GeriBahar GÜNDOĞDU Yüreğim seni çok sevdi Mardin...
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yüreğim seni çok sevdi Mardin...

Yüreğim seni çok sevdi Mardin...

Gündüzü ayrı güzel, gecesi ayrı… Burası taş diyarlar şehri: Mardin. Dünyada iki şehir tamamı sit alanı olarak ilan edilmiş. Biri Venedik diğeri Mardin… Şehir UNESCO koruması altında. Mimari güzelliği, tarihi ve aşık eden görselliğiyle Mardin’i gezmenin şimdi tam zamanı… İşte size Mardin gezi rehberi…

Mardin bir zamanlar İpek yolu üzerindeymiş. Kürtler, Hristiyan, Süryaniler, Sünni Araplar, Türkler, Ezidiler ve Ermeniler bir arada faklı dinlerin mozaiğinde kardeşçe yaşıyorlar. İki tane de Yahudi aile olduğu söyleniyor. Öğleden sonra vardığımız eski Mardin'de önce  Kasımiye Medresesinin masalımsı görüntüsüne ek ana rahminden doğuma, yaşama ve yaşlılıktan ölüme giden, suyla anlatılan hikayelerini dinliyoruz.

Yüreğim seni çok sevdi Mardin...


Kafesli pencerelerinden buğulu Mezopotamya uçsuz bucaksız. Artukluların başladığı Akkoyunlu sultanı Kasım İbn Cihangir döneminde bitirilen medrese taş işçiliğinin nefes kesen bir örneği.  Kırklar kilisesinin bahçesinde oyun oynayan Edi ve Mariana'yla tanışıyoruz. Süryanice konuşup bisiklete biniyorlardı. Kilisenin içinde fotoğraf çekmek yasak. Daracık sokaklardan tırmanıyoruz. Zinciriye Medresesi  Mardin tepelerinde kaleye  yakın. Kaleye çıkış yasak, tel örgülerle kapalı.

Yüreğim seni çok sevdi Mardin...


Kasımiye medresesinde çıkamadığımız kubbelere burada çıkabiliyoruz. Gün batımına karşı Mardin'i seyretmek doyumsuz oluyor. Buradan gün batarken, Ulu caminin ve şehrin ışıklarının yanmasıyla deniz kenarındaki bir masal diyarına dönüşmesini görmeniz lazım. Uzakta Suriye'nin ışıklarını izlemek, aradaki köylerin ışıklarının gemi ışıklarına dönüşüvermesini  görmek enfes.

Biz eski Mardin'de bir evde kalıyoruz. Mardinli gibi yaşayacağız birkaç gün. Damda uyuma hevesiyle geldik ama hava biraz serince. Odamdan bir tarafta eski Mardin'i, Ulu caminin minaresini diğer tarafta Mezopotamya'yı görüyorum. 28 yaşındaki arkadaşım Önder'in annesi benden üç yaş büyük sadece. Hiç okula gitmemiş ama okusaydı ne olurdu acaba dedirten, ilerleyen günlerde bize içli köfteler, mantılar yapan bu kadını unutmam mümkün değil.

Yüreğim seni çok sevdi Mardin...


Ertesi gün erkenden kalkıp  Hasankeyf'e gidiyoruz. Baraj çalışmalarından dolayı çok az su kalmış Dicle'de. Köprünün suda kalan ayaklarının üstünü kaplamışlar. Zeynel Bey Türbesi yeni şehrin o tarafa taşınmış. Şantiye alanına girmek yasak. Uzaktan görebiliyoruz sadece. Hasankeyf'te tepelere tırmanıyoruz. 1 lira verip Kasır Rabi'den en iyi manzarayı görebiliyoruz. Bir de mağara var içinde. Hasankeyf'in bir yanı başından da okuduğum gibi dinamitlerle patlatılmış. Zaten buraya biran önce gelme isteğim yok olmadan görme isteğimdendi. Yüzyıllara dayanıp günümüze kadar gelebilmiş eserleri baraj suları altında bırakmak, o eserlerin üstünü betonla kaplamak, dinamitlerle patlatıp yıkmak bizim nesile nasip oldu.

Yüreğim seni çok sevdi Mardin...


Tarih bizi böyle hatırlayacak. Hızlıca Mor (aziz) Gabriel Manastırına doğru yola koyuluyoruz. Yolumuz Midyat’tan geçiyor. Küçük bir Mardin burası… Şehrin içindeki kazılardan daracık arka sokaklarda araçlarla kilit oluyoruz. Mor Gabriel tüm manastırlar gibi şehrin oldukça uzağında. Giriş 5 lira öğrenci 3… Bir rehber içerideki insanlar çıktıktan sonra gelen diğer insanlarla birlikte sizden bir grup yapıp anlatarak sizi gezdiriyor. Bence çok faydalı…

14 rahibe, çalışanlar, bölge okullarda okuyan öğrenciler ve rahiplerle birlikte 60 kişi yaşıyor. Biz gezerken odalarından çıkmıyorlar. Bir rahip içeri girerken fotoğraf çekme isteğimi kibarca reddediyor. Saygı duyuyorum. Uçsuz bucaksız kurak toprakların ortasında muhteşem bir mimari ve akıl almaz bir yaşam stili. Burada ilk defa azizlerin öldüklerinde bir taş sandalyeye yüzleri doğuya dönük şekilde oturtularak, İsa'nın yeniden geleceğini ve bunun doğudan olacağına inanarak, o geldiğinde hazır olmak için bu şekilde gömüldüklerini öğreniyorum. Sadece Mor Gabriel'in mezarı yerde. O herkesin ayaklarının altına gömülmek istemiş. Mardin beni çok şaşırtıyor. Sanat atölyesi sokaklar, kafeler, masalcı dedeler, sokak şarkıcıları...

Yüreğim seni çok sevdi Mardin...


Mardin'in daracık sokakları festival alanı gibi, ışıl ışıl her yer. Eski Mardin'de kazıklanmanız an meselesi. Girdiğimiz Sinek barda yarım saat oturmanın ve iki küçük biranın bedeli 80 lira. Fiyat sormadan bir yere oturmayın. Bunların yanında her geceye özel performanslarıyla Leylan cafe ve özel sinema salonuyla Pause cafe yıldızımız oluyor.  Saat 6’dan sonra acıkmayın, cadde üstündeki restoranlar kapanıyor ama kafelerde yemek oluyor ya da yeni şehirde her şey var. Oraya da araçla gitmelisiniz. Sokaklar daracık olduğu için araç giremiyor, kadrolu eşeklerle temizliyorlar. Kapıların tokmaklarına dikkat edin.  Ben horozlu olanını çok sevdim ve uzun pazarlıklar sonucunda alabildim ama uçağın kabinine almıyorlar. 

Yüreğim seni çok sevdi Mardin...


Turist olduğumuz belli olduğu için her şey bize çok pahalı ama isyan edince hemen doğunun misafirperver insanı olup bize yardımcı oluyorlar. Badem şekerleri efsane… Gümüşçülerini mutlaka gezin. Dara Antik Kent saat 9.30’da açılıyor. Giriş ücretsiz.  Öncesinde köyde  Zindan denilen bir yere gidiyoruz. Küçük sarışın kızlar karşılıyor. Handan bize şiir okuyor. "Sıkı durun söylüyom, sizi çok seviyom"la bitirdikten sonra bize evin altında bir kapı açıyor.

Ben yine bir mağara beklerken yerin kaç kat altına girdiğimizi bilmediğim İndiana Jones filmlerinden birinin içinde buluveriyorum kendimi. "Dikkatli yürüyün, düşmeyin" diyen küçük kız çocuğu bu merdivenleri koşarak iniyor.  Eskiden su sarnıcıymış. Üstündeki evde dedesi yaşıyor. Büyük büyük dedesinin tavuğu kaçınca kazıp bulduklarını anlatıyor. Afrikalı çocuklarım gibi kolumdaki incik boncuk ilgi odakları. Simsiyah çocuklarıma sarılıyordum bir sene önce şimdi sapsarı çocuklarım. Dara Antik Şehir bir mezarlık, ölüler şehri bir diğer adı. Savaşta ölen Sasanileri buraya koymuşlar tekrar dirilecekleri inancıyla. İskeletleri görebiliyorsunuz. Burada İstanbul'dan gelen fotoğraf kulübünden Recep hocam ve arkadaşlarla karşılaşıyorum.

Yüreğim seni çok sevdi Mardin...


Mardin bu mevsim, özellikle hafta sonları fotoğraf kulüplerinin istilasında… O gün onlara katılıp Deyrulzafaran Manastırını ve şehri tekrar geziyorum. Deyrulzafaran Mor Gabriel'in küçüğü. Giriş 6 lira. Mardin meydanındaki müze şuaralar ücretsiz. Mutlaka görmelisiniz.  Kaburga dolması bulmak pek kolay değil ama Recep hocaların kalabalık grubunun avantajıyla yemeyi başarıyorum. Yeni şehir Al Sahan'da harika sunumuyla diğer Mardin lezzetlerini de tatma fırsatı bulduk. Sık sık kesilen elektriklerden saçımı bir Mardin evinin damında, Mezopotamya’ya karşı güneşte kuruttuğum, farklı kültürleri tanıdığım, daracık sokaklarında durmadan tırmandığım, tarih kitaplarımın içinde bir doğu masalı yaşadığım Mardin'i  ve evinde kaldığım bu harika insanları asla unutmam mümkün olmayacak. Hoşçakal Mardin, yüreğim seni çok sevdi...

Yüreğim seni çok sevdi Mardin...


Bir öneri: Biz Mardin'i araç kiralayarak gezdik. İkinci  alternatif meydandaki THYnin bilet satış ofisindeki turu kullanmak. Uzak mesafelere sabah 8 akşam 8, öğle yemeği ve tüm giriş ücretleri dahil 80 TL’ye gezebilirsiniz.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle