GeriSeyahat Thames’in iki yanıyla Londra
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Thames’in iki yanıyla Londra

Thames’in iki yanıyla Londra

Birleşik Krallık’ın başkenti Londra’nın ortasından geçen Thames Nehri, etrafındaki semtleri ve görülmesi gereken yerleri ile Londra’ya gelenleri her seferinde kendine hayran bırakır. Bu yazıda gezginlerin tekne turuyla gezmeye doyamadığı Thames Nehri ve civarında yer alan St. Paul Katedrali, London Eye, Bankside ve South Bank’e değiniyoruz.

Londra’nın ortasından geçen Thames Nehri’nin iki yanı daima çok hareketli. Keltçe “tamesa” yani “karanlık” kelimesinden geldiği düşünülen Thames’ın genelde de çok berrak olduğu söylenemez, nehir yılın her mevsimi bulanık. Bununla birlikte nehir, tekne turları sayesinde oldukça eğlenceli bir hal alıyor. Özellikle Westminster’dan Tower Bridge’e uzanan bir turla şehri daha yakından tanıma fırsatı elde edebilirsiniz. Bu yazıda, Londra’nın şehir merkezinde yer alan “City” bölgesini ve nehrin karşısında yer alan Bankisde ve South Bank’ı anlatacağım.

Thames’in iki yanıyla Londra

City

City (veya City of London) olarak adlandırılan, Bank of England (İngiltere Merkez Bankası) ve Stock Exchange (Borsa) binalarını da barındıran bölge, aslında iş merkezi olsa da büyük St. Paul Katedrali, Tower of London ve Tower of Bridge ile sadece çalışanları değil, turistleri de kendine çekiyor.

Thames’in iki yanıyla Londra


Ortaçağ’dan, 1666 yılındaki “Büyük Yangın”a kadar City’nin en önemli sembolü olan ve yangından sonra neredeyse yok olan St. Paul Katedrali, önüne yapılan binalar sebebiyle Thames Nehri’nden eskisi kadar kusursuz görülemese de yine de Londra’nın siluetinde önemli bir yere sahip. St. Paul Katedrali’nin 110 metre yükseklikteki etkileyici kubbesi, Roma’daki San Pietro Bazilikası’ndan sonra, Dünyanın en büyük ikinci kubbesi. 1915’te Osmanlılara karşı Arap kabilelerinin yanında yer alan Arabistanlı Lawrance’in büstü, Florence Nightingale’in mezarı, yangından kurtulmayı başaran John Donne Anıtı bu Katedralde yer alıyor. Galler Prensesi Diana ve Prens Charles’ın düğünü yine bu katedralde yapılmış.

City’nin en önemli iki yapısı “Kule Köprüsü” ve Londra Kulesi.

Londra’nın sembolü olan Tower Bridge (Kule Köprüsü), 1894 yılında yapılmış olup Victoria dönemini yansıtıyor. Thames Nehri’nin iki yakasını birleştiren bu iki katlı açılır kapanır köprü, iki kulenin arasında bulunuyor. Şu an elektrikli sistemle açılan köprü, yapıldığı dönemde hidrolik sistemle açılıp kapanmak üzere planlanmış. Köprüler yüksek seviyede iki yürüyüş yolu ve aşağıda bir araba yoluyla birbirine bağlı. Buraya Kule Köprüsü denmesinin sebebi Londra Kulesi’ne olan yakınlığı… Tower Bridge Exhibition’da kule tarihiyle ilgili bir serginin bulunduğu yapının “Glass Floor” adlı bölümünde ise zemini camla kaplı koridorda yürüyüş yapılabiliyor. Yürüyüş platformunda karşıdan karşıya geçerken içinde Thames Nehri ve etkileyici Londra görüntüsü olan fotoğraflar hep Tower Bridge’te çekiliyor. Thames üstüne yapılan tekne turlarında, ziyaretçileri en çok heyecanlandıran an da tekneyle Tower Bridge’e yaklaşıldığı an. Gemi, Tower Bridge’e yaklaştığında gemide bulunanlar, oturdukları yerden kalkarak Kuleleri birçok açıdan fotoğraflıyorlar. Çünkü burası hatıra fotoğrafı için, Londra’ya gidildiğinin adeta kanıtı olan, Big Ben’le birlikte Londra’da mutlaka fotoğraflanması gereken iki yerden biri.

Thames’in iki yanıyla Londra

Tower Bridge’in hemen yakınında, Thames Nehri’nin kuzey kıyısında bulunan 1000 yıllık Londra Kulesi (Tower of London), geçmişte işkence merkezi ve cephanelik olarak kullanılmaktaymış. UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde bulunan bu kule, şimdilerde taç mücevherleri, dörtgen biçimindeki Beyaz Kulesi, Hainler Kapısı, Silah Koleksiyonu ile turistleri kendine çekiyor.

Thames’in iki yanıyla Londra

Bankisde ve South Bank

Thames Nehri’nin güney şeridi, kafeler, publar, tiyatrolarla oldukça zengin. Eski Bankside Güç İstasyonu binasında bulunan Tate Modern, çağdaş sanatın yeni evi olmuş. Burada sergilenen Dali ve Picasso gibi ressamların kalıcı koleksiyonuna ilaveten yılın çeşitli dönemlerinde geçici sergiler de düzenleniyor. Tate Moderen’in yanında bulunan Shakespeare’s Globe, Shakespeare’in tiyatrosu olarak biliniyor. Tiyatrodaki koltukların bir kısmı açık havada olan tiyatro, tiyatro severleri ve ziyaretçileri 17.yüzyıl İngiltere’sine götürüyor.

South Bank, eğlenceli kıyı şeridi, Royal Festival Hall, National Theatre ve London Eye’la Londra’nın eğlence ve sanat merkezi. South Bank üzerinde kurulmuş 135 metre yükseklikteki London Eye, kenti yukarıdan keşfetme imkânı tanıyor. 2000 yılında yapılan London Eye, Dünyanın en büyük gözlem dönme dolabı. 32 kapalı kapsülün her biri 25 yolcu alabilmekte ve dönme dolap, tam bir dönüşünü yarım saatte tamamlayabilmekte.

Thames’in iki yanıyla Londra

Londra müzeleriyle, parklarıyla, katedralleri ve diğer tarihi yapılarıyla bir metropolden bekleneni fazlasıyla içinde barındırıyor. Bu yazıda sadece Zone 1’i kısmen anlatabildiğimiz Londra’nın merkezin dışındaki yerlerinde de görülmesi gereken pek çok yer var. Bu sebeple diğer şehirlere göre daha yüksek olan otel ücretlerini umursamayacaksanız 1 haftanın üstünde, daha uzun bir tatil Londra’daki bir çok yerin bir kısmını görmenize imkan tanıyacaktır. 

Nerede yenir?

İngiliz mutfağı sınırlı bir menüye sahip olduğundan, Londra’da iyi yemek denildiğinde akla Çin, Hint, Fransız, İtalyan restoranları geliyor. Zira geleneksel İngiliz yemeği “fish and chips”tir. Fish and chips yenilebilecek yerler arasında en bilineni North Sea Fish Restaurant’dır. Soho, Covent Garden, Mayfair gibi bölgelerde kaliteli bar, restoran ve publara ulaşabilirsiniz. Wiltons’ta İskoç usulü ıstakoz yahnisi yiyebilir, Indigo’nun kırmızı etlerini tadabilir veya Chinatown’daki Cha Cha Moon’da Çin yemeklerinin keyfini çıkarabilirsiniz.   

Thames’in iki yanıyla Londra

Fotoğraflar: Serhat SARISÖZEN


Yorumları Göster
Yorumları Gizle