..

    Yarın: SHÇEK Başkanı İsmail Barış: Her başvuran kadını alıyoruz
    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı