« Hürriyet.com.tr

Üç kadın ve bir safari /Afrika turu

Üç kadın, Afrika ve safari... Akşam yemeğini yedik, otelin verandasında içkilerimizi içiyoruz. Nehir önümüzden usulca akıp gidiyor. Karşı kıyıda egzotik ağaçların altında aheste aheste yürüyen fillere takılıyor gözüm. Ne de düzenli yürüyorlar... İşte tüm bu ihtişamı üç kadın Afrika ve safari seyahatimizde yaşadık. Sonuç; Afrika virüs gibi... Bir kez kanınıza girerse, hep geri gelmek istiyorsunuz...

Zeynep GÜLDER
X

Kenya’da, Nairobiye 350 km uzaklıktaki Samburu’da çeşit çeşit canlılarla dolu uçsuz bucaksız  bölgedeki küçük bir butik oteldeyiz. Buraya geldim geleli artık "hayvan" kelimesini kullanmak içimden gelmiyor. Bu yüzden "canlılar" diyorum. Filler önümüzden akan Ewasa Nyiro ırmağı nedeniyle Samburu’yu çok seviyorlarmış. Otelimizin adı da manidar: Elephant Camp (fillerin kampı)... Sabah kahvaltıda, kocaman  fillerden biriyle burun buruna gelince bunu daha iyi anlıyoruz. Meltem ne güzel tanımlıyor durumu “Sanki Jurassic Park filminde gibiyiz” diyerek.

Odamız, tahta sırıkların üzerinde ahşap zemine kurulu bir çadır. Tüm diğer odalar gibi... Çadır dediysem yanlış anlama olmasın, ahşap mobilyalarımız; cibinlikli, üzerine Afrika işi örtüler serilmiş yataklarımız,  şık bir de banyomuz var. Ortam çok romantik...  Balayına da gelinir buraya diye gülüşüyoruz. Toplam oda sayısı 12... Elektrik jeneratörle sağlandığı için gece 11’den sonra gidiyor. Mutlak bir karanlık mı? Hayır,  ayışığı aydınlatıyor gecemizi o zaman. İşte doğanın hoş sürprizlerinden biri daha... 

GÜLER YÜZLÜ KARŞILAMA
Çadırımızda üç kişiyiz, üç kadın başbaşa... Aylar önceden planladık bu seyahati. Ayşegül acentayla birlikte oya gibi işledi tüm tatil planımızı. Üstelik hiçbir aksaklık, en ufak bir problem yaşamadık. Ama biraz ürküyorduk. New York, Paris ya da Londra gibi Batılı şehirlerin sokaklarının, butik ve restoranlarının aşina olduğu bizleri Afrika nasıl karşılayacaktı acaba? Değişik tepkiler almıştık. Üç kadın oralarda ne yapacaktık? Bir de hastalıklar vardı. Sıtması, sarı humması. “Bayram tatilinde ne yapıyorsun ?” sorusuna “Kenya’ya gidiyoruz” yanıtını verdiğim hemen herkesin yüzünde tuhaf bir ifade oluyordu. Bu ifadeye bir isim bile koymuştum “Allah akıl fikir versin” ifadesi...

Üç kadın ve bir safari /Afrika turu

Kenya’da gittiğimiz her yerde güleryüzlü insanlar karşıladı bizi... Tek başına safariye gelen mutlu kadınlar ve adamlar gördük. Otellerde bizi pamuklara sardılar adeta. Öyle ki bazen bu aşırı ilgiden bunaldığımız oldu. Sürekli hal hatır sorma alışkanlığı vardı otel görevlilerinin. Aramızda hararetle konuşmaya daldığımız bir akşam yemeği sırasında hiç abartmıyorum, ahçı da dahil tam beş otel görevlisi sırayla masamıza gelip nasıl olduğumuzu sordu.  

Bunun üzerine Kenya’da turizm otelcilik okullarında öğrencilere “ne yapın edin, müşterilere ilgi gösterin” şeklinde bir eğitim verildiği kanaatine vardık. Gelmeden önce benim de çekincelerim vardı elbette... Tamam, sarı humma aşımı olmuş, sıtma profilaksisi için ilaca başlamıştım. İyi güzel de, ben sokaktaki kedi köpekten bile korkuyordum. Afrika’da safari’de aslan, gergedan ve fillerin yanıbaşında ne yapacaktım? Bu düşünceleri zihnimden kovalamaya çalışıyordum sürekli... 

KLİMANJERO DAĞI MANZARASI EŞLİĞİNDE FİLLERLE GEZİNTİ
Genellikle üstü ve yanları açık yedi-sekiz kişilik büyük 4x4’lerle yapılıyordu safari.  Şöför ise aynı zamanda rehberdi. Burada bir parantez açıp, safari kelimesinin Arapça 'yolculuk' yani 'sefer' kelimesinden geldiğini hatırlatayım. Nairobi’den safari duraklarımıza Safari link şirketinin 10-15 kişilik küçük uçaklarla geçtik. Bu uçaklar, Kadıköy- Kartal minibüsü tadındaydı... Tek bir pilotla hostessiz uçuşlar yapıyorduk... Pilotlar cep telefonuyla ilgili hiçbir anons yapmıyordu. Tabii, uçağın elektronik aksamı olmayınca cep telefonunun zarar verme ihtimali de kalmıyordu. 

Arada değişik duraklarda durup yolcu alabiliyorduk. Havaalanı diye indiğimiz boş toprak yollarda sadece turistleri bekleyen rehber ve jipler vardı... Masai Mara’ya indiğimizde  rehberimiz bizi karşılamaya gecikince üçümüz uçsuz bucaksız arazide öylece kalakalmıştık... Allah'tan pilotumuz rehber gelene kadar bizimle bekleyivermişti.

Üç kadın ve bir safari /Afrika turu

İlk safari durağımız Amboseli aperatif, ikinci durağımız Samburu ara sıcak, Masai Mara ise ana yemek bana göre...  Amboseli’de,  Klimanjero dağı manzarası eşliğinde pek çok canlıyı ilk kez gördük... Bir palto gibi bizi sımsıkı saran tedirginliği attık üzerimizden. Aslanlar, Filler, devekuşları, antilop ve sırtlanları, jipimizin tavanından kafamızı çıkarıp  dürbünle izledik. Tüm gün doğada ve mis gibi açık havada tek amacımız değişik canlılara tesadüf etmek iken gezinmenin benzersiz tadını keşfettik. Gerçek safari ruhunu hissetmemiz ise, Samburu’da oldu.

Samburu havaalanında uçağımızın merdiveninde bizi rehberimiz Lesori karşıladı. Cipimize doğru yürürken “Bana Julius diyebilirsiniz dedi”. Bu, okuduğu Hıristiyan okulunda aldığı isimmiş... İngilizceyi de bu okulda öğrenmiş. Kendine son derece güvenli ve gururlu bir hali vardı. Kendisi de Samburu (aynı zamanda bölgedeki kabilenin adı) olan Lesori ‘nin üzerinde geleneksel kıyafetler vardı. İnce ve uzun vücudunu çingene pembesi, yeşil ve  geometrik desenli mavi beyaz kumaşlara sarmıştı. Kıyafetini, kafasını çevreleyen  renkli boncuklar, desenli bir kolye ve rengarenk bileziklerle tamamlamıştı. Batılı bir erkeğin üzerinde gördüğümüzde bizi kıkır kıkır güldürecek bu giysiyi, ne de güzel taşıyordu.

Üç kadın ve bir safari /Afrika turu

Karizmatik olmak böylesi birşey olsa gerek... Onunla Buffalo springs ve Samburu’da üç gün boyunca safari yaptık. Kelimenin tam anlamıyla “bakir” yerlerdi... Uçsuz bucaksız yeşil  bir düzlüğe serpiştirilmiş akasya ağaçları düşünün. Üstünde filler, zebralar, zürefalar, antiloplar hayal edin. İşte öyle bir manzara... Bu düzlükte yol belli belirsizdi. Lesori ise bize güven verdi: “Benim yanımda size bir şey olmaz” diyecek kadar emindi kendinden.

Havaalanından çıkalı 5- 10 dakika olmuştu ki Lesori arabayı durdurdu ve bize zürafaları gösterdi. Tanrım! Hemen oracıkta, yanıbaşımızdaydılar. Heyecanla fotoğraf makinalarımıza sarıldık. Sonrası geldi... Burada tüm canlılara dokunabilecek kadar yakındık... Önümüzden karşıdan karşıya aheste aheste geçen fili izlerken öylece kalakalmıştım. Burası onların dünyasıydı besbelli. Bizler ise misafirliğe gitmiş konuklar.

Hava limonata gibiydi... Doğa elimden usulca tutup alıvermişti beni yanına. Onun kollarında çok mutluydum... Endorfin düzeyimiz tavana vurmuş, kahkahalarımız Afrika çayırlarında çınlıyordu... “Şşşt” diyorduk, “ev sahiplerini rahatsız etmeyelim”.

Üç kadın ve bir safari /Afrika turu

Samburu’da ikinci gecemizde Ayşegül, Meltem ve ben verandadayız. Nefis bir akşam yemeği sonrası otelin diğer misafirlerinden biri olan Eben’i dinliyoruz. Hikayesi ilginç... Güney Afrikalı... Amerika’da IT (Bilgi Teknolojileri) sektöründe çalışıyorken, tatil için geldiği Tanzanya’da Klimanjero’nun zirvesine tırmanıyor. Ve orda karar veriyor kendi safari şirketini kurup Tanzanya’ya yerleşmeye. Afrika tutkusunu onun bakışlarında görebilir, sesinde duyabilirsiniz...  

Bu seyahatimiz sırasında Afrika tutkunu başka Batılılar da çıkıyor karşımıza. O zaman, “Out of Africa” filminde Meryl Streep’in canlandırdığı Danimarkalı yazar Karen Blixen’ı hatırlıyorum. Sonra da Eben’in şu sözü çınlıyor kulaklarımda “ Afrika virüs gibidir. Bir kez kanınıza girerse, hep geri gelmek istersiniz”. Biliyorum, dönüşü yok artık bunun... İstanbul’dan sadece 6 saat uzaktaki bu masal diyarına tekrar geleceğim bir gün...

Kadim bir dost: RomaKadim bir dost: Roma

 

Kaynak: Zeynep GÜLDER

Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Ege'nin huzurlu noktası: Seferihisar
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
48 saatte Akyaka'yı keşfedin!
YollardaYollarda
Yolunuzu İzlanda’ya düşürmek için 10 sebep!
YollardaYollarda
Rotanızda İtalya varsa, gitmeden önce biraz İtalya şakasına ne dersiniz?
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
48 saatte Bangkok'u keşfedin!
YollardaYollarda
Uçak kalkarken ve inerken telefonumuzu neden kapatmalıyız?