Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Sezer'den DGM Yasası'na veto

    Hürriyet Haber
    28.11.2001 - 00:00 | Son Güncelleme: 28.11.2001 - 00:01

    Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, çete suçlarını DGM kapsamından çıkaran yasayı veto ederek Meclis'e geri gönderdi. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer,  4719 sayılı 'Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun, 18.11.1992 Tarihli ve 3842 Sayılı Kanun ile Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'u kısmen iade etti.  VETO GEREKÇELERİNE HUKUKÇU OLARAK KATILIYORUM Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Yasası ve Türk Ceza Yasası`nın (TCY) çete suçlarını düzenleyen 313 ve 314. maddelerine ilişkin davaların temyiz incelemesini yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesi`nin Başkanı Naci Ünver, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer`in veto gerekçelerine bir hukukçu olarak katıldığını bildirdi. Ünver, konuya ilişkin sorusu üzerine, şunları söyledi: "Her zaman ve her koşulda hukukun üstünlüğü ilkesinin ülkede egemen olması çabası içinde olan Cumhurbaşkanımızın 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Yasası ve çetelere ilişkin TCY`nin 313 ve 314. maddelerine yönelik veto gerekçelerine bir hukukçu olarak katılıyorum. Yasama organının Sayın Cumhurbaşkanı`nın bu duyarlılığını göz önünde bulundurabilceklerine inanmak istiyorum." Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi`nin konuya ilişkin açıklaması şöyle:  "Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından yayınlanması kısmen uygun bulunmayan 4719 sayılı 'Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun, 18.11.1992 Tarihli ve 3842 Sayılı Kanun ile Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun', 1., 2., 3. maddeleri ile geçici 1. maddesinin Türkiye Büyük Millet Meclisi`nce bir kez daha görüşülmesi için, Anayasa`nın 4709 sayılı Yasa ile değişik 89. maddesinin birinci fıkrası ile 104. maddesinin (a) bendinin üçüncü fıkrası uyarınca, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı`na geri gönderilmiştir." İADE GEREKÇESİCumhurbaşkanı Sezer, iade gerekçesinde, 14 Kasım 2001 gününde kabul edilen yasanın 1. maddesinde öngörülen düzenlemeyle Türk Ceza Yasası`nın (TCY) 313. ve 314. maddelerinde yazılı suçlarla ilgili davaların, Devlet Güvenlik Mahkemeleri`nin (DGM) görev alanından çıkarıldığını hatırlattı. TCY`nin 313. maddesinde, "her ne suretle olursa olsun cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ya da bu teşekküllere katılmak" ; 314. maddesinde de, "bu teşekküllere yardım ve yataklık" suçunun düzenlendiğini hatırlatan Sezer, söz konusu maddenin gerekçesinde, "TCY`nin 313. ve 314`üncü maddeleri kapsamındaki teşekküllerin gerçekleştirdikleri amaç suçların DGM`lerde ve asıl suç ile birlikte görülmesi konusunda uygulamada farklılık arz eden yargı kararları bulunması nedeniyle bu durumun ortadan kaldırılmasını, 313. ve 314`üncü maddeler kapsamındaki teşekkül suçları ile amaç suçların aynımahkemelerde görülmesini sağlamak amacıyla söz konusu suçların, DGM`lerin görev alanından çıkarıldığının" belirtildiğini ifade etti. Gerçekten de TCY`nin 313. maddesi ile 4422 sayılı Çıkar Amaçlı SuçÖrgütleriyle Mücadele Yasası`nın 1. maddesinde öngörülen teşekkül ya da örgüt kurma suçlarına ilişkin kuralların aynı alanı düzenlediğini belirten Sezer, şöyle devam etti: "Bununla birlikte, anılan yasalarla düzenlenen iki suç türü arasındaki farklılık, 4422 Sayılı Yasa`nın 1. madde gerekçesinde, `...örgütün, Türk Ceza Kanunu`nun 313. maddesinde yer almış bulunan teşekkülden farkı, bir kısım haksız menfaatleri, çıkarları elde etmek amacıyla oluşturulmuş bulunmasıdır. Bu bakımdan suçun faillerinde maddede belirtilen özel kast aranacaktır...` denilerek, vurgulayıcı biçimde açıklanmıştır. Buna göre, `yıldırma veya korkutma veya sindirme gücünü kullanarak, suç işlemek için örgüt kuranlar` hakkında 4422 Sayılı Yasa kurallarının uygulanacağı açıktır.  Ayrıca, Yargıtay Ceza Genel Kurulu`nun bir kararında, (TCY`nin 313. maddesinde düzenlenen suç işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak) suçun maddi öğesidir, teşekkül ise iki veya daha çok kişinin birlikte cürüm işlemek amacıyla birleşmeleridir. Maddede öngörülen suç, hazırlık hareketlerinin cezalandırıldığı bir tehlike suçu olup, düzenlemeyle müstakbel suçları önleme amacı güdülmüştür. Yasanın amacı basit bir birleşme olmayıp, kamu için tehlike yaratacak birleşmeyi cezalandırmaktır. (Suçu, basit birleşmeden ayıran devamlılık, birden fazla suç için biraraya gelme vesürekliliktir) denilerek, TCY`nin 313. maddesinde düzenlenen suçun niteliği açıklanmıştır. Şunu da belirtmek gerekir ki, TCY`nin 313. ve 314. maddeleri kapsamına giren suçlara ilişkin davaların, iş yükünün yoğunluğu nedeniyle DGM`lerin görev kapsamından çıkarılmak istenilmesi haklı görülemez. Çünkü, bu davaların görüleceği diğer adli yargı yerlerinin iş yükü, DGM`lerin iş yükünden daha az değildir. Ayrıca, DGM`lerin iş yükü sorununun, yeni mahkemeler açılarak çözümlenebileceği de kuşkusuzdur. Bu nedenle kapsama giren suçların özel uzmanlık mahkemelerinde yargılanmasındaki hukuksal ve kamusal yarar da gözetilerek, TCY`nin 313. ve 314. maddelerinde yazılı suçlara ilişkin davaların, DGM`lerin görev alanından çıkarılmamasının uygun olacağı düşünülmektedir." Sezer, TCY`nin 313. maddesinin, belirli suçları işlemek için teşekkül oluşturanları değil, her tür suçu işlemek üzere teşekkül oluşturanları kapsadığına dikkati çekerek, "Kapsam alanının bu sınırsızlığı nedeniyle anılan maddenin, DGM`lerin görev alanı dışında kalan suçların yanı sıra bu mahkemelerin görev alanına giren ve Anayasa`nın 143. maddesinde açıkça sayılan suçları da kapsadığı ortadadır" dedi.SUSURLUK ÖRNEĞİCumhurbaşkanı Sezer, Anayasa`nın 143. maddesinde, DGM`lerin, devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğünü, özgür demokratik düzeni ve nitelikleri Anayasa`da belirtilen Cumhuriyet aleyhine işlenen ve doğrudan devletin iç ve dış güvenliğini ilgilendiren suçlarla ilgili davalara bakmakla görevlendirildiğinin belirtildiğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:"2845 sayılı Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Yasa`nın 9. maddesinde, Anayasa`ya göre DGM`lerin görev alanına giren konular yönünden bir ayrım gözetilmeden düzenleme yapılması, hukuka aykırı sonuçlar doğurabilecek niteliktedir. Laik devlet düzenine karşı çalışmalar yapmayı temel amaç edinen teşekküllerin varlığı yadsınamaz bir gerçek olduğu gibi; kimi örgütlenmelerin, örneğin kamuoyunda `Susurluk davası` diye anılan davanın, devletin iç güvenliğini ve kamu düzenini yakından ve doğrudan ilgilendirdiğini gözardı etmek de olanaksızdır.  Bu tür suçların TCY`nin 313. maddesi kapsamında olduğunda, duraksamaya yer yoktur. Nitekim, Yargıtay 8. Ceza Dairesi`nce, laik düzeni yıkmak amacıyla örgütlenmenin TCY`nin 313. maddesindeki suçu oluşturacağı kabul edilmiş; buna direnen yerel mahkeme kararı da Yargıtay Ceza Genel Kurulu`nca bozulmuştur. Yine Yargıtay`ın aynı Ceza Dairesi`nin bir onama kararında, "Atatürk`ü anma törenlerini sabote etmek amacıyla örgütlenmenin`` TCY`nin 313. maddesindeki suçu oluşturacağı belirtilmiştir. Susurluk`la ilgili dava da TCY`nin 313. maddesine göre açılmış ve yargılama bu maddeye göre yapılmıştır. Yukarıda belirtilen eylemler, Anayasa`nın 143. maddesiyle özel uzmanlık mahkemelerinin görev alanına alınarak korunmaya çalışılan demokratik Cumhuriyet`in temel ilkesi olan laiklik, kamu düzeni ve iç güvenlikle doğrudan ilgilidir. Bu eylemlerin oluşturduğu suçları işleyenlerin DGM`lerde yargılanmaları, Anayasa`nın 143. maddesinin gereğidir. Buna karşın, 4719 sayılı Yasa`nın 1. maddesiyle herhangi bir ayrımyapılmadan ya da ayrık kural konulmadan TCY`nin 313. ve 314. maddelerinin 2845 sayılı Yasa`nın 9. maddesinin birinci fıkrasının (a)bendi metninden çıkarılması, kamu düzenine ve hukuka uygun düşmemekte ve hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır." 2. MADDENİN İADE GEREKÇESİSezer, kanunun 2. maddesini iade gerekçesinde, 4719 sayılı Yasa`nın 2. maddesiyle '18 Kasım 1992 günlü, 3842 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ile Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 31. maddesinin 1. fıkrasının birinci tümcesindeki '4' sayısının metinden çıkarılmasının öngörüldüğünü hatırlattı. Cumhurbaşkanı Sezer, TBMM`de 21 Mayıs 1992 tarihinde kabul edilen,3801 sayılı 'Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ile Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına, Polis Vazife ve Selahiyet Kanununun, Terörle Mücadele Kanununun Bazı Hükümlerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun'un 4. maddesiyle 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası`nın 'tutuklama nedenleri'ne ilişkin 104. maddesinde değişiklik öngörüldüğünü ifade etti.  Sezer, bu Yasa`nın, Cumhurbaşkanı`nca, Anayasa`nın 89. maddesi uyarınca bir kez daha görüşülmek üzere TBMM`ne geri gönderildiğini kaydetti.  Cumhurbaşkanı Sezer, geri gönderme gerekçelerinin, 3801 sayılı Yasa`nın 4. maddesine ilişkin olan şu bölümünü hatırlattı:  "İncelenen kanunun çerçeve 4. maddesiyle 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu`nun 104. maddesi bütünüyle değiştirilerek; `sanığın tutuklanmasını gerektiren sebepler arasında yer alan, suç devlet veya hükümet nüfuzunu kıran veya memleketin asayişini bozan fiillerden bulunur veyahut adabı umumiye aleyhine olursa` şeklindeki hüküm, madde metninden çıkarılmış, ayrıca, tahkikatın mevzuu olan suçun ağır cezalı cürümlerden olması keyfiyeti, sanığın daima kaçacak sayılmasının nedeni kabul edildiği halde, bu bent dahi madde metnindençıkarılmış, ancak; soruşturma konusu olan suçun, kanunda öngörülen cezasının üst sınırı 7 yıldan az olmayan hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektirmesi, tutuklama nedeni sayılabileceği hüküm altına alınmıştır. Bilindiği gibi, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu`nun 13. maddesinde, muvakkat ağır hapis cezası, kanunda tasrih edilmeyen yerlerde bir seneden 24 seneye kadar cezaları kapsamaktadır.  Yapılan değişiklikle işlenen suç; devlet veya hükümet nüfuzunu kıran veya memleketin asayişini bozan veyahut adabı umumiye aleyhine işlenmiş olsa dahi, işlenen bu tür suçln kanundaki cezasının üst sınırı 7 yıldan az olması halinde; sanığın ikametgahının ve meskenininbulunması ve kim olduğunu ispat etmesi durumunda, hakim tutuklama yoluna gitmeyecektir.  Ayrıca, bu hükmün kanun metninden çıkarılmış olması, çeşitli yorumlarla takdir hakkının çok değişik bir şekilde kullanılmasına yol açabilecek ve yakalanmış muhtemel suçlunun tutuklanmaması, özellikle terörle ilgili suçlarda bir daha yakalanmamasına neden olabilecektir.  Bu halde de Türk Ceza Kanunu`nun ikinci kitabının birinci babını oluşturan `Devletin Şahsiyetine Karşı Cürümler` arasında yer almakla beraber; casuslukla ilgili 134. madde, askeri bölgelere girme-devlet güvenliği ile ilgili belgeleri bulundurmaya ilişkin 135. madde, harp zamanında devlet buyruklarına uymamakla ilgili 139. madde, yabancı hizmetine asker yazmak veya silahlandırmak ile ilgili 148. madde, askeri zabıtayı itaatsizliğe teşvik suçunu düzenleyen 153. madde ve Türklüğü, Cumhuriyet`i, Türkiye Büyük Millet Meclisi`ni, hükümetin-devletin-adliyenin manevi şahsiyetini, tahkir ve tezyif ile ilgili 159. maddesi kapsamına giren suçları işleyenler, tutuklanmayacaklardır.  Bütün bu durum nazara alınarak, 104. maddede yapılması istenilen değişikliğin değerlendirilmesi ve en az bugün olduğu gibi, (suç, devlet veya hükümet nüfuzunu kıran veya memleketin asayişini bozan fiillerden bulunur veyahut adabı umumiye aleyhine olursa) bendinin uygulanması hallerinde, 7 yıllık tahdidin kaldırılmasının yerinde olacağı düşünülmektedir."       ADALET KOMİSYONU'NUN RAPORU     Sezer, 3801 sayılı Yasa'nın TBMM'de yeniden görüşülmesi sonucunda 18 Kasım 1992 gününde kabul edilen 3842 sayılı Yasa'ya, Cumhurbaşkanı'nın geri gönderme gerekçeleri gözetilerek, 31. maddenin eklendiği ve maddenin bugünkü biçimiyle 1 Aralık 1992 günlü Resmi Gazete`de yayımlanarak yürürlüğe girdiğini belirtti.  Cumhurbaşkanı Sezer, 3842 sayılı Yasa`nın 31. maddesinin getirilmeamacının da TBMM Adalet Komisyonu raporunda, şöyle dile getirdiğini hatırlattı: "Bilindiği gibi ülkemizin Güneydoğu ve kısmen Doğu bölgelerinde, devletimizin hakimiyeti altında bulunan toprakların bir kısmını devletidaresinden ayırmak isteyen terör örgütü amacına ulaşmak için her türlü faaliyeti göstermekte, büyük şehirlerimizin bir kısmında da aynıamaca yönelik muhtelif suçlar işlenmektedir.  Ayrıca, yine büyük şehirlerimizde Türkiye Cumhuriyeti Anayasası`nı cebren tağyir ve tebdil ederek, yerine kendi ideolojik sistemlerini hakim kılmak için birtakım terör örgütleri faaliyette bulunmaktadır. Bu suçlar bakımından görüşülmekte olan kanunla değişik Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu`nun tüm maddelerinin uygulanması, bu suçlarla ilgili mücadeleyi son derece zayıf hale sokacak ve mücadelede başarısızlık, adeta beklenen bir sonuç haline gelecektir.  Bu nedenle kanuna eklenen 31. madde ile tutuklamaya, gözaltında bulundurmaya, sorgulamaya, müdafi yardımından yararlanmaya ilişkin yeni düzenlemelerin Devlet Güvenlik ve Sıkıyönetim Mahkemelerinin görev alanına giren suçlarda uygulanmayacağı, bunlar hakkında bu Kanunun 4, 5, 6, 7, 9, 12, 14, 15, 18, 19, 20, 22, 24 ve 30. maddeleri ile değişiklik yapılmadan önceki Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır."       DEVLET GÜVENLİĞİ         Sezer, incelediği 4719 sayılı Yasa`nın 2. maddesiyle öngörülen değişikliğin ise Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası`nın 3842 sayılı Yasa ile değişik 104. maddesinin Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Yasa kapsamına giren suçlar yönünden de uygulanmasını öngördüğünü ve genel hükümlerle koşutluk sağlanmasını amaçladığını kaydetti.  Cumhurbaşkanı Sezer, şöyle devam etti:  "Ancak, 11 Eylül 2001 günü Amerika Birleşik Devletleri`nde yaşanan terör olayları, bütün dünyayı uluslararası terörizm konusunda yeni tanımlamalar yapmaya ve terörle savaşımda, ortak yeni düzenlemeler geliştirmeye yöneltmiş, bilgi ve teknoloji çağını yaşayandünya düzenine yönelik öncelikli tehdidin terörizm olduğunun kabulünü zorunlu kılmıştır.  3801 sayılı Yasa`nın Anayasa`nın 89. maddesi uyarınca, bir kez daha görüşülmek üzere TBMM`ye geri gönderilmesine ilişkin Cumhurbaşkanlığı`nca ortaya konulan gerekçeler ile 3842 sayılı Yasa`nın 31. maddesinin amacını açıklayan TBMM Adalet Komisyonu raporunda yer verilen gerekçeler, haklılığını ve geçerliliğini korumaktadır. Dolayısıyla 3842 sayılı Yasa`nın 31. maddesinin getiriliş amacının ortadan kalktığından söz etmek olanaklı değildir.  Ayrıca, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası`nın 104. maddesinin, 3842 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten önceki biçimiyle uygulanması, devlet güvenliği ile doğrudan ilgilidir. Uluslararası kurallarda devlet güvenliğine tanınan özel konum, özgürlükçü demokrasilerin bu konudaki duyarlılığını göstermesi yönünden önemlidir. Dolayısıyla bir yandan özgürlükçü demokratik rejimi savunurken, öte yandan devlet güvenliği konusuna duyarlı yaklaşmak bir çelişki olmayacaktır.  Kaldı ki, 1412 sayılı Yasa`nın 104. maddesinin, değişik biçimiyle uygulanması yolsuzlukla savaşımı zayıflatacak niteliktedir.  Bu nedenle, incelenen 4719 sayılı Yasa`nın 2. maddesi ile getirilen değişikliğin, terörizmle savaşım ve devlet güvenliği yönünden olumsuz etkiler, eksiklikler ve yetersizlikler yaratabileceği göz önüne alınarak yeniden değerlendirilmesinde kamu yararı bulunmaktadır."   
    Etiketler:

    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı