Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Sezer-Erdoğan terapi seansı

Benim gibi ‘kafayı çizip’ ya da ‘ruh hastası’ olup terapiye gidenler bilirler, son dönemlerin en moda terapi yöntemi ‘serbest çağrışım’ denilen yeni yöntem.

Bu yöntemde terapist, karşısındaki hastayı konuşulacak ‘konu’ ya da ‘olay’ hakkında yönlendirmiyor.

Hasta, her seansta istediği yerden, istediği şekilde konuşmaya başlıyor ve seans hasta tarafından seçilen bu konu üzerinde geçiyor. Ama bu yöntemin beni en çok sinir eden tarafı, seansın orta yerinde aniden başlayan ‘uzun sessizlikler’di. Anlatacak konunuz, söyleyecek lafınız kalmadığında, siz susunca terapist de susuyor. Ortada uzun, bitmek bilmeyen, sonu gelmeyen bir sessizlik oluyor.

İnsanın içi sıkılıyor tabii doğal olarak. Terapistlerin söylediğine göre de bu uzun sessizlikler sırasında ‘hasta’ kendi içinde bir yolculuğa çıkarak, ruhunun en derinlerindeki, en ortaya çıkmaz sorunlarını bulup çıkartıyormuş.

Bu sebeple de bu uzun ve insanı sinir eden, bakışlarını nereye kaçıracağını şaşırdığı sessizlikler, çok ama çok önemliymiş. Şimdi bayram değil seyran değil, nereden aklına geldi bu terapi seansları dediğinizden eminim! Ama bana göre hem bayram, hem de seyran vallahi!

* * *

Geçen hafta gazetelerde bir haber vardı. Bu habere göre, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’le Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, geçen hafta yaptıkları iki saat süren görüşme sırasında 30 dakika karşılıklı susup oturmuşlar. Hiç konuşmadan, serbest çağrışımla yapılan terapi seansı gibi!

Ben bu haberi okuduktan sonra hemen aklıma serbest çağrışımla yapılan terapi seansları geldi ve meraktan öldüm ben, bittim. İşte o an benim bittiğim andı. İflah olmaz merak duyguma belki de beş milyonuncu kez yenik düştüm!

Mesela, bu uzun sessizlik boyunca Erdoğan ile Sezer odanın içinde bakışlarını nereye çevirdiler? Birbirlerinin gözlerine baktılar mı? Ya da mesela Erdoğan nereye bakacağını bilemeyerek tırnakları ile mi oynadı?

Sezer, Çankaya Köşkü’nün camlarından, dışarıdaki ağaçların dallarını mı saydı? Ve önce kim konuştu ve ne dedi? Kimin için hangi mevzu çok önemliydi?

Yazının bundan sonrası eğlenceli bir fantezi!

* * *

n Sezer, ‘Ne olacak bu gelin kaynanaların durumu?’ demiş olabilir mi?

n Erdoğan ‘Efendim’ diye Günay Hanım gibi söze girerek, ‘Ben Günay Hanım’ın oğlu Sabri’yi tutuyorum, bu yarışma sonuçlanmadan RTÜK bu yarışmaları yasaklamasın, sadece aba altından sopa göstersin, yoksa bize ‘sansürcü’ hükümet derler... Hem Emine de yarışmanın sonucunu çok merak ediyor’ demiş olabilir mi?

n Erdoğan cebinden Bakanlar Kurulu’nda oynadıkları ‘İsim, şehir, hayvan, bitki’ oyununun kağıtlarını çıkartıp, ‘kızıl tilki’nin adının Türkiye’nin üniter yapısını bozucu nitelikte kasıtlı olarak konulduğu ‘gerçeğini’, bu oyundan sonra fark ettiğini söyleyerek ‘Biz kızıl tilki adını değiştireceğiz’ demiş olabilir mi?

n Sezer, ‘Sayın Erdoğan ne olacak bu sahte rakı meselesi? Bir kadeh içip rahatlayamayacak mıyız, gönül rahatlığıyla’ demiş midir?

n Erdoğan, Emine Hanım’ın Gülben Ergen’in yeni saç rengini hiç beğenmediğini söylemiş midir?

n Kurtlar Vadisi’nde Rauf Denktaş’ın oyunculuğu üzerine yorum yapmış olabilirler mi?

n Rauf Denktaş’tan sonra televizyon dünyasında dizilere ve oyunculuğa adım atacak politikacının kim olacağına dair iddiaya girmişler midir?

n Ne olacak Eurovision’da Gülseren’in hali demişler midir?

Hangisidir ilk konu acaba?

Ya da başka neler olabilir ki?

Biliyorum fazla merak kediyi öldürür!!!!
X