"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Şeytanla mukavelenin optimal noktası

<B>‘CEHENNEMİN üzüntüsü’ </B>kavramını ilk defa geçen hafta okuduğum bir kitapta gördüm.

Jeffrey Burton Russel'ın ‘‘Lucifer’’ adlı kitabında bu kavramın yer aldığı küçücük bir bölüm, beni derin bilinçaltımda bir seyahate çıkardı.

* * *

‘‘Lucifer...’’

Bu kelime şeytanı anlatır, ama nedense benim hoşuma gider.

İçimdeki görünmez kafeste, gönül kafesimde hadise çıkarmadan, sessiz bir şekilde oturan o küçük şeytan aklıma gelir.

Kafes, onun hudududur.

Beni tatlı fırlamalıklara, hoş muzipliklere ve ters bakışlara tahrik eden o küçük Lucifer, kafesinin parmaklıkları dışına hiç çıkamaz.

Çünkü o parmaklıkların dışında kötülükler başlar...

İçimdeki Lucifer'le aramdaki mukavelede hudut ihlali yoktur.

Benim küçük şeytanım, ne bu parmaklıkların arasından dışarı çıkacak kadar küçük, ne de kafesini kıracak kadar büyüktür.

Ne masum bir bebek, ne de serpilmiş, ergin bir iblistir.

İçimdeki ‘‘Lucifer’’ benim küçük şeytanımdır.

Masum yanımın fırlama ikizi, muzip provokatörüdür.

Ben ve gönül kafesimdeki ‘‘Lucifer’’, biz Siyamlı ikizleriz.

Ne o bensiz, ne de ben onsuz yapabiliriz.

Ama ben bugün, irikıyım ‘‘Lucifer’’den, kuyruklu iblisten söz etmek istiyorum.

Yani kafesin dışında, ‘‘cehennemin üzüntüsü’’nden geçen o kara şeytandan.

Kitaptan öğrendiğime göre, Hazreti İsa, cehennemin üzüntüsünde, üç ayrı baskın yapmış.

Biri ölüme, öteki cehnenneme ve üçüncüsü de şeytana.

* * *

Bu baskın sırasında Hazreti İsa ile iblis arasında müthiş bir savaş olmuş.

Ve Hazreti İsa, cehennemdeki adil insanları kurtarıp cennete götürmüş.

Bu bölümü okurken kendi kendime düşündüm.

Dünyada bundan daha güzel bir gerilla savaşı olabilir mi?

‘‘Lucifer’’in iblis mevzilerine baskın yapmak, cehennemin kapılarını kırıp, haksız bir kararla oraya konmuş adil insanları kurtararak hak ettikleri yere götürmek.

Yani cennete...

Sicili beyaz, adil ve masum insanların vaat edilmiş ülkesine...

* * *

Kafesinden kaçmış iblisi sonsuza kadar zindanlara tıkmak...

Ne kadar güzel bir ideal.

Kulağa ne hoş gelen bir ülkü...

Hazreti İsa, iblisle yedi defa karşı karşıya gelmiş.

İlkinde onu ebedi karanlığa atmış.

Ama dikkat, sakın ola iblis hapiste diye kendinizi bırakmayın.

Çünkü, iblis hapisteymiş, ama Tanrı'nın izniyle ruhları yok edip, mahvetmeye çalışarak dünyada dolaşma özgürlüğüne sahipmiş.

Yine kitaptan öğrendiğime göre, ‘‘Lucifer’’in elindeki en etkili silahı, ‘‘ayartmaymış’’.

Yani ruh dediğimiz insan zırhının en zayıf bölgesi...

O ok bir gün aniden zırhınızı delip geçebilir.

Hazreti İsa mücadelesini böyle yaptı.

Ya biz?

Ya o içimizdeki küçük iblis?

Onu ne yapacağız?

* * *

Bizi ayartmasına nasıl mani olacağız?

Gönül kafesimizin parmaklıklarını çok sağlam tutacağız.

İçindeki Lucifer'i fazla semirtmeyeceğiz.

Onu ne öldürecek kadar az, ne de semirecek kadar fazla besleyeceğiz.

Boynundaki ip, ‘‘masum ayartmalar bahçesinde’’ dolaşabileceği uzunlukta olacak.

Bizi ayartacak, kışkırtacak, dolduruşa getirecek, tufaya getirecek.

Ama hep uyanık olacağız.

O evcil iblisin bir gün vahşetin çağrısına uyarak, ani bir baskınla bizi cennetten kaçırıp cehenneme götürmesine izin vermemek için hep uyanık olacağız.

* * *

Şeytanla mukavelenin optimal noktası budur.

Ne bir santim gerisi, ne bir santim ötesi...

Çünkü bir santim gerisinde kuru, kupkuru, renksiz bir hayat, bir santim ötesinde ise kötülükler ve cehennem var.

Ve bütün bunlardan çıkarılacak ‘‘Lucifer dersi’’:

Bir santim öncesinde şeytana uy, bir santim ötesinde uyma.
X