« Hürriyet.com.tr

Yaşamak şakaya gelmez

İtalya Puglia’da1500 yaşında yaşlı bilge bir ağacın kabuğunun içine girdim ve usulca konuşarak kalın derisini okşadım. Dertleştik... Fransa’nın gurme şehri Nice’de ise “Zeytin ağacının anavatanından geliyorsunuz” denerek baş tacı edildim. Petrolümüz olmasa da zeytinimiz var..

Ayhan SİCİMOĞLU / ayhan@sicimoglu.com
Ayhan Sicimoğlu
Ayhan SicimoğluSeyahat Yazarı

    Yaşamak şakaya gelmez,
    büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
    bir sincap gibi mesela,
    yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
    yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

    Yaşamayı ciddiye alacaksın,
    yani o derecede, öylesine ki,
    mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
    yahut kocaman gözlüklerin,
    beyaz gömleğinle bir laboratuarda
    insanlar için ölebileceksin,
    hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
    hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
    hem de en güzel en gerçek şeyin
    yaşamak olduğunu bildiğin halde.

    Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
    yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
    hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
    ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
    yaşamak yani ağır bastığından.

    Nazım Hikmet

    Yaşamak şakaya gelmez


    Fransa’nın Nice kentinde, butik bir lokantaya gitmek, güzel yemek, hem de cüzdana fazla yük olmak istemiyorsanız ve de bu ufacık lokantada masa bulursanız uğrayınız 'La Merenda'ya. Sahibi ve şefi 'Dominique Le Stanc', tuhaf  bir adam. Michelin yıldızını ve büyük lokantalarını bırakmış bir kenara, bu aşevini açmış. Lokantanın telefonu yok, kredi kartı geçmez ve menüsü 12 yıldır hep aynı..  

    Dominique ile sabah 8.00’de buluştuk alışveriş yaptık, yemekleri hazırladık ve fırına verdik. “Gel biraz gezelim” dedi. Eski Nice’te yürüyüşe geçtik, hamurcu ve makarnacı, fırın, balıkçı derken zeytinyağcıya gidelim dedi. Büyük bir dükkana girdik. Dünyanın zeytin yetiştiren her köşesinden yüzlerce zeytinyağları raflarda. Ortada kocaman bir masa, üzerinde minik kaşelerde zeytinyağları ve yanlarındaki plakette geldikleri yöre, cinsleri hakkında bilgiler. Dükkan sahibi, “Nerelisiniz, Güney Amerikalı mısınız?” diye sorunca, her zamanki heyecanım ile, “Hayır Türk’üm” dedim. Adamın yüzü aydınlandı.. “Aaaa zeytinyağının ana vatanı” deyiverdi. Koyu bir sobet başladı, oturduğumuz toprakların öneminden, medeniyetlerin beşiği olmamızdan, Hititler’den,  tahıldan ve zeytinin anavatanı olduğunu iddia ettiği Antakya’dan bahsettik. “Maalesef bize hiç Antakya’dan zeytinyağı gelmiyor” dedi.. Bir saat kaldık tadımda ve muhabbette, öğle servisi başlamadan lokantaya dönmek üzere ayrıldık.

    Bu ülkelerde asla yapmamanız gerekenlerBu ülkelerde asla yapmamanız gerekenler


    İşte böyle toprakların üzerinde oturuyoruz sevgili dostlar. Hep söylerim ya, “Ülkemizde yerin altında petrolümüz yok ama yerin altında daha değerli hazinelerimiz, tarihimiz var” diye. Tarihi eserlerimizi ve güzelim şehirlerimizi başta İstanbulumuz olmak üzere süratle yok ediyoruz. “Yeryüzünde bekçisi olduğumuz topraklarda mevcudiyetinin farkında olmadığımız zenginlikler” yazı dizisine başlasam, liste başında zeytinyağı gelir.

    Ruhunuzu canlandıracak en renkli 13 yer
    Ruhunuzu canlandıracak en renkli 13 yer

     Gelelim konumuza: Zeytin, mitolojide adı geçen bir meyve. Tek tanrılı üç büyük din için kutsal bir bitki. Arap ülkelerinde hurma ile açılan oruç, Anadolu’muz da zeytin ile açılır. Hz. Muhammed saçlarına ve vücuduna zeytinyağı sürermiş. Hippy gençliğimizde yazları tek bir şort ile tüm günümüzü geçirdiğimiz günlerde, Akdeniz’in yakıcı güneş ve tuzuna karşı vücudumuzu ve uzun saçlarımızı zeytinyağı ile korur idik. Eski Mısır’da otlar ile karıştırıp kozmetik olarak kullanılır imiş. Helenistik dönemde zeytin ağacı kesmenin cezası insan öldürmek ile bir sayılıyor ve suçlu, ölüm cezasına çarptırılıyor imiş.. Düşünün…

     Zeytin ağacındaki çiçeklerden 20’sinde biri ancak zeytine dönüşüyor. Zeytin ilk önce mor, sonra yeşil sonra da siyah rengini alıyor. A, D, E, ve K, vitaminleri içeriyor.

    Yaşamak şakaya gelmez

    Zeytin ağaçları 3000 sene yaşıyormuş, ben Sicilya’da 1500 seneliğine sırtımı dayadım ve uyudum.  Bir tanesinin içine girdim ve ağaçla konuştum, sanırım dinledi, usulca dallarını salladı. Bu zeytin ağaçları yaşlı ve hala dimdik ayakta. Zeytinyağı insanda da yaşlanmayı geciktiriyor. Hücre ve dokuların yaşlanmaya karşı direncini artırıyor. Yüksek miktarda doymamış yağ içerdiği için kötü kolestrolü dengede tutarken, iyiyi artırıyor. Kemikleri de güçlendirirken mide dostu, şöyle ki; yemeklerden önce içildiğinde mide çeperini kaplayıp, gastrit ve ülser gibi hastalıklara yakalanma riskini önlüyor. Zeytinyağı, katı ve sıvı tüm yağlar arasında en kolay hazmedilen yağ. Yeni doğmuş bebeklerin beyin gelişimi için gerekli olan linoleik asit oranı zeytinyağında yüksek seviyede olduğundan, bebek bekleyen ve emzikli annelerin beslenmesi için en uygun yağ.

    Yaşamak şakaya gelmez
    Yaşamak şakaya gelmez

    Türk mutfağı, “zeytinyağlılar” olarak adlandırılan bir yemek kategorisine sahip dünyadaki tek mutfaktır. HASTASIYIM. (buna rağmen ülkemizde kişi başına zeytinyağı tüketimi çok az)  Zeytinyağının anavatanının Afrika olduğu, Mısır üzerinden Doğu Akdeniz’e geldiği söylenir. Ama o zamanlarda bu yağın %95’i “lampant”, yani, kandil yağı… Bu durumda, Antakya civarı ise zamanın bir nevi enerji yatakları.  

    Yaşamak şakaya gelmez

    İtalya’nın Puglia bölgesi asırlık zeytin ağaçları ile ünlü. Her biri tek tek numaralı ve envanterde, budamak bile izne tabi. Bizdeki falanca kooperatifin evlerine arsa açmak için bir gecede oldu bittiye getirdikleri zeytinlikler yok buralarda. O tip müeahhitler buralarda yaşayamazlar…

    Yaşamak şakaya gelmez

    Ağacın kabuğunun içine girdim ve usulca konuşarak bin yıllık kalın derisini okşamaya başladım. Ağaçlar ile konuşman lazım derler. İtalya’da zeytinci dostlar ile sohbet arasında, iki ayrı kişiden iki ayrı hikaye dinlemiştim: Ağacın biri meyve vermiyormuş, yaşlı ve bilge Zeytinci şöyle demiş, “Ağaca kızacaksın, biraz ağır konuş ve azarla, azarı işiten ağaç, derhal filizler vermeye başlar”. Diğer metot ise biraz gaddar: Meyve vermeyen elma ağacının dibine balta ile gitmişler, kesilmekten korkan ağacın dalları elmadan kırılacak hale gelmiş. Bu ikinci metot pek sempatik gelmedi doğrusu.

    Yaşamak şakaya gelmez
    Yaşamak şakaya gelmez

    Puglia’nın meşhur DOP (Menşei korunmuştur) zeytin ağaçları bölgesindeyiz. “Guimetta çifliğinde sahibi Giovanni ve Agronomi Uzmanı (bitkileri kullanarak ve üreterek; gıda, yakıt, lif ve arazi ıslahı için kullanılmasını sağlayan bilim) Damiano bizi 1200 adet DOP (menşei korunmuştur)  tescilli ve numaralı zeytinliğine götürdü.

    Damiano’ya göre beş şartı seviyor bu yüzlerce asırlık zeytin ağaçları;

    1- Güneş: Senede ortalama 300 gün, güneş bazı uzun yaz günleri 12 saat parıldıyor Puglia’da

    2- Yalnızlık: Çok nüfus patlaması yaşanmıyor ve göç almıyor bu topraklar

    3- Sert ve taşlık kurak toprak: Az yağmur alan kireç taşlı bir toprak su da tutmuyor .

    4- Susuzluk: Senede sadece 60’a yakın gün yağmurlu, o da senede ortalama .01mm günde…

    5- Sessizlik: Böcekler bile vızıldamıyor. Bizim ülkemizdeki zeytin ağaçlarının düşmanı, siteler ve fabrikalar buralarda faaliyet gösteremiyor. Tek tek numaralanmış ağaçları değil kesmek, budamak bile izinlere tabi.

    Peki, siz hiç bir “ağaç” ile konuştunuz mu? Pek hoş sohbet olmasa da en azından iyi bir dinleyici. Asırlık zeytin ağaçları ile konuşurken, biraz dikkat etmelisiniz, fısıldıyarak az ve öz konuşmalısınız. “Bu ağaçlar diğer ağaçlara benzemez, her şeyden önce bilge ağaçlardır”, dedi bir zeytinci. Sanırım sizler de şu an biraz deli olduğumu düşünüyorsunuz.



    Kaynak: Ayhan SİCİMOĞLU / ayhan@sicimoglu.com