Geri Ayhan SİCİMOĞLU Zeytinyağı cennetinde, lezzet peşinde
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Zeytinyağı cennetinde, lezzet peşinde

Zeytinyağı cennetinde, lezzet peşinde

Aldım kameramanlarımı, gittim Akhisar’a. Burası 12 milyon zeytin ağacının bulunduğu zeytinyağı cenneti. Yağı güzel, yemekleri güzel. Hele bir kelle paça çorbası tattım ki böylesi çorbayı daha önce ne gördüm ne tattım. Hayatımın en iyilerindendi. Zeytinyağı da nefis ama dünya bilmiyor. Burada da iş bana düştü. Hastasıyım...

Hüseyin Alhatoğlu’nun dedeleri ta Osmanlı zamanı Konya Karaman’dan gelip, Akhisar’a  yerleşip, tütün yetiştirmeye başlamışlar. Zamanla büyük arazi sahibi olmuşlar. Gel zaman git zaman, tütün işi bu toprakları terk etmeye başlamış. Tarlalar boşalmış. Baba Alhat sık sık İstanbul’a iş sehayatlerine gidiyor. Her seyahatte Yalova’da vapur beklerken nefis zeytinyağlı yemekler ve birbirinden lezzetli nefis zeytinler tadıyor. Bu toprakların insanı zeytin sever ve her gün zeytini kahvaltı sofrasından eksik etmez. Yalova’da zeytin işini bir gayrimüslüm levanten yapıyor. Baba adamı görmeye gider, “Bir kamyon fide versen de topraklarımıza eksek” der. Levanten işine aşık ve fideleri çocukları gibi. “Olmaz siz oralarda fideleri öldürürsünüz, bizim buranın fideleri sizin topraklarınızı sevmez” der. Baba yalvar yakar ama Levanten Nuh diyor da peygamber demiyor.

Zeytinyağı cennetinde, lezzet peşinde
1600 yaşında olduğu iddia edilen zeytin ağacı, bu toprakların tütün ekimine dönmeden seneler evvel zeytin ve zeytinyağı ülkesi olduğunun kanıtıdır.

İstanbul dönüşü gene uğruyor, zeytinlerinden bir teneke evine alıyor, afiyetle aile her sabah yiyorlar, kafayı takmıştır bir kere. Gel zaman git zaman, her İstanbul seferinde adama uğramaya başlıyor. Gemlik’li de babanın bu kararlı tavrı ve vazgeçmediği ısrar nedeni babaya karşı bir sempati uyanmaya başlamış olmalı ki, nihayet: “Hadi yolla bakalım kamyonetini, bir kamyonet fide vereyim tutturabilirsen devam ederiz” der. Tutmak ne demek, fidanlar yeni topraklarını çok seviyorlar ve fışkırıyorlar adeta. İşte böyle başlar Akhisar’ın zeytin hikayesi. Şimdilerde Mustafa ve Alper Alhat Kardeşler yörenin en büyük üreticileri ve artık kaliteli sızma zeytinyağı imalatında da söz sahibi olmak istiyorlar. 

Akhisar’a 'Dünya Zeytin Günleri'  nedeni ile tasarlanan festival için davet edildim. Kameramanlarını da yanıma aldım. Son derece samimi bir ortamda geçti festival. İzmir havaalanından 80 km kuzeye doğru Akhisar. Yapı olarak maalesef çok göz alıcı olmamakla beraber insanları sıcakkanlı ve kucaklayıcı. Eski Roma şehri tamamen yeni yapılar altında kalmış. Sabah erken kalkım. Zeytinyağı müzesinde bana özel bir kahvaltı hazırlanmış. Lafı kim icat etti bilmiyorum ama 'Serpme Kahvaltı' bu mu acaba. Benim gibi minik kahvaltıcılar için çok fazla zengin bir masa. Ama ben halk kahvaltısı istiyorum. Son zamanda Urfa’da ciğer, Vietnam’da pirinç unu makarnalı et suyunda karides ile kahvaltı yapan biri olarak millet ne yiyorsa ondan istiyorum. Pideli paça çorbası içilirmiş meğerse. Ağzımızdan çıktı bir kere geri dönüş yok. Ve sayın okuyucular hayatımda içtiğim en güzel çorbalardan birisi ile karşılaştım Öğlesine bir lezzet ki, bir kısa şiir bile yazdım.

Zeytinyağı cennetinde, lezzet peşinde

Zeytinyağı cennetinde, lezzet peşinde


Sabahları bir kase kelle paça,
İyi gelir akşamdam kalmış karnı aç’a
Akhisar’da pideli kelle paçacı Önder,
Sende sıcak bir tabak boş mideye gönder.

Zeytinyağı cennetinde, lezzet peşinde


Dede 1902 Selanik göçmeni. Duvarda sarıklı pala bıyıklı fotoğrafı var. Selanikte de kelle paça yapıyormuş. Oğlu da pideli kelle paça yapmış. Torunu da pideli kelle paça yapıyor, torununun oğlu da pideli kelle paça yapacak.

Zeytinyağı cennetinde, lezzet peşinde


Her akşam fırın yakılıyor. Geceden kelle ve paçalar fırına diziliyor ve tam 10 saat sabaha kadar fırınlanıyor. Şimdilerde Avrupa'da ve bilhassa İtalya’da moda olan 'Slow Cooking'in dedesi bu iş. 1900'lü yıllarından beri zaten icra ediliyor burada bu 'Slow Cooking'. Sabah fırından çıkan paçaları ayıklamaya gerek yok kemiğin ucundan tutup sallasan iliği ile beraber dökülüyormuş zaten. Pideler ekşi mayalı ve özel yapılıyor. Birkaç gün bayatlıyor ve kuruyor, tabağın altına diziliyor. Üzerine uzun lif etli paça, biraz macun beyin, afiyetle yiyin sabahleyin.

Zeytinyağı cennetinde, lezzet peşinde


Şenlik alanına geçiyoruz. Halk dansları Makedonya’dan. Halkın çoğunluğu Balkan göçmeni.

Zeytinyağı cennetinde, lezzet peşinde


12 milyon zeytin ağacı ile ülkemizin en büyük zeytinlikleri Akhisar’da. Şenlik ile beraber bir de panel düzenlenmiş. Konuşmacı olarak panelde yerimi alıyorum. Dünya zeytinyağı yarışmalarına katılmanın önemini anlatıyorum. Yanıbaşımızdaki İstanbul'dan daha az nüfuslu Yunanistan’ın üretimde ve kalitede bizden daha önde olmasının nedenlerinden bahsediyorum. Problem aynı, ürün var ve çok daha kalitelisi yapılabilir ama yapsak bile dünya çapında tanıtımını yapamıyoruz. Burada iş biraz bana düşüyor sanki. Panelden sonra açık alana çıkıyoruz.

Zeytinyağı cennetinde, lezzet peşinde


Ticaret odası başkanı Alper Alhat ile makineye yeni toplanmış zeytin döküyoruz. Makinanın diğer ucundan filter edilmemiş zeytinyağı çıkacak.

Zeytinyağı cennetinde, lezzet peşinde


İşte filtre edilmemiş has yeni soğuk sıkım zeytinyağı ve baştan çıkartıcı nefis aroması.

Zeytinyağı cennetinde, lezzet peşinde


Günümüzü kız çocukları korosu ile gözlerimiz buğulu noktalıyoruz.

Havasına suyuna, taşına toprağına.
Bin can feda bir tek dostuma.
Her köşesi cennetim, ezilir yanar içim.
Bir başkadır benim memleketim.

Akhisar’da ayrıca hepimizin yakından tanıdığı isimleri de tanıdım. Köfteci Ramiz ve Keskinoğlu:

20.yüzyılın hemen başında Makedonya’nın Prilep şehrinde dünyaya gelen iki öksüz ve yetim oğlan kardeşin öyküsüdür bu… Babaları Balkan Savaşı’nda esir düşmüş, annelerini bebek denecek yaşta kaybetmişler, onları büyüten babaanneleriyle birlikte Türkiye’ye göç etmişler. Önce Alaçatı, sonra İstanbul ve Adapazarı derken amcalarının yaşadığı Manisa’nın Akhisar ilçesinde almışlar soluğu… 

Akhisar o yıllarda Birinci Dünya Savaşı’ndan yeni çıkmış ve çiçeği burnunda bir Cumhuriyet şehri. Halk tarifi imkansız bir yoksulluğun içinde. Burada amcalarının meyhanesinde çalışmışlar ama bir taraftan da yıllar boyu süren askerlik görevlerini de İstanbul’da yaparlarken evci çıktıkları akşam saatlerinde ve hafta sonlarında, o yılların İstanbul’unun önemli lokantalarında çalışarak mesleklerini geliştirmişler. Akhisar’a tekrar döndüklerinde de Makedonya’da sokak satıcılarının yaptığına benzer bir tür ızgara köfteyi daha da geliştirebilme imkanı bulmuşlar. 

1928 yılında limon sandığından sandalyeleri olan küçücük bir dükkan açmışlar kendilerine… Köfteci Ramiz’in dördü oğlan biri kız beş çocuğu olmuş. Çocukları hem onunla dükkanda çalışmış hem de okumuşlar. Oğlanlardan ikisi hukukçu, kızı diş hekimi, diğer iki oğlanın da birisi mühendis diğeri de işletme tahsil etmiş. Ramiz 1970 yılında rahmetli olmuş. Çocuk denecek yaşta babalarını kaybeden kardeşler dört elle babalarının bıraktığı mirasa sarılmışlar. Köfteci Ramiz’in 148 şubesi var….

Mehmet Keskinoğlu’nu tanıdım. Müthiş bir adam. Klasik otomobil müzesini gezdirirken sohbet ettik.  Babası İsmail 1900 yılında Yunanistan’ın Drama kasabasının Radika köyünde doğmuş ve 101 sene yaşamış. Şöyle dermiş İsmail Dede: işi önce kafanla, sonra ellerinle yap. Özverili çalış, hep daha iyisinin peşinde koş. Prensip ve işlerinde ’ben’ değil ’biz’ kelimesi hakim olsun. Yaşamak, Dünya ve Türkiye çok güzeldir, kıymeti bil ve her demin tadını çıkar. Hiçbir zaman güneş üzerine doğmasın.

1963 yılında Türkiye’de yumurta tavukçuluğunu başlatan ilk marka imiş. 3500 çalışanlarından birinin şiiri anlatıyor olayı.

Keskinoğlu derlerdi kim bu derdim 
Yumurtasını yerdim, etini yerdim 
Bir okul yaptırdı daha da rahata erdim 
Sana minnet borçluyuz İsmail dede.  

 

 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle