Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Sezer'den önemli mesajlar

    Hürriyet Haber
    01 Ekim 2003 - 15:54Son Güncelleme : 01 Ekim 2003 - 15:54

    Cumhurbaşkanı Sezer, AB sürecinde yapılanlar için Meclis ve hükümeti överek, uygulamaların devam etmesini istedi. Ancak iktidarın uygulamasına ilişkin rahatsızlığını açıkça ifade eden Sezer, çoğunluğun hakimiyetinin değil, düşünsel çoğunluğun sağlanması gerektiğini söyledi. Sezer, sorunların çözümü için uzlaşma kültürünün gerekli olduğuna da dikkat çekti.

    Sezer, TBMM'nin yeni yasama yılına başlaması dolayısıyla  yaptığı konuşmada, milletvekillerine üstün başarı dileğinde bulunarak, ''Ulusumuzun temsilcisi Yüce Meclisimizin 22. Dönem İkinci Yasama Yılı'nın açılışında sizlerle birlikte olmaktan duyduğum mutluluğu belirtmek istiyorum'' dedi.
      
    Sezer, Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran ve yaşatan Yüce Meclis'in demokratik parlamenter sistemin omurgası olduğunu vurguladı. Sezer, Meclis'in Cumhuriyet'in kurulduğu günden bu yana Atatürk ilke ve devrimlerinin yaşama geçirilmesi ve korunması konusunda yaşamsal görevler üstlenerek demokratikleşme sürecini başlattğını, ülkeyi çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmak için özveriyle çalıştığını anlattı.

    AB'ye üyeki sürecinde Meclis'in çabasını öven Sezer, AB konusundaki uygulamaların ödünsüz sürmesini istedi.

    AKP iktidarının uygulamalarından duyduğu rahatsızlığı dile getiren Sezer, her iktidar değiştiğinde kamu yöneticilerinin de değiştirilmesini eleştirdi. Kamu görevlilerinin devletin devamlılığını sağladığını anlatan Sezer, ancak yapılan değişikliklerle bu yapının siyasallaştığını kaydetti.

    Sezer, katılımcı demokrasinin kuralları uyarınca sadece iktidarın değil, diğer partiler ve sivil toplum kuruluşlarının görüşlerinin dikkate alınarak, düşünsel çoğunluğun sağlanmasının önemini vurguladı.

    Cumhurbaşkanı Sezer, gelişmekte olan bir ülke olarak Türkiye'nin önemli sorunlarının bulunduğunun bir gerçek olduğunu vurguladı. Sezer, bu sorunların çözümünün, ancak bir uzlaşma kültürü içinde, elbirliğiyle hareket edilerek sağlanabileceğine işaret etti.

    Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in, bir çok alanda önemli mesajlar içeren konuşmasının tam metni şöyle (*):

    "Sayın Başkan,
    Sayın Milletvekilleri,

    Sizleri, yoğun bir çalışma içine gireceğiniz yeni yasama yılının başlangıcında üstün başarı dileklerimle ve saygıyla selamlıyorum.

    Konuşmama başlarken, Ulusumuzun temsilcisi Yüce Meclisimizin 22. Dönem İkinci Yasama Yılı'nın açılışında sizlerle birlikte olmaktan duyduğum mutluluğu belirtmek istiyorum.

    Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran ve yaşatan Yüce Meclisimiz demokratik parlamenter sistemin omurgasıdır. Yüce Meclis, Cumhuriyet'in kurulduğu günden bu yana Atatürk ilke ve devrimlerinin yaşama geçirilmesi ve korunması konusunda yaşamsal görevler üstlenerek demokratikleşme sürecini başlatmış, ülkemizi çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmak için özveriyle çalışmıştır.

    Sizler de, 22. Dönem Milletvekilleri olarak bu erekler için çaba göstermekte, ülkemizi daha ileriye götürmek konusunda önemli sorumluluk üstlenmektesiniz.

    Meclisimizin yapacağı çalışmalar ve alacağı kararlar, Yüce Atatürk'ün başlattığı çağdaşlaşma hareketinin hız kazanmasını, Türkiye'nin gelişmiş dünya devletleri arasında hakettiği konuma yükselmesini sağlayacaktır.

    Sayın Başkan,

    Sayın Milletvekilleri,

    Konuşmamda, ülke ve dünya gündemindeki kimi konularla ilgili düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

    Teknolojide meydana gelen hızlı gelişmeler nedeniyle yaşanan köklü değişim süreci, ülkelerin, siyasal ve ekonomik yönlerden güçlü olabilmeleri için geleceğe dönük, yeniliğe açık stratejiler geliştirmelerini zorunlu kılmaktadır.

    DEĞİŞİME KAPI AÇMAK

    Ülkeler, kendi değerlerini ve kimliklerini yitirmeden, bunları çağdaş yaklaşımlarla zenginleştirerek, dünyadaki değişimlere, yenilik ve olanaklara kapılarını açmalıdır. Bugün, başarıdan söz edebilmek, çağdaş ve saydam bir yönetim anlayışını etkin kılabilmek için, insan hakları, hukuk devleti, katılımcı demokrasi, etik değerler ve fırsat eşitliği temellerinde işleyen bir düzenin yaşama geçirilmesi gerektiği yadsınamaz.

    Temel hak ve özgürlükleri güvence altına almış, çağdaş dünyanın saygın üyesi olmuş, ekonomik, sosyal ve kültürel yönden çağın ulaştığı düzeye erişmiş, demokrasiyi tüm kurum ve kurallarıyla yaşatan, aklın ve bilimin egemen olduğu bir toplum düzeni, Cumhuriyetimizin başlıca ereğidir.

    Ulusal birliğimizin temeli olan Atatürk ilke ve devrimleri, bu amaca ulaşma çabalarında yolumuzu aydınlatmayı sürdürecektir.

    AB SÜRECİNDE KARARLILIK

    Ülkemizin çağdaş dünyayla bütünleşme yolunda gerçekleştirdiği yapısal dönüşümlerin olumlu sonuçlarının alınmaya başlanması, demokratikleşme ve Avrupa Birliği'ne üyelik sürecinde bizlere güç vermektedir. Bu konuda ilerlemeyi ödün vermeksizin sürdürmeli ve gerekli uygulamaları hızla yaşama geçirmeye özen göstermeliyiz.

    SORUNLARI UZLAŞMA KÜLTÜRÜ İLE ÇÖZMEK

    Avrupa Birliği ile uyum sürecini kısa sürede tamamlayabilmek, benzeri dönüşüm uygulamalarının kararlı biçimde sürdürülmesine bağlıdır. Meclisimizin ve Hükümetimizin bu süreçteki etkinliği övgüye değerdir. Siyasal, yönetsel ve yargısal reformların önümüzdeki dönemde sürdürüleceğine inanıyoruz.

    Sayın Başkan,

    Yüce Meclisimizin Sayın Üyeleri,

    Gelişmekte olan bir ülke olarak önemli sorunlarımızın bulunduğu bir gerçektir. Bu sorunların çözümü, ancak bir uzlaşma kültürü içinde, elbirliğiyle hareket edilerek sağlanabilir. Ülkemizi çağdaş uygarlık düzeyine yakınlaştıracak uygulamaları yaşama geçirirken, toplumun tüm kesimlerini kucaklayan, uzlaşıcı bir anlayışa daha fazla gereksinim olacağını vurgulamakta yarar görüyorum.

    ETNİK, DİNSEL AYRILIK

    Toplumumuzun gelişmiş ülkelerin gönenç düzeyine ulaşması için gerekli adımlar atılırken, hoşgörü, yardımlaşma, birlik ve dayanışma gibi toplumsal ve kültürel niteliklerimizin korunmasına da önem verilmelidir. Etnik ya da dinsel kaynaklı ayrışmaya ya da bölgesel farklılıklar üzerinde birlik ve bütünlüğümüzü bozmaya yönelik hareketlere ödün verilmemelidir.

    Bugün Türk Ulusu, onurlu ve saygın bir ulus olarak, Cumhuriyet'in 80. kuruluş yılına ulaşmanın kıvancını yaşamaktadır.

    Cumhuriyet'le birlikte çerçevesi çizilen, Atatürk ilke ve devrimleriyle güçlendirilen Devletimizin yapısı, Türk Ulusu'nun kendi özgür istenciyle benimsediği çağdaşlık seçiminin sonucudur.

    Türkiye Cumhuriyeti'nin nitelikleri değişemez, değiştirilemez. Türkiye Cumhuriyeti, laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olma niteliğini sonsuza kadar koruyacaktır.

    Türkiye, evrensel değerlerin yol göstericiliğinde gelişme ve aydınlanma çabalarını sürdürecek, Yüce Atatürk'ün gösterdiği ereklere doğru kararlılıkla ilerleyecektir.

    Ulusumuzun yurt sevgisi, geçmişine ve öz değerlerine bağlılığı, birlik ve dayanışma duygusu, çağdaşlaşma ve aydınlanma istenci, Türkiye Cumhuriyeti'ni geleceğe taşıyacak en büyük güçtür.

    Sayın Başkan,

    Sayın Milletvekilleri,

    HERKESİN KURALLARA UYMASI

    Kamu yararı gözetilerek oluşturulan düzenin bozulmaması, ancak hukuk kurallarına uymakla ve uyulmasını sağlamakla olanaklıdır. Hukuk devleti, başta yasama, yürütme ve yargı organları ile yönetim olmak üzere herkesin kurallara uymasını gerektirir. Yasama, yürütme ve yargı organları ile yönetimin hukuka uygun davranması, üstün hukuk kuralları ile anayasal kural ve ilkelere uyması ile olanaklıdır.

    Siyasal iktidarı sınırlayan ögeler, hukuk devleti ve demokrasidir. 20. yüzyılın en büyük özelliği, kuşkusuz, demokrasi düşüncesinin yayılması ve geniş bir uygulama alanı bulmasıdır. Bu yüzyılın sonlarında katılımcılık ve çoğulculuk çağdaş demokrasilerin belirleyici özelliği olmuştur. Özellikle çoğulculuk, demokratik hukuk devletinin yapı taşıdır.

    DÜŞÜNSEL ÇOĞUNLUK

    Çoğulcu demokrasilerde yönetme hakkı, sayısal çoğunluğu seçimle elde eden siyasal iktidara ilişkindir. Ancak, sınırsız çoğunluk yönetimi, bir başka deyişle çoğunluğun mutlak egemenliği kabul edilmemiştir. Çoğunluğun sağladığı iktidar gücünün ölçülü kullanılması zorunlu kılınmıştır. Egemen olan, katılımcılıkla desteklenmiş düşünsel çoğunluktur. Farklı düşünceleri anlamak ve onlardan yararlanmak sistemin gereğidir.

    Çünkü, "halk" kavramı, çoğunluğu da oluştursa yurttaşların bir bölümüne indirgenemez; yurttaşların tümünü kapsayan bir olgudur. Bu nedenledir ki sayısal çoğunluk, gelenekler, kamu yararı ve hukuk devleti ilkesiyle sınırlandırılmıştır. Kararların, demokrasinin özüne uygun olması açıklık ve özgürlük içinde yeterince tartışılarak olgunlaştırılıp alınması önem taşır. Bir karar organının yapısının demokratik olması kadar, hatta ondan da çok, eylem ve işleminin demokratik olması önemlidir.

    AZINLIKTA KALANLARIN KORUNMASI

    Demokrasi, yalnızca çoğunluk yönetimini öngördüğü için değil, aynı zamanda azınlıkta kalanların haklarının korunduğu ve onların görüşlerinin yönetime yansıtıldığı için üstün nitelikli bir yönetim sistemidir. Güç sahibi olan iktidarın, kendisine oy vermeyenlerin haklarına ve düşüncelerine saygı gösterip onları gözönünde bulundurması demokrasinin erdemidir.

    Çoğulcu demokraside, toplumda görüşleri birbirinden farklı kesimlerin varlığı, birarada bulunma zorunluluğu ve birbirini tamamladığı kabul edilmektedir. Çoğunluğu azınlıkta kalanlardan ayıran şey yalın bir nicelik ölçütüdür. Bu nedenle, çoğulculuk sayıdan değil, farklılıktan kaynaklanır, farklı kesimler arasında denge kurmayı amaçlar. Toplumsal barış ve rejimin istikrarı, bu dengenin kurulabilmesine bağlıdır.

    Çoğulcu demokrasinin özü, erkler ayrılığına dayanır. Erkler ayrılığını benimseyen parlamenter sistemlerde ulusa ilişkin egemenliği, seçimle gelmesi nedeniyle yalnızca meclisler değil, anayasada verilen görevler ve yetkiler çerçevesinde diğer devlet organları da kullanır. Daha açık anlatımıyla, yasama ve yürütme organları, Cumhurbaşkanı, yargı organları ile özerk kurullar da, Anayasa'da belirtilen görev ve yetkileriyle sınırlı olarak egemenliği kullanırlar.

    KATILIMCI DEMOKRASİ

    Erkler ayrılığına dayalı parlamenter sistemlerde erkler arası ilişki, işbirliğine ve dengeleme esasına dayanır. Demokrasinin en temel ilkesi olan çoğulculuğun korunabilmesi için, gerçek gücü elinde bulunduran erkleri dengelemek amacıyla çeşitli hukuksal güvenceler getirilmiştir. Bu güvencelerin aşılması amacıyla yapılacak düzenlemeler demokrasiye zarar verir.

    Bugün dünya, temsili demokrasiden, katılımcı demokrasiye geçmektedir. Bireylerin karar alma sürecine katılmaları, düşünce ve çözüm üretmelerinin demokrasi bilincinin yerleşmesi ve siyasal kültürün gelişmesine katkıda bulunacağı tartışmasızdır.

    Katılımcı demokrasinin olmazsa olmaz koşulu, toplumda çok güçlü bir sivil bilincin bulunmasıdır. Sivil duyarlılığın yüksek düzeyde olmadığı toplumlarda katılımcı demokrasinin yaşama geçirilebilmesi olanaksızdır.

    Siyasal katılma, zamanı geldiğinde sandık başına gidip salt oy kullanmak değildir. Demokratik yollarla düşünce açıklamasında bulunmak da katılma kapsamındadır.

    SİYASİ PARTİLER-SEÇİM YASASINDA DEĞİŞİKLİK

    Ülkemizde yurttaşların seçme, seçilme ve siyasal etkinlikte bulunma hakları, Anayasa'nın güvencesi altındadır. Ancak, bu hak tek başına katılımcı demokrasinin gerçekleşmesi için yeterli olmamaktadır. Siyasal Partiler Yasası'nda, parti içi demokrasiyi sağlayacak düzenlemelerin yapılması ve Seçim Yasası'nın katılımcılığı temel alan, adil temsile olanak tanıyan yapıya kavuşturulması gerekmektedir.

    Anayasamızın 2. maddesinde, Cumhuriyet'in nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti ilkesi, tüm çağdaş demokratik rejimlerin temel özelliklerinden biridir. Hukuk devleti, en kısa tanımıyla, yurttaşların hukuksal güvenlik içinde bulundukları, Devlet'in eylem ve işlemlerinin hukuk kurallarına bağlı olduğu bir sistemi anlatır.

    Hukuk devleti, çağdaş demokratik uygarlığın ulaştığı en önemli aşamadır. Yurttaşların devlete karşı güven beslemeleri ve kendi kişiliklerini korkusuzca geliştirebilmeleri, ancak hukuk güvenliğinin sağlandığı demokratik bir hukuk devleti içinde olanaklıdır.

    YARGININ BAĞIMSIZLIĞI

    Hukuk devletinin en önemli ögelerinden biri de hiç kuşkusuz yargı bağımsızlığıdır. Eğer yasama ve yürütme işlemlerinin hukuka uygunluğunu denetleyecek organlar, bu organlar karşısında tam bağımsızlığa sahip değillerse, yargı denetiminden beklenen yarar sağlanamaz.

    Bu nedenle, yargı organlarına üye seçimi yetkisi, kimi doğrudan, kimi dolaylı olarak yansız Cumhurbaşkanı'na verilmiştir. Gerektiğinde kendini yargılayacak Anayasa Mahkemesi'ne üye seçmek yetkisi hukuksal olmasa da, etiksel yönden eleştirilebilir. Öte yandan, aynı gerekçe ile Anayasa Mahkemesi'ne Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce üye seçilmesi de uygun değildir. Çünkü, bu yöntemle zaman içinde Yüksek Mahkeme'nin siyasallaşacağı, en azından kararlarının daha eleştirilir duruma geleceği unutulmamalıdır. Yüksek Mahkeme'nin Yüce Divan sıfatıyla Bakanlar Kurulu üyelerini yargılama olasılığı da gözden uzak tutulmamalıdır.

    Sayın Başkan,

    Sayın Milletvekilleri,

    ÖZGÜR BASININ ÖNEMİ

    Demokrasinin vazgeçilmez ögelerinden biri de bağımsız ve özgür basındır.

    Demokratik toplumlarda basının işlevi, kamu yararını ilgilendiren olay ve konularda açıklamalar yapmak, haber ve bilgi vermek, eleştiri ve değer yargıları sunarak kamuoyunu oluşturmak, toplumu aydınlatmaktır.

    Basınla ilgili yasal düzenlemeler yapılırken, basın özgürlüğünün demokrasiyi işleten ve ona yaşam veren en önemli öge olduğu ve anayasal kurallar gözönünde bulundurulmalıdır. Basın özgürlüğü, kamu güçleri karşısında olduğu kadar, özel güçlere karşı da korunmalıdır.

    BASINDA TEKELLEŞME TEHLİKESİ

    Bu bağlamda, medyanın belli kişi ya da grupların elinde toplanmamasına önem verilmelidir. Tekelleşen medya, bir yandan ekonomik alanda haksızlık yaratabilecek bir güce ulaşırken, öte yandan haber alma özgürlüğünü kısıtlayabilecek, medya gücünün çıkar amaçlı kullanılmasına hizmet edebilecektir.

    Medya gücünün kötüye kullanılması, kamu yararı ve kamu düzenine zarar vermekle kalmayacak, demokrasiyi de olumsuz yönde etkileyecektir.

    Medyanın çoğulculuğunu koruyucu önlemler alınması, bağımsız ve tarafsız yayıncılığın sürdürülebilmesi için gereklidir. Unutulmamalıdır ki, kamu hizmeti yapan medyanın tekelleşerek sorumluluk bilincinden uzaklaşması, bireysel çıkarlara hizmet edecek ticari nitelik kazanması, medya-siyaset bağlantısının güçlenmesi, medyanın Devlet'le ticari ilişkiye girmesi, kuşkusuz demokrasinin yozlaşmasına zemin hazırlayacak, basının varlık nedeni ile çelişecektir.

    Basın görevini yerine getirirken, meslek ilkelerini ve etiğini gözetmeli, kişilik haklarına, kişilik değerlerine, özel yaşama, gizlilik alanına saygı göstermelidir. Basın çalışanlarının statüleri yasal güvenceye bağlanmalıdır.

    Bu ilkelerin gözetilmesi, basının saygınlığının ve güvenilirliğinin korunması yönünden önemli ve zorunludur.

    Sayın Başkan,

    Sayın Milletvekilleri,

    KAMU YÖNETİCİLERİNİN DURUMU

    Kamu hizmetinin sağlıklı, etkili ve verimli yürütülmesi, büyük ölçüde kamu görevlilerinin nitelik ve yeterliliklerine bağlıdır. Bu hizmeti yürütecek kadroların deneyimli olması, kamu yönetiminde başarıyı sağlayan en önemli ögelerden biridir.

    Kamu personel rejiminde, kamu hizmetinin düzenli, sürekli, etkili, verimli ve ekonomik bir biçimde yürütülebilmesi için "kariyer" ve "liyakat" temel ilkeler olarak benimsenmiştir.

    Kamu görevlilerinin hukuksal durumlarının bu ilkeler esas alınarak düzenlenmiş olmasına karşın, ülkemizde her iktidar değişikliğinde yönetim görevindeki kamu personeli de değiştirilmek istenmektedir.

    Devletin sürekliliği esas olduğu için kamu görevlilerinin sürekliliği de korunmalıdır. Kamu görevlileri devlette istikrar ögesidir.

    Kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesini engelleyen kamu görevlisinin, görevini yapmamış olacağı ve bunun hukuksal sonuçlarına katlanacağı açık bulunduğundan, sıkça yinelenen, "kendi ekibimle başarılı olabilirim" savının, kamu görevlilerinin siyasal partilerin değil, Devlet'in görevlileri olduğu dikkate alındığında, hukuksal dayanağı bulunduğundan sözedilmesi olanaksızdır.

    Kuşkusuz, kamu görevlileri siyasal iktidarların kararlarını uygulamak zorundadırlar. Ancak, bu kararları uygularken kamu yararını ve yasal kuralları gözetirler. Bu nedenledir ki, kamu görevlileri siyasal yozlaşma, yolsuzluk, adam kayırma ve popülist politikalar önünde bir engeldir. Bu yüzden, kamu görevlilerinin siyasallaştırılmamasında kamu yararı vardır.

    Sayın Başkan

    Sayın Milletvekilleri,

    İSTİKRARLI EKONOMİ

    İyi bir gelecek, güçlü, iç ve dış dengeleri istikrarlı bir ekonomiyle kurulabilir. Türkiye'nin güçlü bir ekonomi ve sağlıklı bir demokrasiye sahip olarak gelişmesini sürdürmesi, hepimizin özlemidir.

    Son dönemdeki makroekonomik göstergeler, olumlu gelişmelerin öne çıkmaya başladığını göstermektedir. Dış belirsizliklerin süreç içinde netleşme izlenimi vermesi ve ekonomik program uygulamalarının sürdürülmesi, 2003 yılında temel makroekonomik hedefleri ulaşılabilir kılmaktadır.

    Gayri Safi Milli Hasıla büyüme oranı, 2002 yılının aynı dönemine göre 2003 yılının ilk çeyreğinde yüzde 7.4, ikinci çeyreğinde yüzde 3.7, ilk altı aylık dönemde de yüzde 5.4 olarak gerçekleşmiştir. 2003 yılının ilk altı aylık döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre sanayi üretiminin yüzde 6.0 oranındaki artışı, 2002 yılı ikinci döneminde yüzde 75.9 olan üretim değeri ağırlıklı kapasite kullanım oranının 2003 yılının ilk altı aylık döneminde yüzde 80.4 olarak gerçekleşmesi ile birlikte değerlendirildiğinde umut vericidir.

    Tüm bu gelişmelerden, büyümenin sürdüğü anlaşılmakta, yıl sonu için hedeflenen yüzde 5'lik Gayri Safi Milli Hasıla artışına ulaşılabileceği görülmektedir. Bu, kuşkusuz olumlu bir gelişmedir. Ancak, geçmiş yıllarda büyümenin kararlı bir yön çizememiş olması, bu iyimserlikle yetinmeyerek büyümenin kalıcı kılınması ve ekonomideki kırılganlığı daha da azaltabilmek için çalışılması gerektiğini göstermektedir.

    GELECEĞE İYİMSER BAKIŞ

    Yıllar boyunca süren yüksek fiyat artışlarının ülke ekonomisine yapısal sorunları da birlikte getirdiği bilinmektedir. Bunun yanı sıra, ekonomide gerçekleştirilen yapısal dönüşümlerin bir sonucu olarak Tüketici Fiyat Endeksi artış oranı, 2003 yılı Ağustos ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 24.9, Toptan Eşya Fiyat Endeksi ise yine aynı dönemde, yüzde 22.7 olarak gerçekleşmiştir. Ulaşılan bu sonuçlar, geleceğe daha iyimser bakmamıza olanak vermektedir.

    Dış ticaretteki gelişmelere bakıldığında, hem dışsatımın hem de dışalımın arttığı, dolayısıyla dünya ekonomisi ile bütünleşmenin derinleştiği gözlenmektedir. Ancak, dışsatımda kalıcı bir artış sağlanabilmesi için, verimlilik ve teknolojik gelişmelere ağırlık verilmesi, maliyetler üzerindeki baskıların hafifletilmesi ve özellikle de dışsatımın lokomotifi olan sektörlerin sayısının artırılması gerekmektedir. Dışalım rakamlarının yükselmesi bir yönden olumsuz algılanmakla birlikte, sermaye girişlerinde gözlenen gelişmeler ve döviz rezervindeki artış, cari açığın finansmanı konusunda sıkıntıyla karşılaşılmayacağı umudumuzu desteklemektedir.

    GÜVEN ORTAMININ OLUŞMASI SEVİNDİRİCİ

     Yürütülmekte olan ekonomik program çerçevesinde göreceli bir güven ortamının oluşması sevindiricidir. Ekonomideki olumlu gelişmelerin süreklilik kazanması için, ekonomik programın uygulanma kararlılığı sürdürülmelidir.

    Ancak, unutulmamalıdır ki, Devlet İstatistik Enstitüsü verilerine göre, 2003 yılı ikinci çeyreğinde işsiz sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 7 artarak 2 milyon 418 bine ulaşmış, böylece Türkiye genelinde işsizlik oranı yüzde 9.3'ten yüzde 10'a çıkmıştır.

    İşsizlik, ekonomik ve sosyal yönden Ulusumuzu derinden etkileyen, ülkemizin üzerine ivedilikle eğilmesi gereken temel sorunlardan biridir. Geleceğe güvenle bakabilen, huzurlu ve gönençli bir toplum yapısını oluşturabilmek için, işsizlikle savaşıma öncelik verilmesi ve ekonomik kaynakların bu yönde seferber edilmesi gerekmektedir. İşsizlik sorununa çözüm getirecek önlemlerin biran önce yaşama geçirilmesi toplumsal barışın da güvencesi olacaktır.

    Başta geri kalmış yörelerde olmak üzere işsizlikle savaşım, yeni istihdam alanları açılmasına, bu da doğal olarak yeni yatırımların gerçekleştirilmesine bağlıdır. Ekonomik gelişmeyi sağlayacak yatırımların devletçe desteklenmesi, bir yandan ekonomik büyümeyi sağlarken, diğer yandan da işsizlikle savaşıma katkıda bulunacaktır.

    İŞSİZLİK SORUNU

    Ülkemizde büyük oranlı işsizlik sorunu yaşanırken, kimi sektörlerde de nitelikli işgücüne duyulan gereksinimin karşılanamadığı gözlenmektedir. İşgücü arzı ile işgücü talebini biraraya getirmek için gerekli teknik eğitimin sağlanması, hem Devlete hem de sendika ve benzeri toplumsal kuruluşlara düşen bir görevdir.

    Yatırım eğiliminin canlandırılması, proje seçiminde istihdam etkisine öncelik verilmesi, KOBİ girişimciliğinin özendirilmesi, beceri kazandıran kursların yaygınlaştırılması ve kendi işini kuracak olanlara finansman desteği sağlanması gibi projelerin geliştirilerek uygulamaya konulmasına önem verilmelidir.

    Ayrıca, tarım ve hayvancılık sektörlerindeki verimliliğin artırılmasına yönelik çalışmalar yoğunlaştırılmalıdır. Ülkemizin tarım ve hayvancılık alanında kendine yeterliliğini sürdürülebilir kılmanın ötesinde, dışsatım potansiyelini artırmaya da özen gösterilmelidir.

    Sayın Başkan,

    Sayın Milletvekilleri,

    Ülke ekonomisinin sağlıklı gelişebilmesi için, başta bankacılık kesimi olmak üzere mali piyasalardaki etkinliklerin çağdaş ülkelerdeki ilke ve ölçütlere uygun biçimde denetlenmesi ve yönetilmesi önemlidir. Ekonomik büyüme, ancak mali piyasaların asli görevleri temelinde etkin ve sağlıklı biçimde çalışabilmesi, piyasalarda yeterli güvenin kurulması ve saydamlığın sağlanması ile olanaklıdır.

    YAPISAL DÖNÜŞÜMLER

    Son yıllarda ekonomimizin geçirdiği yapısal dönüşümler, mali piyasaların ülke ekonomisindeki rolünü ve etkinliğini öne çıkarmıştır. Mali piyasalarda sağlıklı bir düzenin kurulamadığı ortamlarda, ekonomik kararlılığın temeli olan güven duygusu yitirilir.

    Ekonomideki hareketlenmenin temel dinamiğini oluşturan mali piyasalarda sağlıklı bir sistem kurulamaması nedeniyle, yakın geçmişte acı deneyimler yaşanmıştır. Bankacılık sektöründe karşılaşılan sıkıntılar, yurttaşlarımızın bu sektöre olan güven duygusunu ve Devlet'e olan inancını zedelemektedir. Bu gelişmeler, bir yandan da sürdürülmeye çalışılan ekonomik dönüşüm programlarının başarısını olumsuz etkilemektedir.

    Son dönemin deneyimlerinden hareketle mali yönetimin yeniden düzenlenmesi ve böylece mali piyasalarda etkin bir kamu denetiminin sağlanması yönünde önemli adımlar atılmıştır.

    MALİ SEKTÖRDE DİSİPLİN

    Mali sektörde çağdaş ülkelerde uygulanan ölçütte bir örgütlenme ve disiplinin kurulması, ekonomimizin sağlıklı biçimde büyüyebilmesi için vazgeçilmez koşuldur. Bu konu, Avrupa Birliği ile uyum sürecinin de önemli bir aşamasını oluşturmaktadır. Yurttaşlarımızın birikimlerinin güven duygularını zedelemeden ekonomiye kazandırılması ve reel sektörün katlanılabilir bir kaynak maliyeti ile finansal desteğe kavuşturulması için saydam, etkin ve kararlı bir uygulamanın altyapısı da ivedilikle hazırlanmalıdır.

    Bilindiği gibi, 17 Şubat 2004 günü İzmir İktisat Kongresi toplanacaktır. İlk kez 1923 yılında toplanan Kongre'de, Cumhuriyetimizin ekonomi siyasetinin temelleri atılmıştır. Toplumumuzda ekonomiye ilişkin yerleşmiş bir anlayış yokken ve henüz genç Cumhuriyet'in uğraşması gereken onlarca sorun varken Yüce Atatürk'ün Kongre'de yaptığı konuşma, ekonomi siyasetimizin ileriye yönelik aşamalarında çok yakından izlenmesi gereken vurgular taşımaktadır.

    EKONOMİK ÜSTÜNLÜK

    Yüce Önder'in belirttiği gibi, ulusların yazgılarını etkileyen olaylar incelenirken siyasal, sosyal ve diğer pek çok etmenden söz edilebilir; ancak, bir ulusun doğrudan yaşamıyla, yazgısıyla ilgili olan, o ulusun ekonomisidir. Türk tarihi incelenirse, tarihimizdeki çıkış ve inişlerin gerçek nedeninin ekonomideki gelişmelerle bağlantılı olduğu görülecektir. Dolayısıyla, ülkemizin çağdaş uygarlık düzeyine erişebilmesi ve tam anlamıyla bağımsız olabilmesi için ekonomiye büyük önem verilmesi zorunludur. Yine Yüce Önder'in anlatımıyla, siyasal ve askeri zaferler, ekonomik üstünlükle birleştirilmezse kısa sürede etkilerini yitirirler.

    Atatürk'ün 1923 Kongresi'nde yaptığı açış konuşmasında, ekonomik gelişmeyi sağlamak üzere yabancı sermayeden akılcı bir biçimde ve ülke yararını gözeterek en üst düzeyde yararlanılması gerektiği, daha o günlerde açık biçimde anlatılmıştır. Bugün de ülke ekonomisinde yeterli büyüme, yalnızca iç kaynakların harekete geçirilmesiyle sağlanamaz. Gerek teknolojinin yurdumuza getirilmesi, gerek işsizlik sorununun çözümüne katkıda bulunacak yeni işyerlerinin açılması için, yabancı sermayenin ülkemize gelmesi önemlidir.

    Sayın Başkan,

    Sayın Milletvekilleri,

    BÖLGELER ARASI FARKLILIK

    Hemen her ülkede olduğu gibi ülkemizde de tarihsel süreç içinde bölgeler arasında gelişme farklılıkları oluşmuştur. Bunda, bölgelerin coğrafi konumları, doğal kaynak dağılımı, komşu ülkelerle ilişkiler, çeşitli sosyo-ekonomik etkenler yanında altyapı eksiklikleri ve terör eylemleri de etken olmuştur.

    Bölgeler arasındaki gelişmişlik farklılıklarını gidermek, Anayasa'nın 166. maddesinde yer verilen kalkınmanın yurt düzeyinde dengeli ve uyumlu biçimde geliştirilmesi ilkesi çerçevesinde Devlet'in görevidir.

    Devlet, kamu yönetimi, ekonomi, sağlık, eğitim, kültür ve toplumla ilişkiler alanlarında önlemler içeren Doğu ve Güneydoğu Anadolu Eylem Planı'nı Mayıs 2000'de, terörün yarattığı ekonomik ve sosyal yıkımlardan en çok etkilenen bu bölgelerimizde uygulamaya koymuştur. Söz konusu önlemlere, yeterli kaynak sağlanarak ivedilikle işlerlik kazandırılması büyük önem taşımaktadır.

    KOBİ'LERİN GELİŞTİRİLMESİ

    Bölgede, insan kaynaklarının, sosyal ve kültürel etkinliklerin geliştirilmesine önem verilmelidir. Kadınların sosyo-ekonomik etkinliklere daha çok katılımı sağlanmalıdır. Mesleki teknik eğitimde okullaşma oranının yükseltilmesine çaba gösterilmelidir.

    İşsizliğin azaltılmasına katkı yapacak yeni kapasiteler oluşturmaya dönük yatırımlara öncelik tanınmalıdır. KOBİ'lerin geliştirilmesi, kırsal ekonomik etkinliklerin çeşitlendirilmesi amaçlarına yönelen tasarımlar desteklenmelidir. Bu bölgelerdeki üniversitelerin bölge kalkınmasına daha büyük oranda katkı yapmaları sağlanmalıdır.

    Sayın Başkan,

    Sayın Milletvekilleri,

    Ülkemizin üzerinde önemle durulması ve toplumun tüm kesimlerinin anlayış birliği içinde savaşım vermesi gereken temel sorunlarından biri de, ülke kaynaklarının savurganca tüketilmesine ve kimi çevrelerin çıkarları doğrultusunda kullanılmasına olanak sağlayan yolsuzluklardır.

    YOLSUZLUKLAR

    Kayırma, kamu ve banka kaynaklarından haksız çıkar sağlama, yarar karşılığı kamu görevini kötüye kullanma amaçlı yolsuzluk olayları, toplumun ivedi çözüm bekleyen yaşamsal sorunlarından biri olma özelliğini korumaktadır.

    Sosyal, kültürel, siyasal ve ahlaksal çöküntü ve çürümüşlüğün ürünü olan yolsuzluk olayları, ekonomik krizlere yol açacak boyutlara ulaşabilmekte, kamuoyunda büyük rahatsızlık yaratmaktadır.

    Yolsuzluk olaylarına karşı etkili önlemler alınması, bu tür eylemlere girişenler için ciddi yaptırımlar geliştirilip uygulanması zorunludur. Yolsuzlukları önleme konusunda yetersiz kalınması, yurttaşların umutsuzluğa kapılmasına, devletin temel kurumlarının güven kaybına uğramasına, demokrasiye, hukukun üstünlüğüne ve işleyişine olan inancın sarsılmasına yol açmaktadır.

    Yolsuzlukların önlenmesi çok yönlü çaba gerektirmektedir. Bu savaşımda, yasama, yürütme, yargı erkleri yanında tüm yurttaşlara da görev düşmektedir. Unutulmamalıdır ki, yolsuzluklar karşısında sessiz kalmayıp, olanaklar ölçüsünde tutum takınılması bir yurttaşlık görevidir.

    CAYDIRICI DÜZENLEME

    İyi eğitilmiş, etik değerlerle donatılmış erdemli kuşaklar yetiştirilmesi, yurttaşlık bilincinin geliştirilmesi, ulusal gelirin hakça paylaşımı, etkin bir denetim sistemi, caydırıcı yaptırımlar içeren yasal düzenlemeler, yargının hızlı ve etkili biçimde işlemesi, saydam bir yönetim, af beklentileri yaratılmaması, medyanın yolsuzluklar konusunda kamuoyunu yansız bilgilendirmesi, basın kuruluşlarının basın dışı ticari işlerle uğraşmamaları, "Siyasi Etik Yasası" çıkarılması yolsuzlukların önlenmesinde belirleyici rol oynayacaktır.

    Yolsuzluklarla savaşım konusunda geçen yasama yılında önemli çabalar gösterilmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu'nun kurulmuş olması ve bu Komisyon'un çalışmaları, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin yolsuzlukları önleme konusundaki kararlılığının göstergesidir.

    DOKUNULMAZLIKLARIN SINIRLANMASI

    Yolsuzlukla savaşımda başarılı olabilmenin önemli koşullarından biri de, dokunulmazlıkların sınırlandırılmasıdır. Bu bağlamda, Anayasa'nın 83 ve 100. maddelerinin yeniden düzenlenmesi önemli gündem konularımızdan biri olmalıdır. Kuşkusuz, yasama dokunulmazlığı sınırlandırılmış bir hukuk sisteminde, memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında kovuşturma açılmasını yetkili makamın iznine bağlı kılan Anayasa'nın 129. maddesindeki kuralın da değiştirilmesi gerekecektir.

    Sayın Başkan,

    Sayın Milletvekilleri,

    Türkiye'nin yönetim sisteminin, beklentileri ve gereksinimleri karşılayamadığı, aşırı merkeziyetçi yapının, kamu hizmetlerinin yürütülmesinde zaman ve kararların doğruluğu yönünden öngörülmeyen sorunlar getirdiği bilinmektedir.

    Kısa tanımıyla bir kurumlar ve kurallar topluluğu olan devlet, yönetim ile yurttaş arasında köprü görevi üstlenen bir hizmet aracıdır. Dolayısıyla, çözüm ve hizmet üretmek amacıyla oluşturulan bu yapının verimliliğinin ve işlevselliğinin artırılarak kimi sorunların kaynağı olmaktan çıkarılması temel önceliğimiz olmalıdır.

    İzlenecek politikalarda kamu yönetiminde kaliteye öncelik verilmesi ve kalite yönetiminin benimsenmesi de bir diğer önceliğimizi oluşturmalıdır.

    KAMU YÖNETİMİNDE SAYDAMLIK VE VERİMLİLİK

    Demokratik rejimin daha iyi işlemesi için toplumun gereksinimlerini karşılayacak saydam, adil, verimli, kaliteli, etkili ve hızlı işleyen bir yönetim sisteminin kurulması gerekmektedir.

    Kamu yönetiminde, görev ve yetkilerin dengeli biçimde dağılımı ile insan gücünün yerinde ve verimli kullanılması da önem taşımaktadır. Bu nedenle, kamu yönetimindeki iyileştirme çalışmaları ile kamu personel rejiminde yapılacak iyileştirmeler eşzamanlı yürütülmelidir.

    Türkiye Cumhuriyeti'nin saptanan ereklere ulaşmasının koşullarından biri de, yurttaş-devlet ilişkisinin temeline güven duygusunun yerleştirilmesidir.

    HESAP VEREN YÖNETİM

    Güven duygusunun oluşması ve korunmasında ana görev, devlete düşmektedir. Güvenin oluşabilmesi için devletin, bilgi ve hesap veren bir yönetim anlayışını benimsemesi, ayırım gözetmemesi, verdiği sözü zamanında yerine getirmesi ve bireyin saygınlığına özen göstermesi gerekmektedir.

    Yurttaşın devlete olan güveninin artması, onun devlete karşı olan görevlerini daha içten ve aksatmadan yerine getirmesinde ve çeşitli toplumsal etkinliklere daha coşkulu olarak katılmasında kuşkusuz etkili olacaktır.

    Sayın Başkan,

    Sayın Milletvekilleri,

    Cumhuriyetimizin 80 yıllık başarılarının temelinde, Yüce Önder Atatürk'ün "Yurtta barış, dünyada barış" anlayışının ilke edinilmesi ve kararlılıkla uygulanması yatmaktadır.

    Türk Ulusu'nun gönenç ve güvenliğinin sağlanması, ulusal çıkarlarımızın gözetilmesi ve korunması dış politikamızı yönlendiren temel ögeleri oluşturmaktadır.

    DIŞ POLİTİKA

    Dış politikamızın ana çerçevesini oluşturan ve uluslararası ilişkilerimizin yürütülmesine ışık tutan Lozan Antlaşması'nın imzalanışının 80. yıldönümünü kısa bir süre önce kutladık.

    Dış politikamızın dayandığı ilkelerin başında, ülkelerin bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüklerine saygı gelmektedir. Türkiye, bu temel üzerinde bütün ülkelerle dostluk ilişkileri geliştirmeyi amaçlamaktadır. Tutarlılık, inandırıcılık, sağduyu ve kararlılık dış politikamızın temel ilkeleri arasında yer almaktadır.

    Türk dış politikası, üyesi bulunduğu Birleşmiş Milletler Yasası'nda yer alan kurallar temelinde uluslararası hukuka dayalı bir düzeni savunmakta, tüm ulusların dış baskılardan uzak, özgürce gelişmelerini desteklemektedir.

    Başta komşu ülkeler olmak üzere, tüm ülkelerle iyi ilişkiler sürdürülmesi dış politikamızı yönlendiren temel ilkeler arasında bulunmaktadır.

    Çağımızın değişen jeostratejik koşullarına kendini uyarlamaya özen gösteren Türkiye, karşısına çıkan tehdit ve belirsizlikleri göğüslemek durumundadır.

    Bölgemizde barış ve istikrarı tehdit eden, başta etnik ve dinsel kökenli çatışmalar olmak üzere, güvenlik konusunda yaşanan belirsizlikler, dış politika alanında çok dikkatli olmamız gerektiğini göstermektedir.

    Barışçı, uzlaşıcı ve ortak çıkarlara dayalı uluslararası işbirliğini esas alan yaklaşımlar, karşı karşıya bulunduğumuz sorunların aşılmasını sağlayacaktır.

    Sözkonusu akılcı yaklaşımları benimseyegelmiş olan Türkiye, dış politikasıyla bölgesinde ve dünyada önemli bir istikrar ögesi olmayı sürdürecektir.

    Bu fırsattan yararlanarak dış politikamızda son dönemde sıkça söz ettiğimiz kimi ülke ve bölgelere yönelik yaklaşımımızı bir kez daha dile getirmek isterim.

    ABD İLE İLİŞKİLER

    Türkiye'nin dostu ve müttefiki Amerika Birleşik Devletleri'yle arasındaki ilişkiler sağlam temellere dayanmaktadır. Yakın geçmişte ilişkilerimizde yaşanan ve artık giderilmiş olmalarından mutluluk duyduğumuz kimi rahatsızlıklar, bu gerçeği değiştirmemiştir.

    Amerika Birleşik Devletleri'yle aramızda karşılıklı güven ve yarara dayanan, uzun bir süreç sonunda olgunlaşmış stratejik ortaklık ilişkisine değer vermekteyiz. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ortaklık, ikili ilişkilerimiz için olduğu kadar bölgemiz için de vazgeçilmez öneme sahiptir.

    ATLANTİK-ÖTESİ BAĞLANTI VE İŞBİRLİĞİ

    Bugüne kadar Amerika Birleşik Devletleri'yle Balkanlar, Ortadoğu, Kafkasya ve Orta Asya'yı kapsayan çok geniş bir coğrafyada işbirliği yapılmıştır. İki müttefik olarak 11 Eylül terör saldırıları sonrasında izlediğimiz ortak tutum bu işbirliğinin en somut örneğini oluşturmuştur. Bu işbirliğini önümüzdeki dönemde de Türkiye'nin çevresindeki geniş bölgenin istikrar ve gönencine katkıda bulunacak biçimde derinleştirerek sürdürmek istiyoruz. Amerika Birleşik Devletleri'nin de aynı isteği paylaşıyor olmasından mutluluk duyuyoruz.

    Atlantik-ötesi bağlantı ve işbirliğine özel önem vermekteyiz. Buna göre, Avrupa'nın güvenliğinde, Amerika Birleşik Devletleri'yle Atlantik-ötesi bağlantının ve NATO'nun temel ve öncelikli rolünün korunmasının, güvenliğin bölünmezliği ilkesinden ödün verilmemesinin, bizim için temel öneme sahip olduğunu vurgulamak isterim.

    Uzun yıllardır onurlu bir üyesi olduğumuz NATO İttifakı, dış politikamızdaki ağırlıklı konumunu korumaktadır.

    Önümüzdeki dönemde, NATO üyeleri olarak önceliklerimizden birinin, Atlantik-ötesi ilişkileri olumsuz yönde etkilemiş olan ve Irak krizinden kaynaklanan uyumsuzluğun izlerinin silinmesi ve İttifakın ortak savunma örgütü olarak siyasi ve askeri etkinliğinin sürdürülmesi olduğuna inanıyoruz.

    Çevremizde barış, istikrar ve gönenç kuşağı yaratılması yönündeki çabalarımız kesintisiz olarak sürdürülmektedir.

    Geleneksel barışçı dış politikamız uyarınca tüm komşularımızla olduğu gibi Yunanistan'la da dostluk ve işbirliğine dayanan iyi ilişkiler sürdürmeyi istiyoruz.

    YUNANİSTAN'LA BARIŞÇI DİYALOG

    Yunanistan'la aramızdaki sorunların ortak rızaya dayanacak hiçbir barışçı çözüm yöntemi dışlanmadan diyalog yoluyla çözülebileceğine inanıyoruz. Gelecekte Avrupa Birliği içinde aynı değer ve ülküleri paylaşan üyeler olarak, Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkilerin gelişmesini engelleyen kimi sorunların ortadan kaldırılabileceğini umuyoruz.

    Ülkemizle Yunanistan arasındaki dostluk ilişkilerinin karşılıklı saygı ve güven ilkeleri temelinde geliştirilmesinin bölgemizde de olumlu yansımaları olacağına inanıyoruz.

    Yunanistan'la başlatılmış olan diyalog sürecini yerleşik kanallar aracılığıyla daha ileri aşamalara götürme ve yeni işbirliği alanlarına yayma konusunda kararlıyız.

    Balkanlar, Türkiye'nin tarihsel, kültürel ve insani bağları olduğu, her alanda yoğun ve çok boyutlu ilişkiler sürdürdüğü bir bölgedir. Bölge ülkelerinin egemenliklerinin, bağımsızlıklarının ve toprak bütünlüklerinin korunması, hukukun üstünlüğü ve demokratik ilkeler temelinde Avrupa ve Avrupa-Atlantik kurumlarıyla bütünleşmeleri ve bölgesel işbirliğini geliştirmeleri, Türk dış politikasının öncelikleri arasında yer almaktadır.

    Balkan ülkelerinden Romanya ve Bulgaristan ile ilişkilerimiz ve işbirliğimiz son on yılda her alanda hızla gelişmiştir. Üçlü doruk toplantısının altıncısını, geçtiğimiz Haziran ayında gerçekleştirdik. Sözkonusu doruk toplantıları ülkelerimiz arasındaki dayanışma ve işbirliğinin vardığı düzeyi yansıtmakta ve çok iyi giden ikili ilişkilerimize ek bir katkı sağlayan danışma ve işbirliği forumu oluşturmaktadır. Bu birlikteliğin çevremizdeki tüm ülkelere örnek olmasını diliyoruz.

    KIBRIS

    Geçtiğimiz yıl içinde Kıbrıs sorununun çözüm sürecinde hareketlilik yaşanmıştır. Bu süreçte, Kıbrıs Türk halkının, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş'ın önderliğinde, haklarını koruma, eşit ve egemen konuma kavuşma yönünde gösterdiği kararlılığı takdirle karşılıyoruz.

    Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin varlığı gözardı edilerek Ada'da kalıcı bir çözüme ulaşılmasının olanaksızlığını gelişmeler göstermiştir. Bu gerçeğin yakın bir zamanda başta Avrupa Birliği olmak üzere, tüm uluslararası toplumca da kabul edilmesini bekliyoruz.

    Kıbrıs Türk tarafının son aylarda gerçekleştirdiği açılımların ve Cumhurbaşkanı Sayın Denktaş'ın gündeme getirdiği yapıcı önerilerin Ada'da varolan güven bunalımının aşılmasına yardımcı olacağını, ilişkilerin normalleştirilmesine katkıda bulunacağını ve adada hakça ve kalıcı çözüm yönündeki çabaları kolaylaştıracağını umuyoruz.

    AZERBAYCAN

    Komşularımız arasında Azerbaycan özel ve ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Bu ayrıcalık, coğrafi yakınlığın ötesinde, halklarımız arasındaki güçlü kültürel ve tarihsel bağlardan kaynaklanmaktadır.

    Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından, Türkiye, komşusu Azerbaycan'la olan yakın bağlarını, yeni bir anlayış içinde hızla canlandırmaya başlamıştır. Halklarımız arasındaki kardeşliğe, ortak tarihsel ve kültürel bağlara dayanan ilişkilerimiz her geçen gün daha da sağlamlaşmakta ve gelişmektedir.

    PETROL BORU HATTI

    Temelini, geçtiğimiz yıl Eylül ayında attığımız Bakü-Tiflis-Ceyhan ham petrol ana ihraç boru hattı, işbirliğimizin gelişmesi yolunda önemli bir kilometre taşı oluşturmuştur. Bu projeye, Kafkaslar'da yine yakın dostluk ve işbirliği ilişkileri içinde olduğumuz Gürcistan'ın da katılmış olması mutluluk vericidir.

    Ülkemizle Azerbaycan ve Gürcistan arasındaki siyasal ve ekonomik işbirliğinin dev bir yapıtı olan sözkonusu boru hattı, ayrıca halklarımızın yarar ortaklığını da simgelemektedir.

    ERMENİSTAN

    Türkiye, tüm komşularıyla iyi ilişkiler geliştirmek yönündeki isteği doğrultusunda, Ermenistan'la da ilişkilerini normalleştirmek amacındadır. Ancak, bu amaca ulaşılması, Ermenistan'ın iyi komşuluk ve uluslararası hukuk ilkeleriyle uyumlu bir dış siyaset izlemesine, komşularıyla sorunlarını bu doğrultuda çözme yönünde ciddi çaba göstermesine, geçmişiyle barışmak yönünde son seçimini yaparak tarihin yargılanmasını tarihçilere bırakmasına bağlıdır. Doğal olarak, Ermenistan'ın bu davranış içine girmesi ve bu yönde siyasal istenç göstermesi Türkiye tarafından karşılıksız bırakılmayacağı gibi, böyle bir olumlu gelişme tüm Güney Kafkasya bölgesinin istikrar ve gönencine somut katkı sağlayacaktır.

    İRAN

    Komşularımızla ilişkilerimiz kapsamında İran'la ilişkilerimize de değinmek istiyorum. Komşumuz İran'la ilişkilerimiz iyi komşuluk, içişlerine karışmama ve karşılıklı saygı temelinde gelişmektedir.

    Türkiye-İran ilişkilerinin özellikle Sayın Hatemi'nin Cumhurbaşkanlığı'na seçilmesinden sonra olumlu yönde gelişmesi sevindiricidir. İran ile aramızdaki işbirliği olanaklarından daha geniş ölçüde yararlanabileceğimize inanıyorum.

    SURİYE

    Güney komşumuz Suriye ile üst düzeyli ilişkiler, ikili işbirliğimizin daha da geliştirilmesine katkıda bulunmaktadır. Ülkemizle Suriye arasındaki güvenlik işbirliğinin Adana Mutabakatı temelinde sürdürülmesi mutluluk vericidir.

    ORTADOĞU

    Öte yandan, Ortadoğu'da önemli gelişmelerin yaşandığı, duyarlı bir dönemden geçmekteyiz. İsrail-Filistin sorununda üç yıla yakın süredir görülen olumsuz gelişmeler her iki tarafın da büyük acılar yaşamasına neden olmuştur.

    Ortadoğu Barış Sürecini yeniden canlandırmak amacıyla hazırlanan Yol Haritası'nın İsrail ve Filistin makamlarınca kabul edildiğinin zamanında açıklanması sevindirici bir gelişme olmuş ve barış umutlarını artırmıştır. Ancak, Yol Haritası kapsamındaki barış sürecinin sonuçsuz kalması tehlikesinin daha sonra belirmesi üzüntü verici olmuştur. Tarafların ılımlılık göstererek barışa yönelik diyaloğu sürdürmelerinin, bölgede kalıcı barışın sağlanması yönünden bugün her zamankinden daha büyük önem taşıdığına inanıyoruz.

    Geçmiş deneyimler, sorunlara, barışçı yöntemler dışında başka yollardan çözüm bulunmasının olanaksızlığını göstermiştir. Ortadoğu'da hakça, kalıcı ve kapsamlı bir barışa ulaşılması, bölgede yeni bir dönemi başlatabilecek ve geniş işbirliği olanaklarını harekete geçirebilecektir. Ortadoğu artık sorunlarıyla anılan bir bölge olmaktan kurtarılmalıdır.

    RUSYA

    Kökeni yüzyıllar öncesine inen Türkiye-Rusya ilişkileri, son 12 yıl içinde büyük ivme kazanmıştır. Rusya ile aramızdaki diyalog ve işbirliğinin ileri boyutlara taşınabilmiş olmasını mutluluk verici buluyoruz.

    Ticaretten, enerji tasarılarından, müteahhitlik hizmetlerinden turizme kadar birçok konuda Rusya ile yoğun ilişki içindeyiz. Ulaştığımız düzeyle yetinmeyerek, Rusya Federasyonu ile ilişkilerimizi her alanda derinleştirmek, işbirliğimizi karşılıklı yarar temelinde geliştirmek istiyoruz.

    GENİŞ COĞRAFYA

    Dünyanın değişen jeostratejik koşulları kapsamında, dış politika önceliklerimiz, özellikle bizi çevreleyen ülkelerle ilişkilerin geliştirilmesiyle sınırlı kalmamaktadır. Türk dış politikası yavaş yavaş küresel bir kimlik kazanarak, eskiye oranla daha geniş bir coğrafi alanda etkinlik gösterme çabası içindedir. Bu bağlamda, Doğu ve Güneydoğu Asya ile Pasifik bölgesi ile ilişkilerimizin geliştirilmesi, aynı biçimde Afrika ve Latin Amerika'ya açılım politikalarımızın sürdürülmesi önem kazanmaktadır.

    ÇİN

    Büyük önem verdiğimiz Çin Halk Cumhuriyeti ile ilişkilerimizin gelişmesi mutlululuk vericidir. 2003 yılının Japonya'da Türkiye yılı olarak kutlanmasının, Türkiye'nin bu ülkede daha iyi tanınmasına katkıda bulunacağına inanıyoruz.

    Tarihsel ve kültürel bağların bizleri yakınlaştırdığı Orta Asya Cumhuriyetleriyle her alanda ilişkilerimizi geliştirmeye önem vermekteyiz. Orta Asya'da istikrar ve güvenliğin sağlanması Avrasya'nın güvenliği yönünden gereklidir. Aşırıcılık, uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizm gibi çoğu dış kaynaklı tehditlerin baskısı Orta Asya'da kendini hissettirmektedir. Orta Asya ülkelerinin sözkonusu alanlarda uluslararası toplum ile başlattıkları dayanışma ve işbirliğini sürdürmelerinde yarar bulunmaktadır.

    ORTA ASYA CUMHURİYETLERİ

    Orta Asya Cumhuriyetleri uluslararası toplumun eşit birer üyesi olarak kendilerine saygın bir yer edinmiş ve ulusal çıkarlarını koruyabilme yeteneğini kazanmışlardır. Orta Asya Cumhuriyetlerinin evrensel değerleri gözeterek demokrasi ve insan hakları alanındaki yeni açılımlarla uluslararası saygınlıklarını daha da arttırmayı başaracaklarına inanıyoruz.

    AB'YE TAM ÜYELİK

    Dış politikamızın temel yönelimleri bağlamında Avrupa Birliği'ne tam üyeliğimiz ön planda bulunmaktadır.

    Avrupa Birliği üyeliğimizin gerçekleştirilmesine katkıda bulunacak reform ve değişim süreci, gücünü Cumhuriyetimize yön veren çağdaş uygarlığa ulaşma felsefesinden ve Ulusumuzun bu konudaki haklı beklentilerinden almaktadır.

    Ortak siyasal, ekonomik ve stratejik çıkarlar, ülkemizle Avrupa Birliği'ni birbirine bağlamakta ve üyelik sürecimize ivme kazandıran ögeler arasında yer almaktadır.

    Avrupa Birliği'ne tam üyeliğimizin gerektirdiği kapsamlı çalışmalar, devletimizin tüm kurumlarının katkılarıyla kararlı bir yaklaşımla ve uyum içinde sürdürülmektedir.

    UYUM ÇALIŞMALARININ ETKİNLİĞİ

    Türk Ulusu'nun demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları alanlarında çağdaş değer ve ölçütlerin benimsenmesi yönündeki istek ve beklentilerine yanıt veren bu reformların geniş bir siyasal ve toplumsal destekle yaşama geçirilmesi ayrıca mutluluk vericidir.

    Gerçekleştirilen reformların ve uyum çalışmalarının etkin biçimde uygulanmasının ve uygulamanın izlenip denetlenmesi için gerekli önlemlerin alınmasının üyelik görüşmelerinin başlatılmasında etkili olacağına inanıyoruz.

    Öte yandan, Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerin iki yönlü olduğu unutulmamalıdır. Bu süreçte, Avrupa Birliği'nin de Türkiye'ye yönelik yükümlülüklerini zamanında ve eksiksiz yerine getirmesi önem taşımaktadır.

    AB İLE MÜZAKERE

    Türk Ulusu, 2004 yılında yapılacak son değerlendirmeden sonra üyelik görüşmelerinin başlatılmasına yönelik kararın, en geç 2004 yılı sonunda alınmasını haklı olarak beklemektedir.

    Avrupa Birliği'nin temellerini atan ileri görüşlü devlet adamlarının düşledikleri, demokrasi ve hukuk devleti ilkelerinin egemen olduğu, barış, gönenç ve güvenlik içinde yaşayan bir Avrupa'nın, Türkiye'nin de Avrupa Birliği'ne katılımıyla daha da güçleneceğine inanıyoruz.

    ATATÜRK'ÜN GÖSTERDİĞİ YOL

    Yüzyıllardır Avrupa sisteminin bir ögesini oluşturan, Avrupa ülkeleriyle kültürel ve toplumsal etkileşim içinde bulunan ve güçlü bağlar geliştiren Türkiye, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün gösterdiği yolda ilerleyerek çağdaş Avrupa'nın ayrılmaz bir parçası durumuna gelmiştir. Avrupa Birliği üyeliğimizin bu birlikteliği daha da pekiştireceği kuşkusuzdur. Bu anlayışla, Avrupa Birliği üyeliğimizi güçlü ifadelerle destekliyoruz.

    IRAK

    Komşumuz Irak'taki gelişmeler Türkiye'nin ve dünyanın gündeminde yer almayı sürdürmektedir. Türkiye, yanıbaşındaki bu gelişmeleri yakından ve duyarlılıkla izlemektedir.

    Bugün sınırlarımızın hemen ötesinde, hergün, sivil ya da asker, can kaybının sürüp gitmesinden üzüntü duyuyoruz. Irak'ın geleceğine, istikrarına ilişkin belirsizlikler bizleri olduğu kadar uluslararası toplumu da kaygılandırmaktadır.

    Komşumuz Irak'ın toprak bütünlüğünün ve siyasal birliğinin korunması, Irak'ın ve bölgenin istikrarının vazgeçilmez ögesidir. Bu konudaki duyarlılığımız herkes tarafından bilinmektedir. Irak halkının biran önce huzura kavuşmasını, kendi geleceğini özgürce belirlemesini ve uygar uluslar arasındaki yerini almasını diliyoruz.

    Irak'taki istikrarsızlık en kısa sürede sona ermeli, ülkede kamu düzeni yeniden oluşturulmalı, Irak'taki tüm etnik grupların hakça temsil edildiği demokratik bir rejim kurulmalı, Irak halkı ülkesi ve doğal kaynakları üzerinde tam denetime sahip olmalıdır.

    Türkiye, Irak'ı demokratikleşme sürecinde destekleyecektir. Irak, demokrasi yolunda ilerlemeye başladığında, bölgedeki en güvenilir ortağı olarak onu destekleyecek ülkelerin başında Türkiye'yi bulacaktır.

    Gelecekte Irak'ın nasıl biçimleneceği, ülkenin istikrara kavuşması, müttefiklerine oranla Türkiye'yi çok daha yakından ilgilendirmektedir.

    IRAK'TA SON SEÇENEK

    Irak'a yönelik askeri bir operasyonun ancak son bir seçenek olarak düşünülebileceğini sürekli dile getirdik. Sorunun barışçı yollardan çözümlenmesine tüm taraflarca olanak tanınmasının gerekliliğini sürekli yineledik. Türkiye, bunalımın başlangıcından itibaren, doğrudan temaslar yoluyla Irak Yönetimine, uluslararası toplumun çağrılarına uyarak Birleşmiş Milletler'le tam ve eksiksiz işbirliği yapmasını sürekli telkin etmiş, ayrıca bölge ülkeleri arasında ortak bir zemin oluşturulması amacıyla kapsamlı girişimler gerçekleştirmiştir. Ülkemiz bu çabalarını sürdürürken, başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere, müttefikleriyle de iletişim içinde olmuş ve içtenlikle barışçı bir çözümü istemiştir.

    Gelişmelerin bugün geldiği nokta ortadadır. Ne yazık ki savaş engellenememiş, ancak savaş ile çözümlenebileceği varsayılan kimi sorunlar, belki biçim değiştirip, daha da ağırlaşmış olarak karşımıza çıkmıştır.

    ANAYASA MADDE 92

    Gelinen noktada, Irak'a olası asker gönderilmesi konusu ülkemizde ayrıntılarıyla tartışılmaktadır. Bu konuda bir karar alınırken, ulusal çıkarlarımızın öncelikle gözönünde bulundurulması ve ülkemizin bölgesindeki konumu ile tarihsel bağlarını da dikkate alacak kapsamlı bir değerlendirme yapılması gerekliliği açıktır.

    Anayasa'nın 92. maddesinde, uluslararası hukukun meşru saydığı durumlarda,

    - Savaş hali ilanına,

    - Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası andlaşmaların ya da uluslararası nezaket kurallarının gerektirdiği durumlar dışında,

    *Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yabancı ülkelere gönderilmesine,

    *Yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunmasına,

    izin verme yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde olduğu belirtilmiştir.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin görev ve yetkileri arasında sayılan 92. maddedeki yetkiler ve bu bağlamda Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yabancı ülkelere gönderilmesine izin verme yetkisi, Anayasa'da açıkça Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne verilmiş "münhasır" bir yetkidir.

    ULUSLARARASI HUKUKA UYGUNLUK

    Bu nedenle, uluslararası hukuka uygunluk koşulunun gerçekleşip gerçekleşmediğinin doğrudan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce saptanması ve gerekli iznin verilip verilmeyeceğine ilişkin kararın yine Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce oluşturulması Anayasa kuralı gereğidir.

    Dış politikanın hızla değişiklik gösteren ve önemli bir bölümü önceden öngörülemeyen koşulları, ülkemizi kimi zaman bir dizi karmaşık sorunla karşı karşıya bırakabilmektedir. Irak konusunda kritik kararlar alınırken akılcı, sağduyulu ve temkinli yaklaşımlarla tüm ögelerin en iyi biçimde gözetilmesi doğaldır.

    Soğuk Savaş dönemi sonrası Dünya'da teknoloji, iletişim, ulaşım sektörlerinde yaşanan gelişmeler, uluslararası dengeleri güçlü ülkeler yararına hızla değiştirmektedir. Bu durum, uluslararası kurumların ve uluslararası hukukun önemini belirginleştirmektedir. Güçsüz olanın güçlü karşısında korunması, ancak bu kurumlar ve uluslararası hukuk aracılığıyla sağlanabilmektedir.

    DÜNYA BARIŞI

    Devletlerin kendilerini uluslararası hukukla bağlı sayması, Dünya barışı yönünden önemlidir. Anayasamızın 92. maddesiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne verilen yetkinin "uluslararası hukukun meşru saydığı" durumlar için öngörülmüş olması da uluslararası ilişkilerin ulaştığı boyut yönünden son derece anlamlıdır.

    Yüce Meclisimizin bu konuda üzerine düşen sorumlulukları eksiksiz biçimde yerine getireceği kuşkusuzdur.

    Sayın Başkan,

    Yüce Meclisimizin Sayın Üyeleri,

    ASİMETRİK TEHDİT

    20. yüzyılın sonunda, Soğuk Savaş döneminin iki kutuplu düzeni yıkılmış, Batı Avrupa'ya yönelik geniş çapta bir savaş olasılığı tüm zamanların en düşük düzeyine inmiştir. Bu durumda, klasik tehditlerin yerini terörizm, kitle imha silahlarının yayılması ve köktendincilik gibi çok yönlü riskler ve asimetrik tehditler almıştır. 21. yüzyılın başındaki dünya düzeninin, tek kutuplu bir süper güç yanında, ana güç merkezlerinin yer aldığı bir yapılanmaya doğru yöneldiği gözlenmektedir.

    Diğer yandan dünya, biri halkların, toplumların ve ekonomilerin bütünleşmesini amaçlayan küreselleşme, diğeri de ülkeleri, kültürleri ve toplumları yakınlaştıran iletişim teknolojileri gibi iki etkenin yol açtığı, daha önce örneği görülmemiş düzeyde hızlı bir değişim sürecine girmiştir. Bu değişim sürecini doğru algılayamayan toplumların, sürecin yalnızca sonuçlarını izlemekle yetinecekleri görüşü yaygındır.

    11 EYLÜL

    11 Eylül'de Amerika Birleşik Devletleri'ne yöneltilen terörist saldırılar, kitle terörizminin eriştiği boyutlarla ilgili olarak dünyada geniş yankılara neden olmuştur. Uluslararası güvenlik ortamı, son derece değişken ve öngörüleri zorlaştıran bir nitelik almıştır. Bundan sonra, tehditlerin daha büyük bir hızla ortaya çıkması ve daha az hesaplanabilir olması olasıdır.

    Soğuk Savaş ertesi, Balkanlar, Kafkasya, Orta Asya ve Orta Doğu'da ortaya çıkan ve küresel belirsizliği artıran jeopolitik güç boşluğunun tek süper güç tarafından doldurulması süreci başlamıştır. Bu çerçevede, Soğuk Savaş dönemindeki "çevreleme" ve "caydırıcılık" kavramları arka plana itilmiş, terörizmi destekleyen ve barındıran ülkelerle, kitle imha silahları geliştiren ülkelerin yarattığı tehditlerin daha fazla büyümesine izin vermeyen, "önleyici vuruş" kavramı ortaya çıkmıştır. Bunun sonucunda, uluslararası güvenlik alanındaki tek taraflı eylemlerin Birleşmiş Milletler'in etkinliğinde yarattığı sarsıntının, uluslararası yasallık ve oydaşma ilkelerinden hareketle giderilmesine büyük gereksinim bulunmaktadır.

    UYGARLIKLARARASI İLİŞKİ

    Demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti nitelikleriyle Türkiye Cumhuriyeti, aynı zamanda, Müslüman ülkelere örnek olabilecek, uygarlıklar arasındaki uyumun güçlendirilmesine katkıda bulunabilecek çağdaş tek ülke konumundadır. Türkiye'nin oynayabileceği jeostratejik rolde bu nokta önem kazanmaktadır.

    Bugünkü ortamda, Türkiye'nin temel güvenlik kaygılarını köktendincilik, terörizm, kitle imha silahlarının yayılması, bölgesel belirsizlikler ve istikrarsızlıklar olarak sıralamak olanaklıdır.

    Uluslararası ortamda yaşanan gelişmeler, Türkiye'yi Soğuk Savaş döneminin "kanat ülkesi" konumundan, "cephe ülkesi" konumuna getirmiştir. Türkiye, bağımsızlığına, bütünlüğüne, laik ve demokratik anayasal düzenine, ulus-devlet yapısına yönelik iç ve dış tehditlere karşı savaşımını başarı ile sürdürmektedir.

    KÖKTEN DİNCİLİK

    Türkiye'de, köktendincilik akımının temelinde, din kurallarına dayalı devlet kurmak, çağdaş hukukun yerine şeriat hukukunu getirmek ve toplumumuzun Cumhuriyet döneminde elde ettiği tüm çağdaş kazanımları yok etmek amacı yatmaktadır. Bu durum, önemli bir güvenlik sorunu olarak toplumumuzda haklı kaygılara yol açmaktadır.

    Çağdaşlığın, demokrasinin ve hukuk devletinin temeli olan laiklik, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş ve varoluş felsefesinin özü, değiştirilemez niteliği, din ve vicdan özgürlüğünün, ulusal birliğin ve toplumsal barışın güvencesidir.

    Sayın Başkan,

    Sayın Milletvekilleri,

    Gelişme, aydınlanma ve çağdaşlaşma çabalarını başarıya ulaştıracak en etkili araç eğitimdir. Bilginin sınırsızlığı, gelişmişlik düzeyi ne olursa olsun tüm toplumları eğitim olanaklarını daha da iyileştirmeye zorlamaktadır.

    BİREYLERİN İYİ YETİŞMESİ

    Günümüzün değişen koşulları ve her alanda yaşanan kapsamlı dönüşümler, yeni kuşakların dünyayı anlayabilen, yorumlayabilen ve yön verebilen bireyler olarak yetiştirilmesini zorunlu kılmaktadır.

    Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bu yana gerçekleştirilen tüm atılımların amacı, çocuklarımıza ve gençlerimize daha aydınlık yarınlar ve çağdaş yaşam olanakları sunmaktır.

    Dünyada yaşanan dönüşümlerin gerisinde kalmamak, yenilikleri izleyen değil, yeniliklere yön veren bir ülke durumuna gelebilmek için, eğitim sistemimizi geliştirmek, eğitim hizmetlerinin kalitesini her aşamada yükseltmek zorundayız.

    Yurttaşlarımızın, bilgiye açık, evrensel değerleri özümsemiş, dünya gerçeklerini yorumlama becerisine sahip, bilim, teknoloji, kültür ve sanat yaşamındaki gelişmelere duyarlı bireyler olarak yetiştirilmesi çağdaş eğitimin ana ögeleridir.

    Cumhuriyet döneminde gerçekleştirilen yeniden yapılanma girişimlerinin en önemlilerinden biri, Eğitim Birliği Yasası'nın kabulü olmuştur. Eğitim Birliği Yasası, Türkiye Cumhuriyeti'nin çağdaşlaşma sürecini hızlandıran bir atılımdır. Çağdaş ve laik ulusal eğitim, bu temel üzerine kurulmuş, gösterilen çabalarla eğitim alanında sevindirici sonuçlar elde edilmiştir.

    EĞİTİM

    Ulusal eğitim alanında atılan önemli bir adım, kesintisiz zorunlu eğitimin 5 yıldan 8 yıla çıkarılmasıdır. Çağdaş eğitimin zorunlu kıldığı bu gelişme, ülke gençliğini bilgi çağının gereklerine göre hazırlayacak eğitim-öğretim sisteminin temelinin oluşturulması amacını gütmektedir. Sistem, eğitimin içeriği, uygulama yöntemleri ile bir bütün olarak düşünülmeli ve bu anlayış çerçevesinde yürütülerek pekiştirilmelidir.

    Devletin eğitim yükümlülüğü, genç nüfusu yaşama hazırlayıncaya kadar sürmelidir.

    8 yıllık kesintisiz temel eğitimin zorunlu tutulduğu ilköğretim aşaması, gençlerimizi yaşama hazırlayan değil, temel bilgilerin öğretilerek ilgi ve yeteneklerinin belirlenmeye çalışıldığı bir eğitim sürecidir.

    Gençlerimizi ancak, ilgi ve yetenekleri doğrultusunda meslek eğitimi vererek ya da bir üst eğitime yönlendirerek yaşama hazırlayabiliriz. Oysa, ülkemizdeki yasal çerçeve, 13 yaşını henüz bitirmiş çocuklarımıza, geleceğini kurabileceği bilgi ve beceri ile donatmaksızın, eğitim sisteminin dışına çıkabilme olanağı tanımaktadır. Bu olanak ise, tahminlerin ötesinde kullanılmaktadır. 2001 yılında 14-16 yaş nüfusunun yalnızca yüzde 43'ü ortaöğretime kayıtlıdır. Bu oran, 14-16 yaş grubu çocuklarımızın yarıdan çoğunun eğitilmediği ya da Devlet'in gözetim ve denetimi dışında eğitildiğini göstermektedir.

    ZORUNLU EĞİTİM

    OECD'ye üye 30 ülke içinde zorunlu eğitim süresini 8 yıl ile sınırlandıran, 13 yaşını bitirmiş çocukların eğitim sistemi dışına çıkabilmesine izin veren bir başka ülke bulunmamaktadır.

    Bugün, Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, Belçika, Hollanda, İngiltere gibi gelişmiş ülkelerde zorunlu eğitim 11 ila 13 yıldır. Türkiye'de de 12 yıla çıkarılması doğrultusunda gerekli çalışmalar biran önce tamamlanmalıdır.

    Bu yönde alınacak karar, 8 yıllık zorunlu eğitim uygulamasının doğal bir sonucu olarak, çağdaş, laik eğitim sisteminin kökleşmesine, 7-18 yaş kuşağının çağın gereklerine göre donatılmış olarak yetiştirilmesine olanak sağlayacaktır.

    Zorunlu eğitimin kesintisiz 12 yıla çıkarılması, eğitim hizmetinin, yurt düzeyinde ve gelir grupları arasında dengeli olarak dağılımına da katkıda bulunacak, eğitim sisteminin mesleğe yönlendirme sorununa da yeni bir çerçeve oluşturacaktır.

    Ülkemizde, özellikle ilköğretim için üstün zekalı ya da özel yetenekli çocukların belirlenerek yönlendirilmesi ve yetiştirilmesi amacıyla geliştirilmiş ve düzgün işleyen bir sistem kurulmalıdır. Üstün zekalı ya da özel yetenekli çocuklarımız ülkemizin zenginliğidir.

    Sayın Başkan,

    Yüce Meclisimizin Sayın Üyeleri,

    Üniversitelerin, bilgi üretmek, üretilen bilgiyi tüm insanlığın kullanımına sunmak, toplumu bilimin ve aklın ışığında yönlendirerek aydınlatmak, bilimsel araştırma ve çalışmalar ile gelişme sürecine katkıda bulunmak, ülke sorunlarına gerçekçi çözüm üretmek ve ülkenin gereksinim duyduğu nitelikli insangücünü yetiştirmek gibi önemli görevleri bulunmaktadır.

    YÜKSEK ÖĞRETİM

    Yüksek öğretim kurumlarının ve üst kurulların bugünkü yapılarıyla çağdaş beklentileri karşılayamadıkları bir gerçektir. Bu nedenle, yüksek öğretim kurumları ve üst kurullarının yeniden yapılandırılmasına gereksinim vardır.

    Yeniden yapılandırma çalışmaları sırasında konuya bilimsel yaklaşılmalı, mevcut yapının eksikliklerini ve yanlışlarını giderecek, yeni sorunlara neden olmayacak bir yasal düzenleme yapılmalıdır.

    Düzenlemenin Cumhuriyet'in nitelikleriyle bağdaşması, toplumun, gençliğin ve üniversitelerin beklentilerini karşılaması ve ülke gerçekleriyle örtüşmesi gerekmektedir.

    Yapılacak düzenleme ile yüksek öğretim kurumları ve üst kurulları, evrensel ölçütler gözönünde bulundurularak bilimsel özerklik, akademik rekabet ve demokratik katılım ilkeleri temelinde yeniden yapılandırılmalıdır. Demokratik katılım, liyakat temeline dayandırılmalı ve akademik dengeleri bozmayacak biçimde bilimsel ölçütler gözetilerek düzenlenmelidir.

    Yasalaşma süreci, üniversitelerin konumuna yaraşır biçimde, siyasal alandan önce akademik alanda başlatılmalı ve konunun toplum yönünden taşıdığı önem gözetilerek yeterince tartışıldıktan sonra siyasal alana aktarılmalıdır. Akademik alanda hazırlanan ve evrensel ilkeleri içeren taslak üzerinde uyuşma sağlanmasında kamu yararı bulunmaktadır.

    BEYİN GÖÇÜ

    Özgürlük sınırları geniş tutulmayan yapıdaki üniversitelerin topluma ufuk açması, geleceğe ışık tutması ve katkıda bulunması beklenemez.

    Üniversitelerde temel başarı ölçütü, ideolojik eğilim ve kişisel ilişkiler yerine, bilimsel etik ve evrensel ölçütlere uygunluk olmalıdır.

    Türkiye, yıllardır en büyük sorunu olan beyin göçünü mutlaka önlemelidir. Bilimsel araştırma ve çalışma yapacak bilim insanlarımıza her türlü olanak sağlanmalıdır.

    Sayın Başkan,

    Sayın Milletvekilleri,

    Dünya, her alanda önemli ilerlemelerin yaşandığı bir dönüşüm ve yeniden yapılanma sürecinden geçmekte, bilginin üretilmesi, paylaşılması ve kullanılması, ülkelerin gelişme düzeylerinde belirleyici rol oynamaktadır.

    BİLGİ TOPLUMU

    Kendilerini bilgi toplumunun gereklerine göre yapılandıran ülkelerin demokrasi, insan hakları, hukuk ve ekonomi alanlarındaki gelişimlerini sürdürecekleri ve geleceğe güçlenerek ulaşacakları kuşkusuzdur.

    Bilgi toplumu olma yönünde istenen dönüşümün gerçekleştirilmesi, bireylerin gereksinim duydukları bilgiye en kısa sürede ulaşabilmelerini zorunlu kılmaktadır. Bu konuda karşılaşılan temel sorunlar, bilgi sistematiği, kapsamı ve ölçütünün saptanması, hukuksal ve teknolojik altyapının oluşturulması ve bunlara üst düzeyde sahiplenilmesidir.

    E-DEVLET

    Kamu kurum ve kuruluşları, bilgi teknolojileri kullanımını yaygınlaştırarak etkin, verimli ve yurttaş odaklı uygulamaları geliştirme zorunluluğu içindedir. Ülkemiz, bilgi toplumu olma yolunda gerekli kurumsal yapıya kavuşturulmalıdır.

    Çağdaş bir iletişim altyapısı oluşturulması, e-devlet uygulamalarının başarıya ulaşmasının önkoşuludur. Teknolojinin yaygınlaştırılması, yurdumuzun her köşesinde ve toplumun her kesiminin erişimine açık duruma getirilmesi amaçlanmalıdır.

    Sayın Başkan,

    Sayın Milletvekilleri,

    Enerji, çağdaş ülkelerde yaşamsal öneme sahiptir. Enerji kullanımı, günümüzde gelişmişlik göstergelerinden biri olarak kabul edilmektedir. Ekonominin yüksek verim sergileyebilmesi de enerjiyi yeterince değerlendirebilmemize bağlıdır.

    ENERJİ

    Geçen dönemlerde, elektrik ve doğalgaz enerjisi sektörlerinde gerçekleştirilen yapısal düzenlemeler, enerji sektörünün Avrupa Birliği uygulamalarına uygun biçimde, rekabetçi bir yapıya kavuşturulmasını amaçlamaktadır. Bu, piyasanın devlet denetimi ve gözetimi altında haklı rekabete olanak tanıyacak biçimde özgürleştirilmesi ve saydamlaştırılması, piyasada istikrar ve sürekliliğin sağlanması, yatırımların özel sektörce yeni piyasa yapısı içinde gerçekleştirilmesi için zorunludur.

    Türkiye'nin enerji alanında önündeki en büyük sorun, yabancı kaynaklara bağımlılıktır. Günümüzde yüzde 70 dolayında olan dışa bağımlılık oranının, tüketimin artması ve yerel kaynaklı enerji üretiminin giderek azalması nedeniyle önümüzdeki yıllarda daha da yükselmesi beklenmektedir.

    Bu durum, elektrik enerjisi üretiminde yerli kaynaklardan yararlanma politikasının yeterince uygulanmadığını ve yabancı kaynaklara ağırlık verildiğini ortaya koymaktadır. Öte yandan, doğalgaz dışalımında kaynak çeşitlemesine gidilmesi de önem taşımaktadır.

    Türkiye önemli hidrolik ve termik kaynaklara sahiptir. Var olan kaynakların etkili kullanımı da, enerji verimliliğinin artırılması ve dışa bağımlılığın azaltılması için gereklidir. Bu bağlamda, elektrik dağıtımında yüzde 20'ler düzeyinde olan kayıp kaçak oranı, Avrupa Birliği ortalaması düzeyine çekilmelidir.

    ALTERNATİF ENERJİ

    Öte yandan, güneş, rüzgar ve jeotermal enerji gibi alternatif kaynaklara, hem ucuz ve yenilenebilir olmaları, hem de çevreye zarar vermemeleri nedeniyle daha fazla önem verilmelidir. Enerji etkinliklerimizi, çevre ile doğal ve kültürel varlıklarımıza karşı yükümlülüklerimizi gözönünde bulundurarak yürütmek, çevreye ve bireyin sağlığına gösterilen duyarlılığımızın bir kanıtı olacağı gibi Avrupa Birliği mevzuatına uyum yönünden de bir gerekliliktir.

    Sayın Başkan,

    Sayın Milletvekilleri,

    Türkiye, Cumhuriyet'in kurulması ve Atatürk ilke ve devrimlerinin yaşama geçirilmesiyle seçimini çağdaşlaşmadan yana yapmış, bu seçiminden hiçbir zaman ödün vermemiştir.

    HER ALANDA GECİKMİŞLİK

    Türkiye Cumhuriyeti, Ulusumuzun ekonomik, toplumsal, siyasal, bilimsel ve teknolojik alanlardaki gecikmişliğini hızla gidermek ve çağdaş uygarlıkla biran önce bütünleşmek durumundadır. Bu kapsamda, Cumhuriyet'in, Anayasa'da öngörülen insan haklarına saygılı, demokratik, laik, sosyal hukuk devleti nitelikleri gözetilerek daha ileri götürülmesi temel önceliklerimizdendir.

    Geçmiş yıllardaki Türkiye Büyük Millet Meclisi Yasama Yılı Açılış konuşmalarımda, Cumhuriyet'in kuruluşunun 100. yıldönümü olan 2023 yılına kadar tamamlanması gereken temel erekleri belirtmiştim. Bugün de 2023'e uzanan yolda, kısa ve orta dönemde ulaşılmasını zorunlu gördüğüm kimi erekleri vurgulamak istiyorum:

    - Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üyeliği gerçekleştirilmelidir.

    Avrupa Birliği üyeliğimizin, ortak evrensel değerleri temel alan, barışçı, istikrarlı ve aydınlık bir geleceği Avrupalı ortaklarımızla paylaşmak anlamına geldiği inancındayız. Avrupa Birliği üyeliğimizi aynı zamanda, Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesini ve Atatürk'ün geleceğe bakışını doğrulayan bir aşama olarak değerlendiriyoruz.

    Avrupa Birliği'ne tam üyelik ereği, Türkiye'nin stratejik vizyonunun ayrılmaz bir parçasını oluşturmaktadır. Avrupa Birliği, Türkiye için Cumhuriyet'in kuruluşundan sonra en büyük çağdaşlaşma tasarımıdır.

    - Ekonomik gelişme sürdürülmelidir.

    Çağdaş Türkiye ülküsüne giden yolda ekonomik güç, iç ve dış güvenlik politikalarında temel öge olma özelliğini korumaktadır. Ekonomide gerekli yapısal dönüşümlerin gerçekleştirilmesi durumunda, önümüzdeki dönemde kişi başına düşen ulusal geliri Avrupa Birliği ülkelerinin düzeyine yaklaştırma ve dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına girme ereğine ulaşılabilecektir.

    - Türk Silahlı Kuvvetleri'nin gücü artırılmalıdır.

    Dünyanın, özellikle bölgemizin hala belirsizlik ve tehlikelerle dolu olduğu ve askeri gücün geçerliliğini koruduğu gözönüne alınarak, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, 21. yüzyılın gereksinimlerine yanıt verecek, ulusal çıkarlarımızı koruyacak, istikrarı sürdürecek biçimde modernize edilmesi, en yüksek caydırıcılık gücüne ve hazırlık düzeyine yükseltilmesi, ileri teknolojiye dayalı, kendi kendine yeterli ve rekabet gücüne sahip etkin bir savunma sanayii ile desteklenmesi önem taşımaktadır.

    Ulusunun güvenini ve sevgisini kazanmış olan Silahlı Kuvvetlerimizin, içte ve dışta saygınlığının korunması ve gereksinimlerinin Devlet'in tüm olanakları ile karşılanmaya çalışılması yaşamsal değerdedir.

    GELECEĞE ULAŞMADA GERÇEKLEŞTİRİLMESİ GEREKENLER

    Aydınlık geleceğe ulaşma yolunda gerçekleştirilmesi gereken diğer erekleri de şöyle sıralayabiliriz:

    * Ülkemizde eğitim ve öğretimin, Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim ölçütlerini temel alan yapısı korunmalı, eğitim birliği ilkesi içinde, devletin gözetim ve denetimi altında yapılması sürdürülerek bilgi toplumu düzeyine mutlaka ulaşılmalıdır.

    * Medyanın çoğulculuğunu koruyucu önlemler alınmalı, basın kuruluşlarının varlık nedenlerinden sapmalarına yol açacak düzenlemelerden özenle kaçınılmalıdır.

    * Kamu yönetimi ve yerel yönetimler çağdaş ve etkin bir yapıya kavuşturulmalıdır.

    * Ülke genelinde bölgelerarası gelişmişlik farklılıklarının azaltılması ve bölgelerarası toplumsal ve ekonomik bütünleşme çabaları sürdürülmelidir.

    * Toplumda sosyal adalet sağlanmalı ve fırsat eşitliği yaratılmalıdır.

    * Kadının toplum içindeki konumu yükseltilmelidir.

    * Bölücü ve gerici tehdidin siyasallaşarak gelişmesi önlenmelidir.

    * Yolsuzluklarla ve örgütlü suçlarla savaşım konusunda ulusal bir hareket başlatılmalı, yasama dokunulmazlığının sınırlandırılması için gerekli yasal düzenleme yapılmalıdır.

    * Siyasal Partiler ve seçim yasalarını çağdaş demokratik yapıya kavuşturacak, yurttaşları etkin katılımcılar konumuna getirecek değişiklikler ivedilikle gerçekleştirilmelidir.

    Ülkemiz, 21. yüzyılda, kültür ve uygarlığın en ileri aşamasına ulaşarak dünya ölçütlerinde üretim yapan, gelirini adil paylaşan, insan haklarını güvenceye alan, hukukun üstünlüğünü, katılımcı demokrasiyi, düşünce özgürlüğünü gerçekleştiren saygın bir ülke konumuna yükselecektir.

    Türkiye'yi Cumhuriyet'in 100. kuruluş yıldönümünde, çağdaş, demokratik, laik, bilgi çağını yakalamış, mutlu ve gönençli bir ülke olarak gelecek kuşaklara bırakmak tarihsel sorumluluğumuzdur.

    Bu sorumluluğumuzu, Ulusumuza, Devletimize ve demokrasimize inancımızı koruyarak, Yüce Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet'in niteliklerine bağlı kalıp, çevresinde kenetlenerek, Devlet organları arasında düzenli ve uyumlu işbirliğini sağlayarak, ulusal birlik ve bütünlük içinde daha çok çalışarak yerine getirebiliriz.

    Yüce Meclisimizin bu süreçte de öncü rol üstleneceğine ve üzerine düşen görevleri kararlılıkla yerine getireceğine inanıyoruz.

    Bu düşüncelerle, hepinizi yeniden saygıyla selamlıyor; Yeni Yasama Yılı'nın Ulusumuza kutlu olmasını diliyorum."

    (*) Ara başlıklar "hürriyetim" tarafından konulmuştur.

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı