Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Sherlock Holmes ile Houdini karşılaştığında...

BABA büyükbabamdan kalan en önemli miras, onun uzun memuriyet hayatında biriktirdiği polisiye kitaplar oldu.

Çok küçük yaşta, önce Arsen Lupin’le, sonra Sherlock Holmes’la tanıştım, sonra da bu merakım bugün dahil sürdü gitti.
Sherlock Holmes, bilen biliyor, bilimsel düşünmenin ve gözlem yapmanın, keskin mantığın dedektifi. O gittiği bir suç mahallinde keskin gözlemlerle suçluyu hemen saptar, sonra da bu suçu hiçbir tereddüte yer bırakmayacak şekilde kanıtlar.
Sherlock Holmes karakterinin yaratıcısı Sir Arthur Conan Doyle’dur. Sir Arthur, zaten bu yaratıcılığı sayesinde şövalye ilan edilip ‘sir’ olmuştur.
Bu İngiliz yazar ile Macaristan’dan Amerika’ya göçmüş fakir bir Yahudi ailenin çocuğu olan ve bugün bile gelmiş geçmiş en büyük illizyon sanatçısı (veya kaçış/kurtuluş sanatçısı) olarak anılan Harry Houdini’nin yolu bir gün kesişir.
* * *
Hayatını ve ününü insanlarda göz yanılması yaratmaya, becerilemez sanılanları becererek göz boyamaya borçlu olan Harry Houdini’nin çok bilinmeyen bir yönü vardır:
Aynı göz boyamasıyla insanları duygusal bakımdan fena halde kandıranlara karşı amansız bir savaş içindedir Houdini.
O yılların Amerikasında ‘Spiritüalist’ler denen birileri ve aynı isimle anılan bir akım vardır. Bunlar, ruh çağırma seansları düzenlemekte, sözde gelen ruhlar da bir tahta üzerindeki harfleri işaret ederek yaşayanlarla iletişime geçmektedir. (Benim çocukluğumda Türkiye’de de vardı böyle şeyler ve hayli yaygındı, eminim bugün de vardır ama sanırım o kadar yaygın değil.)
İşte Houdini bu işi yapanlara ve savunanlara karşıdır. Hatta bu konuda bir kitabı bile var ünlü illüzyonistin.
Buna karşılık hayatını yarattığı süper mantıklı ve bilimden başka hiçbir şeye inanmayan, her türlü metafizik açıklamaya karşı çıkıp o çeşit savları yerle bir eden bir kahramanla kazanan Sir Arthur Conan Doyle ve karısı ise spiritüalizm akımının fena halde etkisindedir. Hatta Sir Arthur’un eşi Louisa bizzat bu ruh çağırma seanslarını yürütmektedir.
Bu konuda şüpheci görüşler açıklayan Houdini ile bir vesileyle Amerika’da bir araya gelirler ve Houdini’yi ikna için bir seans düzenlenir, Houdini’nin annesinin ruhu çağırılır.
Başta ruh gelmez ama biraz daha ısrar edilince yazı tahtası oynamaya başlar ve bir konuşma olur. Bu işlerin ustası olan Harry Houdini tahtanın nasıl hareket ettirildiğini çözemez ama yine de ikna olmamıştır; çünkü annesinin ‘ruhu’ İngilizce konuşmaktadır, halbuki kadın hiçbir zaman İnilizce öğrenememiştir. Başka arızalar da vardır, Yahudi kadın oğluna ‘İsa seni korusun’ der vs.
* * *
Bu öyküde beni çarpan şey, kendisi de tıp doktoru olan, yarattığı karakterle bilimsel düşünmenin metafiziğe üstün olduğunu sürekli gösteren ve bu anlamda metafiziği yalan olarak niteleyen Sir Arthur Conan Doyle’un gerçek hayatta metafizikle bu kadar haşır neşir olması.
Aynı şekilde, hayatını aslında bir çeşit metafizikle, daha doğrusu insanlardaki bu inancı gıdıklayarak kazanan ‘sihirbaz’ Houdini’nin de gerçek hayatta bunun tam tersi olması...
Kim bilir, belki bu çeşit derin çelişkiler hepimizin içinde bir yerde duruyordur. Fikrimizle zikrimiz bir birini nadiren tutuyordur.

Esnemenin sırrını çözen bilim

GEÇEN gün bir arkadaşım paylaştı da haberim oldu, meğer işsiz güçsüz bazı bilim insanları oturmuş, ‘Biz neden esneriz’ sorusuna cevap aramış.
Bulunan cevap ilginç: Esnemek sayesinde ısınan beynimizi serinletiyormuşuz.
Fazla düşünmek, çalışmak ve uykusuz kalmak beynin ısınmasına sebep oluyor. İşte böyle durumlarda da esneyip duruyormuşuz.

Cep telefonu kanser yapmıyormuş...

ASLINDA hepimiz cep telefonunun kötü bir etkisi olduğuna inanmak istiyoruz. Çünkü hepimizin hayatının vazgeçilmezi haline gelen bu minicik alet elektromanyetik dalgalar yayıyor ve konuşurken biz onu alıp beynimizin yakınına, kulağımıza yaslıyoruz.
Kimimiz, ‘Çok telefonda konuştum, beynim ısındı’ diyor, kimimiz telefonunun baş ağrısı yaptığını düşünüyor. Evet ama kimse de ‘Ben kanser olmak istemiyorum, o yüzden cep telefonu kullanmayacağım’ demiyor, diyemiyor.
Bu kanser olma korkusu üzerine kurulu koca bir endüstri var; sadece kulaklıklar vs. değil, son olarak bir de sözde radyasyon azaltıcı minicik metal parçalar çıktı başımıza, epey de pahalıya satılan. Elbette bu telefona yapıştırılan parçaların sözde vücutta dengeyi sağladığı söylenen o garip bilekliklerin en son versiyonundan hiçbir farkı yok. İçiniz rahat ediyor belki ama o kadar. Daha doğrusu faydası yok, tek zararı da cüzdanınıza.
Neyse, nihayet cep telefonu ile beyin kanseri arasındaki ilişkiyi arayan devasa çalışma sonuçlandı. Buna göre, uzun dönem cep telefonu kullanan insanların beyin kanseri olma oranıyla kullanmayanların aynı hastalığa yakalanma orası arasında fark bulunamadı.
www.bmj.com adresinden de okuyabileceğiniz araştırma çok kapsamlı.
X