GeriSaffet Emre TONGUÇ Anadolu kapısının kilidi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Anadolu kapısının kilidi

Anadolu kapısının kilidi

Afyon, Uşak ve Kütahya tarihin kültürle harmanlandığı şehirler; her üçü de Kurtuluş Savaşı’nın büyük bir kısmının geçtiği bir coğrafyada yer alıyor. Bu topraklardaki en önemli destanlardan birinin yaşandığı bölge dünyanın dört bir yanından gelen misafirleri ağırlıyor. Bu yazıda sizi askeri tarihçi ve profesyonel bir rehber olan Serhan Güngör’le birlikte adım adım gezdireceğiz. O Büyük Taarruz coğrafyasını anlatacak, ben de tarih boyunca Anadolu’nun kapılarının anahtarı olmuş Afyonkarahisar ve Uşak’tan bahsedeceğim.

‘Kurtuluş’un anıtları

Büyük Taarruz coğrafyasını tanımak isteyenlerin muhakkak Afyon (Şuhut, merkez, İscehisar, Sincanlı, Sinanpaşa) ve Uşak’a gitmesi gerekiyor.

Muharebelerin geçtiği alan, 1981’de Milli Park ilan edildi.

Zafertepe Çalköy’de Dumlupınar Meydan Muharebesi’nin sevk ve idare edildiği 1181 rakımlı tepedeki anıtın yapımına 1964’te başlanıp 1968’de ziyarete açıldı. Burası aynı zamanda 30 Ağustos törenlerinin düzenlendiği yer. Çatılmış silahların uzaktan görünüşü ve alev alev meşale hissini uyandıran Zafer Anıtı, Kurtuluş Savaşı’nı sembolize ediyor. Mustafa Kemal’in ‘’Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz, ileri” emrini verdiği karargâhın yeri aynı zamanda.

Anadolu kapısının kilidi



Taarruz emri bugünkü Afyon Zafer Müzesi’nde verildi. 1915-1920 arasında Saitoğlu Mehmet Sait Efendi tarafından Afyonkarahisar’ın merkezinde yaptırılan iki katlı yapı, Büyük Taarruz’dan önce Yunan General Trikupis’in Kolordu Karargâhı’ydı. 28 Ağustos’ta Başkomutanlık Karargâhı oldu.

Cumhuriyet Meydanı’nda Afyon’un simgesi olan Afyonkarahisar Zafer Anıtı görkemli bir bronz eser, devrin önemli heykeltıraşlarından Avusturyalı Krippel tarafından 1934 -1936 arasında yapıldı. Afyonluların yaptırdığı heykel, kentin Yunan saldırısından kurtarılışını sembolize ediyor.

Sincanlı’nın Yıldırım Kemal Köyü’nde bulunan ve artık kullanılmayan tren istasyonu, Türk Süvari Kolordusu’nun düşman gerisine sızarak telgraf ve ikmal hatlarını kesme harekâtında çok önemli bir noktaydı.

Başkomutanlık Karargâhı, 2 Eylül 1922’de Dumlupınar’dan bugün Uşak Atatürk ve Etnografya Müzesi olarak kullanılan eve nakledildi. Mustafa Kemal, 3 Eylül’de, esir edilen Yunan Generaller Trikupis ve Digenis’i bu evde kabul etti. Trikupis o gün, Yunan Küçük Asya Ordusu Başkomutanlığı’na atanmıştı. İsmet İnönü’nün anılarında bu görüşme askeri ve teknik detaylarıyla verilirken o anın başka bir tanığı olan Halide Edip Adıvar, muzaffer ile mağlup komutanlar arasında bu mekânda geçen konuşmayı bir roman tadında aktarır. 1890 yılında Kaftancızade ailesinin konağı olarak yapılan bu evde Yunan işgali sırasında Kral Konstantin de kalmıştı. 1978’de Atatürk ve Etnografya Müzesi’ne dönüştürülen binada etnografik objelerin yanı sıra Kurtuluş Savaşı’nda kullanılmış silahlar, Atatürk’ün çalışma, yatak ve toplantı odaları özgün eşya ve mekân düzenlemeleriyle sunuluyor.

Anadolu kapısının kilidi



Anadolu’nun kilidi Afyon

Türkiye’deki yedi coğrafi bölgenin üçüne yayılmış olmakla gurur duyuyor Afyonlular. Bunu da “Biz Anadolu’nun kilidiyiz” sözleri ile ifade ediyorlar. En büyük dayanakları da Anadolu’yu ele geçirmek için yapılan büyük savaşlara şehirlerinin sahne olması. İşte bu kavşakta kenti ve coğrafyanın önemini anlamak için mutlaka uğramanız gereken adresler:

Kalesi: Çevreyi bütünüyle kontrol eden ve zapt edilmesi imkânsıza yakın bir noktada yapılmış. MÖ 1350’li yıllarda sefere çıkan askerlerin kış aylarını geçirebilmeleri için Hititler tarafından inşa edilmiş. O zamandan itibaren de buraya yerleşen tüm kavimlere, Frigler, Persler, Romalılar ve Bizanslılara hizmet etmiş. Kaleye ‘Karahisar’ ismini Malazgirt Savaşı’ndan sonra şehre yerleşen Selçuklular vermiş.

Anadolu kapısının kilidi



Ulu Cami: Artukoğullarının Anadolu ile tanıştırdığı bu mimari üsluba İslam coğrafyasının çeşitli yerlerinde de rastlamak mümkün. Afyon Ulu Camii ise kalem işleri ve ahşap oymacılığı ile tipik bir Selçuklu ahşap camii.

Evleri: Bu evlerin olduğu çoğu mahalle sit alanı olarak tanımlanmış. Genellikle iki ya da üç katlı evlerin giriş katında da avlu veya halkın ifadesiyle taşlık bulunuyor. Zeminin üzerinde bir sofaya açılan odalardan oluşan ve ailenin yaşam alanı olan katlar ahşap oymalar, kalemkâri ile süslenip çiçek ve geometrik desenlerle bezenmiş.

Anadolu kapısının kilidi



Kaplıcaları: Afyon’da sağlık için yararlı olduğu tescillenmiş birçok kaplıca var. İçmeleriyle mide, bağırsak ve karaciğer rahatsızlıklarına, banyo uygulamaları ile de romatizma ve deri hastalıklarına iyi geldiği belirtilen Gazlıgöl Kaplıcası şehirden 20 km. uzakta bulunuyor. Sandıklı Belediyesi’nin işlettiği içme ve banyoların dışında çamur banyosu da yapabileceğiniz, içinde Bizans döneminden kalma tarihi hamamın bulunduğu Hüdai Kaplıcası şehirde sağlık turizmine hizmet eden tesislerden sadece ikisi.

Mutfağı: Coğrafi olarak üç bölgede de topraklarının bulunması, değişik iklimlerden etkilenmesi ve farklı etnik kökenler ile kültürleri harmanlaması Afyon mutfağı açısından büyük bir zenginlik olmuş. Aralarında ramazan kebabı, haşhaşlı bulgur, patlıcan böreği, ağzı açık böreği, mercimekli bükme ve ekşili bamya gibi çeşitlerin bulunduğu yöresel yemekleri mutlaka deneyin. Yemeğinizi manda kaymağıyla süslenmiş ekmek kadayıfı ile taçlandırmayı da unutmayın.

Âşıklar diyarı Uşak

Adı ‘âşıklar diyarı’ anlamına gelen ‘Uşşak’ MÖ 4. yüzyıla dayanan bir tarihe sahip. Komşusu Afyon’da Friglerin hüküm sürdüğü dönemlerde Uşak Lidyalıların egemenliğindeymiş. Daha sonra Persler tarafından yönetilen şehir Büyük İskender’in de dikkatinden kaçmamış. Anadolu’yu Ortadoğu’ya bağlayan ‘Kral Yolu’ üzerinde yer alan Uşak’ın tarihindeki sayfalara Romalılar ve Bizanslılardan sonra 1076’da Türkler girmiş.

Karun Hazineleri: Kresus ya da herkesin tanıdığı isimle Karun MÖ 500’lü yılların ortalarında Lidya Krallığı’nı yönetmiş. Türkçede ve Batı dillerinde kullanılan “Karun kadar zengin” lafını kendisine borçluyuz. Güre’de bulunan mezarındaki hazineler 1960’larda yurtdışına kaçırılmış. Uzun bir hukuk mücadelesinden sonra 1993’te geri alınan hazineler Uşak Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor. Paha biçilemeyen parçaların içinde en tanınanı ise Kanatlı Denizatı Broşu.

Anadolu kapısının kilidi



Cılandıras Köprüsü: Yaklaşık 2500 yıl önce Lidyalılar, Kral Yolu üzerindeki Banaz Çayı’nın üzerine yaptırmışlar. 24 metre uzunluğundaki köprü taşların birbirine kenetlenmesi ile inşa edilmiş.

Göğem Köyü Anıtı: Uşak’ın 10 kilometre doğusundaki bu köy, 2 Eylül 1922’de tarihi bir olaya tanık olmuş. Yunan 1. Kolordu Komutanı General Trikupis ve 2. Kolordu Komutanı General Digenis de dahil olmak üzere 491 subay ve 4985 er burada teslim olmuş.

Evleri: Osmanlı sivil mimarisini en güzel şekilde yansıtan bu örneklerin sayıları ne yazık ki günümüzde oldukça azalmış. Görmek isterseniz Aybey ve Karaağaç mahallelerine gidebilirsiniz.

Anadolu kapısının kilidi



Mutfağı: Keşkek tadına bakmadan şehirden ayrılmamanız gereken bir yemek. Ciğerli bulgur ve arapaşı da listenizde bulunsun. Kapanış için höşmerim ve tahin helvası tatlı seçeneklerinden sadece ikisi.

Halıları: Berlin’deki Bergama Müzesi başta olmak üzere dünyanın farklı müzelerinde Türk el sanatlarının bir gurur kaynağı olarak sergileniyor. 16. yüzyılda halıcılıkta adeta bir devrim olarak görülen ve pastel renkleriyle ön plana çıkan Uşak halıları dışında Eşme kilimleri ve Uşak battaniyeleri şehrin özel ürünleri arasında bulunuyor.

Anadolu kapısının kilidi

Uşak’a kadar gitmişken il merkezine 30 km uzaklıkta olan Ulubey ilçesindeki cam terastan dünyanın en etkileyici kanyonlarından biri olarak gösterilen Ulubey Kanyonu’nu izlemeden dönmeyin.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle