Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Sezer'den TMY'ye kısmi iptal davası

    A.A
    04 Ağustos 2006 - 09:12Son Güncelleme : 04 Ağustos 2006 - 16:04

    Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, 5532 sayılı “Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un (TMY) 5 ve 6. maddelerinin iptali için Anayasa Mahkemesi'nde dava açtı.

    Yasayı onayladıktan sonra yapılan açıklamada Anayasa Mahkemesi'ne bazı hükümlerin iptila için dava açacağı belirtilen Cumhurbaşkanı Sezer, iptal başvurusunu yaptı. Sezer, Yasanın 5 ve 6. maddelerinin bazı hükümlerinin iptalini istedi. Cumhurbaşkanı Sezer, 5532 sayılı “Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un bazı hükümlerinin iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi'ne yaptığı başvuruda, suçun işlenişine iştirak etmemiş olan basın ve yayın organlarının sahipleri ve yayın sorumlularının başkasının eylemi nedeniyle ceza sorumluluğu altına sokulduğunu, bunun ceza sorumluluğunun kişiselliği ilkesiyle bağdaşmadığını belirtti.

    Cumhurbaşkanı Sezer'in iptalini istediği 5. madde hükmü, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 6. maddesinin 4. fıkrasına ekleme yapıyor.
      
    Buna göre, isim ve kimlik belirterek veya belirtmeden kime yönelik olduğunun anlaşılmasını sağlayacak surette kişilere karşı terör örgütleri tarafından suç işleneceğini veya terörle mücadelede yer almış kamu görevlilerinin hüviyetlerini açıklama, yayınlama veya bu yolla kişileri hedef gösterme fiilinin basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde, basın ve yayın organlarının suçun işlenişine iştirak etmemiş olan sahipleri ve yayın sorumluları hakkında ceza öngörüyor.
      
    Hüküm ayrıca, terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde suç işlemeye alenen teşvik, işlenmiş olan suçları ve suçlularını övme veya terör örgütünün propagandasını içeren süreli yayınların hakim kararıyla; gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de Cumhuriyet savcısının emriyle tedbir olarak 15 günden bir aya kadar durdurulabilmesini hükme bağlıyor.
      
    Sezer'in iptalini istediği 6. madde hükmü ise 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 7. maddesinde değişiklik yapıyor.
      
    Buna göre hüküm, terör örgütünün propagandasının basın yayın yoluyla yapılması durumunda suçun işlenişine iştirak etmemiş olan sahipleri ve yayın sorumluları hakkında adli para cezası uygulanmasını öngörüyor.

    Muhalefet, TMY'nin 6. maddesinin terör örgütü PKK'nın lideri Abdullah Öcalan'a af getirdiğini savunmuştu.

    KISMİ İPTAL İSTEMİ GEREKÇESİ

    Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, 5532 sayılı “Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un bazı hükümlerinin iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi'ne yaptığı başvuruda, suçun işlenişine iştirak etmemiş olan basın ve yayın organlarının sahipleri ve yayın sorumlularının başkasının eylemi nedeniyle ceza sorumluluğu altına sokulduğunu, bunun ceza sorumluluğunun kişiselliği ilkesiyle bağdaşmadığını belirtti.

    Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamaya göre, Sezer, başvuru dilekçesinde, iptalini istediği hükümleri anımsattı.

    Sezer, düzenlemelerde, ad ve kimlik belirterek ya da belirtmeyerek kime yönelik olduğunun anlaşılmasını sağlayacak biçimde kişilere karşı terör örgütlerince suç işleneceğini ya da terörle mücadele eden kamu görevlilerinin kimliklerini açıklama, yayınlama ya da bu yolla kişileri hedef gösterme, terör örgütlerinin bildiri ya da açıklamalarını basma ya da yayınlama, Yasa'nın 14. maddesine aykırı olarak muhbirlerin kimliklerini açıklama ya da yayınlama, terör örgütünün propagandasını yapma suçlarının basın ve yayın yoluyla işlenmesi durumunda “suçun işlenişine iştirak etmemiş olan” sahipleri ve yayın sorumlularına adli para cezası verilmesinin öngörüldüğünü kaydetti.

    BASIN YOLUYLA SUÇ

    Sezer, “Kurallarda açıkça belirtildiği gibi, yukarıda yer verilen suçların basın ve yayın yoluyla işlenmesi durumunda, suçun işlenişine iştirak etmemiş olsa da, basın ve yayın organlarının sahipleri ve yayın sorumluları cezalandırılmaktadır” dedi.

    Anayasa'nın 38. maddesinin yedinci fıkrasında, ceza sorumluluğunun kişisel olduğunun belirtildiğini kaydeden Sezer, bu ilkeyle, suçu kim işlemişse cezanın yalnız ona hükmedilip uygulanması, başkalarının o suçtan dolayı cezalandırılmamasının amaçlandığını vurguladı. Sezer, ”Başka bir deyişle, bu ilkeyle, ceza sorumluluğunun 'kusura' dayalı olması gerektiği anlatılmaktadır” dedi.

    Sezer, Anayasa'nın basın özgürlüğüne ilişkin 28. maddesinin dördüncü fıkrasında, devletin iç ve dış güvenliğini, ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğünü tehdit eden, suç işlemeye, ayaklanmaya ya da isyana özendirir nitelikte olan ya da devlete ait gizli bilgilere ilişkin bulunan her türlü haber ya da yazıyı yazanlar, bastıranlar ya da aynı amaçla basanlar, başkasına verenlerin, bu suçlara ait yasa kuralları uyarınca sorumlu olacaklarının belirtildiğini ifade etti.

    Sezer, “Görüldüğü gibi, ceza sorumluluğunun kişiselliği ilkesine uygun olarak, bu kuralda sorumlu tutulanlar, yalnızca suç oluşturan haber ya da yazıyı yazan, bastıran, basan ya da başkasına verenlerdir” dedi.

    Ceza sorumluluğunun kişiselliği ilkesine 1961 Anayasası'nın 33. maddesinde de yer verildiğini kaydeden Sezer, maddenin gerekçesinde, ”Esasen bu kaidenin Anayasa'ya konulması sayesinde, basın davalarında yazı veya karikatürlerin müelliflerinden ve haberi vericisinden gayri kimselerin (gazete sahip ve yazı işleri müdürlerinin) rastgele cezalandırılmasını derpiş eden kanun hükümleri bertaraf edilmiş olacaktır” denilerek, bu ilkenin, basın ve yayın organlarının sahipleri ve yayın sorumlularının, başkalarının eylemlerinden dolayı cezalandırılmasına engel oluşturduğunun açıklandığını dile getirdi.

    Sezer, şöyle devam etti:

    “Oysa, yukarıda yer verilen kurallara göre, suçun işlenişine iştirak etmemiş olan basın ve yayın organlarının sahipleri ve yayın sorumluları başkasının eylemi nedeniyle ceza sorumluluğu altına sokulmaktadır ki, bunun, 'ceza sorumluluğunun kişiselliği' ilkesiyle bağdaşmadığı açıktır.

    Bu nedenle, 3713 sayılı Yasa'nın, 6. maddesinin, 5532 sayılı Yasa'nın 5. maddesiyle değişik dördüncü fıkrası ile 5532 sayılı Yasa'nın 6. maddesiyle değişik 7. maddesinin ikinci fıkrasının üçüncü ve dördüncü tümceleri Anayasa'nın 38. maddesine aykırı düşmektedir.”

    “ÇOK YÜKSEK TUTARLARA ULAŞABİLİR”

    Sezer, düzenlemelerde, suç oluşturan eylemlerin basın ve yayın organlarınca işlenmesi durumunda, suçun işlenişine iştirak etmemiş olan sahipleri ve yayın sorumluları hakkında bin günden onbin güne kadar adli para cezasına hükmolunacağı, ancak, yayın sorumluları hakkında, bu cezanın üst sınırının beşbin günü geçemeyeceğinin belirtildiğini anımsattı.

    Sezer, şunları kaydetti:

    “Türk Ceza Yasası uyarınca günlük adli para cezası tutarı göz önünde bulundurulduğunda, suçun işlenişine iştiraki olmayan basın ve yayın organlarının sahiplerine ve yayın sorumlularına verilecek cezanın çok yüksek tutarlara ulaşabileceği görülecektir.

    Basın ve yayın organlarının sahipleri ile yayın sorumlularına getirilen bu ağır yaptırım, basın ve yayın kuruluşlarında tedirginlik yaratacağından, haber, düşünce ve kanaatların özgürce yayımlanmasını engelleyecek niteliktedir.”

    HABER ALMA VE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ

    Konuyu haber alma ve basın özgürlüğü yönünden inceleyen Sezer, Anayasa'nın 12. maddesinde, herkesin, kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğunun belirtildiğini, 26. maddesinde düzenlenen düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü ile 28. maddesinde düzenlenen basın özgürlüğüne temel hak ve özgürlükler arasında yer verildiğini kaydetti.

    Anayasa'nın 26. maddesinde, herkesin, düşünce ve kanaatlarını söz, yazı, resim ya da başka yollarla tek başına ya da toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahip olduğu; bu özgürlüğün, resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber ya da görüş almak ya da vermek serbestliğini de kapsadığının vurgulandığını dile getiren Cumhurbaşkanı Sezer, yine, Anayasa'nın 28. maddesinde, basının özgür olduğunun belirtildiğini, devlete basın ve haber alma özgürlüğünü sağlayacak önlemleri alma görevinin verildiğini kaydetti.

    Sezer, haber alma ve verme hakkı ya da haberlere ulaşma özgürlüğünün, okuyucu, izleyici ya da dinleyicinin bireysel hakkı olarak düşünülemeyeceğini ve düzenlenemeyeceğini, bunların, okuyucuların, izleyicilerin ve dinleyicilerin kolektif hak ve özgürlükleri olduğunu vurguladı.

    “Bu bağlamda, basın özgürlüğü, düşünce ve kanaat özgürlüğünü tamamlayan ve onun kullanılmasını sağlayan özgürlüktür. Düşünce özgürlüğü, düşüncelerin özgürce açıklanması yanında bunların yayılması

    ve öğrenilmesi özgürlüğünü de içermektedir” diyen Sezer, anayasa

    koyucunun, okuyucuların, izleyicilerin ya da dinleyicilerin haber alma ve görüşleri öğrenme olanağından yoksun kalmamaları için basın özgürlüğüne özel önem verdiğine işaret etti.

    Cumhurbaşkanı Sezer, Anayasa'nın 13. maddesinde, temel hak ve özgürlüklerin, özlerine dokunulmaksızın, Anayasa'nın ilgili maddelerindeki nedenlerle ve yalnızca yasayla sınırlanabileceğinin belirtildiğini belirterek, yine, Anayasa'nın düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü ile basın özgürlüğüne ilişkin 26 ve 28. maddelerinde, bu özgürlüklerin sınırlarına da yer verildiğini kaydetti.

    Sezer, 26. maddenin değişik ikinci fıkrasına göre, düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün kullanılmasının, ulusal güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyet'in temel nitelikleri ve devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, devlet sırrı olarak yöntemince belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret ve haklarının, özel ve aile yaşamlarının ya da yasanın öngördüğü meslek sırlarının korunması ya da yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlandırılabileceğini vurguladı.

    28. maddede ise basın özgürlüğünün sınırlandırılmasında 26. ve 27. madde kurallarının uygulanacağının belirtildiğini kaydeden Sezer, 27. maddeye göre, basın özgürlüğünün, Anayasa'nın 1., 2. ve 3. maddeleri kurallarının değiştirilmesini sağlamak amacıyla kullanılamayacağını ifade etti.

    Sezer, ayrıca, Anayasa'nın 29. maddesinin üçüncü fıkrasında, yasada, haber, düşünce ve kanaatlerin özgürce yayımlanmasını engelleyici ya da zorlaştırıcı siyasal, ekonomik, mali ve teknik koşullar konulamayacağının öngörüldüğünü dile getirdi.

    Sezer, şöyle devam etti:

    “Yukarıda açıklanan anayasal kurallar, basın ve yayın kuruluşlarının, belirtilen sınırlamalar dışında, halkın haber alma özgürlüğüne uygun çalışma koşullarında hizmet vermelerini gerektirmektedir.

    Bu kurallar, genelde yazılı basına yönelik olmakla birlikte, amaç düşünceyi yayma ve haber alma özgürlüklerinin güvence altına alınması olduğuna göre, aynı ilkelerin tüm basın ve yayın organları yönünden de geçerli olması ve bu araçların kullanılmasını engellemeye varan nitelikte yasal önlemler getirilmesinden kaçınılması zorunludur.”

    “ÖLÇÜLÜLÜK” İLKESİ

    Sezer, ayrıca, Anayasa'nın 13. maddesinde, temel hak ve özgürlüklerle ilgili sınırlamaların “demokratik toplum düzeninin gerekleri”ne ve “ölçülülük ilkesi”ne aykırı olamayacağının belirtildiğini anımsattı.

    Sezer, şunları kaydetti:

    “Buna göre, hak ve özgürlükler, ancak demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olarak sınırlandırılabilir. Demokratik hukuk devletinde, güdülen amaç ne olursa olsun, sınırlamalar özgürlüğün kullanılmasını ölçüsüz biçimde ortadan kaldıracak düzeyde olamaz.

    Anayasa Mahkemesi'nin çeşitli kararlarında da belirtildiği gibi, bir sınırlama kuralının demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olabilmesi için 'ölçülülük' ilkesinin gözetilmesi, amaç ve sınırlama 'orantısının' korunması gerekmektedir.

    Ölçülülük ilkesi, yasal düzenlemede sınırlama aracının, sınırlama amacına ulaşmaya elverişli olmasını, sınırlama aracıyla amacı arasındaki oranın ölçüsüz olmamasını anlatmaktadır.

    Eylem ile önlem arasında adil bir dengenin bulunması, yine yukarıda yer verilen bu anayasal kuralların gereğidir. Bu adil dengenin bulunmaması, basın ve yayın organları sahip ve yayın sorumlularını tedirgin edip, görev yapamaz duruma getirecektir ki, bunu, basın ve haber alma özgürlüğü ile bağdaştırmak olanaksızdır.

    3713 sayılı Yasa'nın, 5532 sayılı Yasa'yla değişik 6 ve 7. maddelerinin yukarıya alınan fıkralarında, suçun işlenişine iştirak etmeyen basın ve yayın organları sahip ve yayın sorumlularına getirilen adli para cezalarının tutarlarının yüksekliği, eylem ve önlem arasında adil bir dengenin kurulmadığını, amaç ile araç orantısının gözetilmediğini göstermektedir.”

    Sezer, bu nedenlerle, 3713 sayılı Yasa'nın, 6. maddesinin, 5532 sayılı Yasa'nın 5. maddesiyle değişik dördüncü fıkrası ile 5532 sayılı Yasa'nın 6. maddesiyle değişik 7. maddesinin ikinci fıkrasının üçüncü ve dördüncü tümcelerinde öngörülen para cezalarının, Anayasa'nın 26. maddesindeki haber alma özgürlüğü ile 28. maddesindeki basın özgürlüğüne aykırı düştüğünü, 13. maddesindeki demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük ilkesiyle bağdaşmadığını kaydetti.

    YAYIN DURDURMA

    Sezer, dilekçesinde, 3713 sayılı Yasa'nın 6. maddesine, 5532 sayılı Yasa'nın 5. maddesiyle eklenen fıkra hükmünü de anımsattı. Cumhurbaşkanı Sezer, düzenlemede, terör örgütünün etkinliği çerçevesinde suç işlemeye alenen teşvik, işlenmiş suçları ve suçluları övme, terör örgütünün propagandasını içeren süreli yayınların, yargıç kararı ile önlem olarak on beş günden bir aya kadar durdurulabileceğinin belirtildiğini kaydetti.

    Sezer, yine kuralda, belirtilen süre ve koşullarla, gecikilmesinde sakınca bulunan durumlarda süreli yayınları durdurma yetkisinin Cumhuriyet savcılarına verildiğini kaydederek, bu gibi durumlarda, Cumhuriyet savcısının kararını en geç yirmi dört saat içinde yargıca bildirmesi, yargıç bu kararı kırk sekiz saat içinde onaylamazsa, savcı tarafından verilen durdurma kararının hükümsüz sayılmasının öngörüldüğünü dile getirdi.

    Anayasa'nın 28. maddesinin birinci fıkrasında, basının özgür olduğu, sansür edilemeyeceği; ikinci fıkrasında da, devletin, basın ve haber alma özgürlüğünü sağlayacak önlemleri alacağının kurala bağlandığını belirten Sezer, basın özgürlüğü kapsamındaki basın ve yayın organlarına yönelik önlemlere, yine Anayasa'nın 28. maddesinin dördüncü, beşinci, altıncı ve sekizinci fıkralarında yer verildiğini anımsattı.

    “ANAYASADAKİ SINIRLAMA YASAYLA GENİŞLETİLEMEZ”

    Sezer, maddenin dördüncü fıkrasında, tedbir yoluyla “dağıtımın önlenmesi”, beşinci fıkrasında, yargılama görevinin amacına uygun olarak yerine getirilmesi için “yayım yasağı”; altıncı fıkrasında, süreli ya da süresiz yayınların “toplatılması”; sekizinci fıkrasında da, süreli yayınların “geçici olarak kapatılması” konularının düzenlendiğini belirtti.

    Sezer, “Anayasa'yla sınırlandırılan basın ve yayın organlarına yönelik yaptırımların yasayla genişletilmesine olanak bulunmamaktadır” dedi.

    Bu durumda, 5532 sayılı Yasa'nın 5. maddesiyle, 3713 sayılı Yasa'nın 6. maddesine eklenen fıkrada, süreli yayınlar için getirilen ”geçici olarak durdurma” yaptırımının, Anayasa'nın 28. maddesinde yer verilen yaptırımların kapsamına girip girmediğinin irdelenmesi gerektiğini ifade eden Sezer, şöyle devam etti:

    “28. maddenin dördüncü fıkrasında, basılmış bir yayının dağıtımının önlenmesine, altıncı fıkrasında da yine basılmış ve dağıtılmış süreli ya da süresiz bir yayının toplatılmasına ilişkin düzenlemelere yer verildiğine göre, 5532 sayılı Yasa ile getirilen fıkradaki süreli yayını 'geçici olarak durdurma' yaptırımının, bu düzenlemeler kapsamında olmadığı açıktır.

    28. maddenin beşinci fıkrasında, yargılama görevinin amacına uygun olarak yerine getirilmesi için, yasayla belirtilecek sınırlar içinde, yargıç tarafından olaylara ilişkin 'yayım yasağı' getirilebileceği; son fıkrasında da, Türkiye'de yayımlanan süreli yayınların, devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğüne, Cumhuriyet'in temel ilkelerine, ulusal güvenliğe ve genel ahlaka aykırı yayımlardan mahkum olma durumunda, mahkeme kararıyla 'geçici olarak kapatılabilmesi' olanaklı kılınmıştır.

    Görüldüğü gibi, 28. maddenin beşinci fıkrasında öngörülen yayım yasağı, 'yargılama görevinin amacına uygun olarak yerine getirilmesi'; sekizinci fıkrasındaki geçici kapatma yaptırımı da, süreli yayının fıkrada belirtilen nedenlerle 'mahkum olması' koşullarına bağlanmıştır.

    5532 sayılı Yasa'yla getirilen fıkrada öngörülen süreli yayını 'geçici olarak durdurma' yaptırımının, yukarıda belirtilen koşulları içermediği için, 28. maddenin beşinci ve sekizinci fıkraları kapsamında sayılamayacağı da ortadadır.

    Bu durumda, 5532 sayılı Yasa'yla getirilen fıkrada, Anayasa'da bulunmayan bir yaptırıma yer verildiği saptanmaktadır ki, bunun olanaksızlığı yukarıda açıklanmıştır.

    Bu nedenlerle, 3713 sayılı Yasa'nın 6. maddesine, 5532 sayılı Yasa'nın 5. maddesiyle eklenen fıkra kuralı Anayasa'nın 28. maddesine aykırı düşmektedir.”

    Sezer, açıklanan gerekçelerle, 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası'nın 6. maddesinin, 5532 sayılı Yasa'nın 5. maddesiyle değişik dördüncü fıkrası ile 5532 sayılı Yasa'nın 6. maddesiyle değişik 7. maddesinin ikinci fıkrasının üçüncü ve dördüncü tümcelerinin Anayasa'nın 13, 26, 28 ve 38. maddelerine, 3713 sayılı Yasa'nın 6. maddesine 5532 sayılı Yasa'nın 5. maddesiyle eklenen fıkranın, Anayasa'nın 28. maddesine aykırı olduklarından iptallerine karar verilmesini istedi.

    (VG-SRD)

    14:06 04/08/06

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı