« Hürriyet.com.tr

Piri Reis’in gözüyle Patmos

Piri Reis’in ‘Kitab-ı Bahriyesi’ndeki Patmos ile ilgili sözlerini kanıtlayacak delilleri gözlerimle gördüm. Yıllardır uğradığım Patmos Adası’na bu kez Patrikhane’den özel izinle gittim. Papazlar, manastırın kapısında karşıladılar, mükemmel İngilizceleri ve İtalyancaları ile manastırı ve müthiş müzesini gezdirdiler. Ellerinde yüzlerce Osmanlı evrakı varmış. İleride, gene özel izin ile hepsini elektronik ortama aktarıp, tercüme ettireceğim inşallah.

ayhan@sicimoglu.com
Ayhan Sicimoğlu
Ayhan SicimoğluSeyahat Yazarı

    “Bu fasıl ‘Batnos Babas’ dimeğle meşhur olan cezireyi beyan ider”
    Piri Reis 1520’li yıllar…. Ve devam ediyor…

     “Mezkür Ada, boz bir adadır. Çevresi yirmibeş mil kadardır. Eski zamandan kalma manastırlıktır. İçinde keşişler bulunur. Bu keşişlerin uluları, İstanbul’dan Patrikhane’den gelir. Bu adada papazlık yapar ve patriğe vergi verirler. Zira bu adada ‘Batnos Baba’ diye hitap edilen bir kimsenin kabri bulunmaktadır. Kilise içindedir. O kişiye Hrıstiyanlar ‘San Palamuza’ derler, fakat Türk tayifesi ‘Abatnos Papas’ derler. Hakkında şöyle rivayet olunur: Bu papazın cenazesini iki defa bu adadan alıp, Balat (Milet) şehrine götürüp defnetmişler. Sonra cenaze, gene bu sözü edilen adada bulunmuş. Bu sebepten Türkler’den ve Hristiyanlar’dan hiçbir kimse, bu ada halkını, ruhbanlardır deyü, incitmezler”

    Piri Reis’in gözüyle Patmos


    Nitekim Piri Reis’in ‘Kitab-ı Bahriyesi’ndeki bu sözleri kanıtlayacak delilleri gözlerimle gördüm. Yıllardır uğradığım Patmos Adası’na bu kez Patrikhane’den özel izinle gittim. Papazlar, manastırın kapısında karşıladılar, mükemmel ‘İngilizce’leri ve ‘İtalyanca’ları ile manastırı ve müthiş müzesini gezdirdiler. Ellerinde yüzlerce Osmanlı evrâkı varmış. İleride, gene özel izin ile hepsini elektronik ortama aktarıp, tercüme ettireceğim inşallah.

    Piri Reis’in gözüyle Patmos

    Muhteşem (Kanuni) Sultan Süleyman’ın 4-13 Ağustos 1522’deki Adalılar’a verdiği imtiyaz fermanı. Altın tozlu tuğralı, beyaz kağıt üzerine siyah mürekkep ile. Kısaca; “Doğu’nun ‘Kadı’larına emir buyrulur ki; her kim, Patmoslu sizleri ziyaret edecek olursa, tahıl, yiyecek, giyecek ve diğer gereksinimlerini tedarik etmelerine  yardımcı olunuz.”  Yani; Tüm Patmoslular’a Osmanlı topraklarında bir nevi ‘serbest dolaşım’ vizesi gibi düşünebiliriz.

    Piri Reis’in gözüyle Patmos

    “Teolog Aya Yohannes”,  “Agios Ioannis the Theologist” veya “St. John the Theologian” Manastırı, ufak bir mücevher.

    Piri Reis’in gözüyle Patmos

    Adanın tam ortasındaki yüksek tepede, bir taç gibi heybetli kale içinde. Duvarları 15 metreden yüksek, eni ise sadece 70 metre. Uzaktan daha heybetli görünüyor. 1088 yılında Bizans İmparatoru I. Aleksus Kommenos’un emri ile Ossios Kristodulos tarafından yaptırılmış.  Bu emrin (fermanın) orijinalini Manastır Müzesi’nde görebilirsiniz.

    Piri Reis’in gözüyle Patmos

    Beni etkileyen ise ‘templon’ (papazlar bölümünü halktan ayıran, öndeki paravan) oldu. 1820’de yapılan bu templon, üç boyutlu ve heykeller ile süslenmiş. Sakız adalı, 12 ahşap oyma ustası tarafından yapılmış, meğerse Sakız Adası’nın oymacıları çok ünlü imiş. 24 ayar altın ile kaplanmış. Detaylar nefes kesici. Yapıldığından beri korsanlar dahil kimseler elini sürmemiş bu altınlara. Şimdilerde cep telefonu ile fotoğraf çekilmesi bile yasak.

    Anason değil anemonAnason değil anemon

    Manastırdan sonra daracık, pırıl pırıl beyaz kireç boyalı yolları, sakin butikleri ile Patmos’un ‘Chora’sını (tepedeki kasaba) geziniz. Dönüşte yokuş aşağı yürürken acıkırsınız. Sağ tarafınızda ‘Jimmy’s Balcony’ lokantasını göreceksiniz. Mideniz önemli ama burada ayrıca ruhunuz da doyacak. Belki Patmos’un en güzel manzarası bu balkondan. Jimmy ise devamlı ortada koşuşturuyor. ABD New Jersey’de doğup büyümüş ve yıllar sonra dedelerinin ülkesine dönmüş. Aslında çoğu Patmoslu’nun hikayesi bu. İkinci Dünya harbinden sonra ada boşalmış. Herkesin dedesi veya babası, ya Amerika’ya ya da Avustralya’ya göçmüş. Turizmin gelmesi ile torunlar, dede toprağına geri dönüp, evlerini restore etmişler. Ne de olsa kutsal insanlar, kimse onlara dokunamaz. Jimmy’nin hikayesi şöyle farklı; 30 sene evvel kızı Sophia ABD’de bir hastanede doğmuş. Hemşirenin ihmali yüzünden 1 haftalık iken bitkisel hayata girmiş. Doktorların ümitsiz dediği bitkisel hayattan 25 sene çıkamamış. Jimmy ve karısı 25 sene boyunca her gün, kızlarının uyanmasını beklemişler. Sonunda Sophia’yı da alıp Patmos’a, yeni hayat aramaya gelmişler. 5 sene evvel de vefat etmiş kızcağız. Jimmy’nin en büyük hayali, adanın güneyindeki bir tepeye kızının adına bir Aya Sofya Kilisesi inşaa etmek. Açılışına gideceğim inşallah.

    Piri Reis’in gözüyle Patmos

    Bir alt koya, güneye indik ve Grikos Körfezi’nde ‘Aktis Suites’ önündeki iskeleye bağlandık. Minimalist, bembeyaz geniş bir oda verdiler bana. Tek katlı bembeyaz bir bina önünde plajı ve yanında geleneklesel ada yemeklerine kendi yorumunu katan taverna ‘Plefsis’te deniz mahsulleri köftesi yedim.

    Piri Reis’in gözüyle Patmos

    Bir yan koyun adı ‘Sapsila’, minicik bir koy. Karaya çıkıp, dar bir patikadan yukarı doğru yürürseniz, yüzme havuzlu taş evlerin olduğu minik bir mekana geleceksiniz.  

    Piri Reis’in gözüyle Patmos

    ‘Pleiades Restoran’ adını çok duyduk ve gittik. “Bir gün öğle yemeğine geleceğiz” dedik. Bir ‘fine dining’ lokantası. “Yarın öğlen size yer ayıralım, hem sahibi de burada olur ama oturun bir şeyler ikram edelim” dediler. Santorini Adası’nın volkanik toprak şarabını çok severim. Bir kadeh buz gibi Santorini beyaz şarabının yanında kılıç balığı sashimi, mükemmel bir armoni. Ertesi gün karidesli ve mürekkep balıklı risotto yapacağız. Sahibi, “Ooooo kimler gelmiş, şeref vermiş” demez mi?  “Allah allah, bu adamı nereden tanıyorum, bu ne samimiyet derken…” Bir-iki saniye sonra “Aaaaaaa şampiyon Hristo” deyivermişim.

    Yunanistanın gizli kalmış 10 adası
    Yunanistan'ın gizli kalmış 10 adası


    Yıllar evvel birkaç sene üst üste gittiğim ‘Alaçatı Balık Tutma Yarışması’na, organizatörün saçma sapan hataları üzerine artık gitmiyorum. Ama bu Hristo, tüm bizim milyoner iş insanlarının, binlerce dolarlık, cafcaflı, kromajlı, üniformalı kaptanlı, her tarafına olta takılı balık tutma teknelerinin yanı sıra,      ta Patmos Adası’ndan, ‘pat pat pat’ minnacık, mavi beyaz boyalı ahşap kayığı ile gelerek, iki sene üst üste şampiyon olmuş idi. Hiç unutamam, bizimkilerin hayret dolu bakışları çok komikti. Hatta hemen ‘komplo teorileri’ üretilmiş, “Sahtekarlık yaptı, balığı, başka Yunan teknesinden aldı” diye şikayet bile etmişler idi.  Anlamadılar ki; balıkçı olunmaz, balıkçı doğulur.

    Kadınların dünyada girmelerinin yasak olduğu tek yer
    Kadınların dünyada girmelerinin yasak olduğu tek yer

     Çok kanlı geçen bu yarışmadan sıkılmaya başlamış idim. Organizatörüne, “Belli bir kilodan sonra katliam olmasın, balığın boyunu ölçüp, videoya çeksinler, sonra salıversinler” teklifimi pek sempatik bulmamışlar, hatta gülüp geçmişler idi. Ben de yarışmaya bir daha adımımı atmamış idim. Nedense Alaçatı ile benim kaderim hep böyle gidiyor. Ot Festivali’ne de -kurucularından ve fikir babalarından olmama rağmen-, 6 sene sonra Belediye Reisi ile anlaşmazlığa düşmüş ve bir daha adımımı atmamış idim. Şimdi bakın haline… Duyduğuma göre, Balık Tutma Yarışması’nda da organizatörler ikiye ayrılmışlar, davalık olmuşlar ve bir taraf benim önerimi dikkate alacak imiş. Aklın yolu bir.

    Alaçatı bir an evvel, nargilecilerden, arabesk müzikten, alakasız dükkanlardan kurtulmalı, yani parayı ikinci plana koyup, güzellikleri ön plana almalı. 

     



     

    Kaynak: ayhan@sicimoglu.com