"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Şiddet sarmalını durdurmak polisin elinde

DÜNYANIN her yerinde şiddetten yarar sağlamaya çalışan marjinal örgütler vardır. Türkiye’de de var, buna kuşku yok.

Bu örgütler, ne yapsalar bir araya getiremeyecekleri kitlelerin barışçı gösterilerini “çalmak” için her yolu da kullanırlar.
Bunun önüne geçecek olan güç, barışçı gösterileri düzenleyenler değil, o gösterinin güven içinde bitirilmesini sağlayacak olan polis gücüdür.
Polis, karşı karşıya kaldığı her gösteriye, ayrım yapmaksızın aynı şekilde müdahale ederse o marjinal örgütler için çalışıyor demektir.
Polisin barışçı gösterilere karşı aşırı güç kullanımı, o örgütlerin aradığı ortamı yaratır, sonunda meydan onlara kalır.
Bir şiddet sarmalı yaratılır, her çatışma, bir sonraki çatışmayı doğurur.
Gezi Parkı gösterilerinden beri Türkiye’de yaşadığımız şey tam olarak budur.
Polis, her gösteriye ve toplantıya aynı şekilde aşırı güç kullanarak müdahale etmeye kalkıştığı için bunlar oluyor.
30–40 kişilik, çevreye saldırganlık içinde olmayan grupların gösterileri bile aynı şekilde dağıtılıyor: Biber gazı, TOMA, plastik mermi vs.
Her gösteriye böyle müdahale edilmesinin ardından çıkan kargaşa ortamında, sahneye ortalığı karıştırmak isteyen örgütlerin çıkmasında şaşılacak bir şey yok.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, demokratik bir ülkenin lideri gibi davranmış ve polisin aşırı güç kullanımını “destan yazmak” olarak nitelememiş olsaydı, kuşku yok ki bu konularda tecrübeli polis yöneticilerinin tutumları da başka olurdu.
Her gösteriyi aynı şekilde dağıtmanın sonucunda olaylar birbirini tetikliyor, bir şiddet sarmalı doğuyor, gencecik insanları kaybediyoruz, toplumda tansiyon yükseliyor, kamplaşma keskinleşiyor.
AKP’de bunu Başbakan’a anlatacak bir izan sahibi yok mu gerçekten?

Nefret suçuna sıfır tolerans gerekir

BAŞBAKAN Yardımcısı Bülent Arınç, “nefret suçu” ile ilgili olarak Türk Ceza Kanunu’nda bir özel düzenleme yapılacağını söyledi.
Daha önce nefret suçu ile ilgili olarak demokratikleşme paketi çerçevesinde bir düzenleme düşünüldüğü söyleniyordu.
Elbette bu konuda yasal bir düzenleme yapılması önemli ve bugüne kadar yapılmamış olması utanılacak bir durumdu.
Geç de olsa TCK’da bir düzenleme yararlı olacaktır.
Ama bunun için bir yasal düzenleme yapmak kadar önemli olan konu, yasayı uygulayacak olanların bunu içselleştirebilmeleridir.
Mesela, ırkçı tweet’ler atıp, nefret suçu işleyen güreşçiye, Akdeniz Oyunları’nın açılış töreninde bayrak taşıtanlar açısından böyle bir sorun var.
O güreşçiyi böyle ödüllendirmek yerine cezalandırmalılardı çünkü zaten uluslararası spor kuralları ırkçı nefret suçunun cezalandırılmasına olanak veriyor. Ayrıca bir kanuna ihtiyaç yoktu.
Aynı şekilde ırkçı nefret suçu işleyen profesör için de ayrıca kanun çıkarmak gerekmiyordu.
YÖK, Üniversite ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi, ırkçılığa prim vermeyeceğini göstermek için yeterli olanağa sahipti.
YÖK ve üniversite disiplin cezası verebilir, belediye ırkçı profesörün danışmanlık görevine son verebilirdi.
Ama yapmadılar. Duymazdan geldiler, üzerine konuşulmaz ise unutulacağını varsaydılar, hatta güreşçi olayında olduğu gibi ödüllendirdiler de!
Yani yasa çıkarmakla iş bitmiyor. Marifet her türden nefret suçuna, suçu işleyenin kimliğine bakmadan sıfır tolerans göstermektir.

Günay’ın önerisini destekliyorum

DÜN 12 Eylül darbesinin 33. yıldönümüydü.
Darbeyi gerçekleştirenlerden hayatta olanlar yargılanıyorlar ama Türkiye, 12 Eylül ile hesaplaşmasını başarabilmiş değil.
12 Eylül Anayasası, sağında solunda ciddi değişiklikler yapılmış olmasına rağmen yürürlükte ve kısa dönemde yeni bir anayasa yapılabileceğine ilişkin umut da görülmüyor.
12 Eylül’ün Türk siyasetini soktuğu baraj aynen devam ediyor, Siyasi Partiler Kanunu yürürlükte, YÖK duruyor.
Ve 12 Eylül ile hesaplaşmayı vaat eden iktidarın, bunlara yönelik en ufak bir itirazı da görülmüyor.
Darbenin yıldönümü nedeniyle AKP İzmir Milletvekili Ertuğrul Günay, ilginç bir öneride bulundu.
TBMM Başkanlığı’ndan, 12 Eylül rejiminin önemli bir organı olan Danışma Meclisi’ne kimlerin üye olmak için başvuruda bulunduğunun açıklanmasını istedi.
Bunları ben de gerçekten merak etmişimdir, ilk günden beri!
Acaba o gün 12 Eylül darbecilerine hizmet etmek için yarışanlar kimlerdi?
İçlerinde günümüz siyasetinde de öne çıkmış isimler var mıydı?
Bakalım TBMM Başkanlığı bu öneriyi nasıl karşılayacak?
Bu isimlerin teşhir edilmesi, bundan sonra darbecilerin yanında görev almaya amade olanları da bir kez daha düşünmeye sevk eder mi acaba?

X