İsteyene kamp ateşi, isteyene butik otel

Bir seyahat yazarı olarak en çok karşılaştığım soru tatilde ne yaptığım. Yılın başından beri ‘Ayrıcalıklı Rotalar’ isimli TV programım dolayısıyla dünya kazan ben kepçe dolaşıyordum. Sezon finalinin ardından kendimi tatil için Datça Yarımadası’nın sahillerine attım. Hem karadan hem denizden tekneyle o bölgeye gidecekler için harika keşiflerim oldu.

Haberin Devamı

Kendimi o kadar yorgun hissediyordum ki gezip görmek, keşfetmek yerine sadece durup dinlenebileceğim bir tatil kurguladım. Bu isteğime uygun olacağını düşündüğüm için de soluğu Datça Yarımadası’nda aldım. Her ne kadar Datça’yı gezmesem de etrafındaki koylarda çok güzel zaman geçirdim ve tam da istediğim gibi bir tatil yaptım.  Bana göre Türkiye’nin en iyi beş otelinden biri olan ve müthiş bir koyda bulunan D Maris tatil için ilk başlangıç noktam oldu.

İsteyene kamp ateşi, isteyene butik otel

Otelin ‘La Guerite’, ‘Zuma’, ‘Nusr’et’ ve ‘Rüya’ dışında yeni bir restoranı daha var: Simi’deki ünlü balıkçı Manos. Türk müşteriler sayesinde büyük bir üne kavuşan Manos’un otelin plajlarından birinde yer alan mekânı çok havalı olmuş. Simi’deki restoranı bunun yanında salaş meyhane kıvamında kalıyor. D Maris’ten sonra rotamı Orhaniye koyuna çevirdim. Amacım bir şefin ayak izlerini takip etmekti. Size 2014’te, o dönemde Amerika’dan yeni gelen, çok yetenekli bir şefi yazmıştım. New York’tan Tokyo’ya, dünyanın pek çok ülkesinde Stone Bars, Gramercy Tavern, Daniel NYC, French Laundry, Noma ve Narisawa gibi Michelin yıldızlı restoranlarda çalışmış olan Melih Demirel müthiş biri. Sıradışı yemekleri ve sunumları ile hem ezber bozuyor hem de kafalarda yarattığı “Bu yetenek bende niye yok” sorusuyla sinirleri bozuyor. Nişantaşı’ndaki İstanbul Frankie’nin yazlık mekânı olan Port Frankie (0549 231 60 02), Martı Hemithea’nın da içinde olduğu marinada açılmış.

İstediğiniz koydan alıyorlar

Melih hünerini burada gösteriyor. Port Frankie’nin yavaş yaşam felsefesi ile gastronomik deneyimler yaşatırken yerel ürünleri bir taraftan geleneklere sadık, diğer yandan yenilikçi tarifler ile harmanlayarak pişiriyor. Balıklar ve deniz ürünleri günlük olarak Hisarönü Körfezi’nden çıkıyor, domatesleri Karacasöğüt’ten, yoğurdu, sütü, peyniri, zeytini civar köylerden alıyorlar. Port Frankie rıhtımına konumlanan La Plage’da akşamüstü güzel ve hareketli müzikler çalıyor. Güvenç Dağüstün ve Burçin Büke’ye bayıldım. Hediye Güven ve Ada Sanlıman gibi isimler yaz boyunca Port Frankie sahnesinde olacak.

İsteyene kamp ateşi, isteyene butik otel


İsmini Yunan mitolojisinde insanların ömrünü uzattığı söylenen şifa tanrıçası Hemithea’dan alan, 30 odalı butik bir otel Martı Hemithea (0252 487 10 63). Doğanın tam orta yerinde, çam ağaçlarının arasındaki konforlu bu tesiste kuş sesleriyle uyuyorsunuz, mavinin yeşille muhteşem uyumu da cabası. Özellikle dubleks odalarına bayıldım. Olağanüstü bir günbatımını seyretmek için gittiğim Baraka (0252 487 10 74) ise nostaljik dokusu ve uygun fiyatlarıyla gençlere hitap eden bir yer olmuş. Gece kamp ateşi yakılıyor, müzik eşliğinde keyifli sohbetler yapılıyor.

Karaköy’ün yeni gözdesi Duble Meze

Yeme-içme dünyasının duayeni Celal Çapa’nın oğlu Emre Çapa, Pera’da 2013 yılında açmıştı Duble Meze’yi… Ferah Feza’nın eski yerine açılan şubesinde (0549 822 30 11) modern yorumlanmış mezelere 80 ve 90’lara ait Türkçe şarkılar eşlik ediyor. Mönü; Anadolu, Ortadoğu ve Balkan mutfaklarından esinlenilen ama modernize edilmiş 40 mezeden oluşuyor. Mekânda kalite ve fiyat dengesi oldukça başarılı. 10 kişi ve üzeri gruplara fiks mönü uygulaması var. Saatler ilerledikçe mekân bir restorandan daha çok bir gece kulübüne dönüşüyor. Karaköy şubesinin Galata Kulesi ve Tarihi Yarımada manzarası Pera şubesinin dillere destan Haliç manzarası ile yarışıyor.

İsteyene kamp ateşi, isteyene butik otel
İsteyene kamp ateşi, isteyene butik otel


Beklenmedik bir vaha

Maslak’ta sanayi sitesinin içinde, tamircilerin arasında beklenmedik bir restoran olarak karşınıza çıkıyor Markus (0212 286 44 04). Aynı üniversiteden mezun olan iki gastronomi meraklısı arkadaş anlatacak hikâyeleri olan objelerle etrafı sarılmış, Blues ve Led Zeppelin çalabilecekleri ve tek bir ürünün en güzel haliyle sunulabileceği bir yer hayal etmişler. Kaburga sevenler ete ve yanında gelenlere bayılacaksınız, mekâna gelen kitlenin kalitesine de şaşıracaksınız. Humus ve limonlu tatlı da müthiş. Tat duyusunun yanı sıra göz ve ruha da hitap etmeyi hedefleyen Markus Prime Ribs Society, tasarım, sanat ve birçok farklı disiplinin deneyimlenmesine alan sağlıyor.

Haberin Devamı

Lizbon’da fado mu yemek mi?

Fado; 19. yüzyıl başlarında Portekizli kadınların aylarca bekledikleri denizci eşlerine duydukları özlem, acı ve mutluluklarını anlattıkları hüzünlü bir müzik türü. Dinleyince sözlerini anlamasanız da bir hüzün kaplıyor içinizi. Aynı bizim arabesk müzik gibi. Ama hüzün değil şehirde yemek arıyorum derseniz işte size birbirinden özel yerler: Yemek için O Magano, Park Bar, Tentacoes de Goa, Sea Me, Cevicheria, Ramiro’s, Clube Náutico de Belém, Furnas de Guincho’da muhteşem lezzetler tadabilir, Lizbon tarzı dondurmanızı Nanarella, Gelato Daverro veya Santini’de yedikten sonra Nicolo e Bettina ya da Fábrica’da kahvenizi yudumlayabilirsiniz.

Yazarın Tüm Yazıları