Kuzey Kıbrısı Keşfet Stoa burada doğdu: Salamis
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Stoa burada doğdu: Salamis

Melike Karakartal

Kıbrıs’ta doğan Stoa felsefe okulu, insanın, evrende küçücük bir nokta olduğunu söyler. Buradan mantık yoluyla çıkacak sonuç doğrultusunda ilerlemelidir. İnsan, doğanın kendine ait düzenini anladığında, hayatın işleyişi olduğu kadar, mutluluğun sırrını da çözecektir...

Alain De Botton “Felsefenin Tesellisi” isimli kitabında, kötü günlerde Stoacılığa sığınmamızı öğütler. “Stoacılık, felaket için kendini eğitmekle ilgili bir felsefedir.” der. “Bu felsefe akımı, ekonominin güçlü, fakat politikayla ilgili büyük kaosun hakim olduğu, sınırların tehlike altında bulunduğu, aynı zamanda deprem tehdidi altında olan Antik Roma’da da son derece popülerdi. Antik Roma’da bir gün zengin ve güçlü iken, ertesi gün tüm bunların elinizden gittiğini, bastığınız zeminin sürekli kaydığını, barbarların istilasının her an ensenizde olduğunu hissedebilirdiniz... Böyle bir dünyada, kendi içinizde güçlü olmak zorundaydınız. Her şeyinizi kaybedebileceğinizi kabullenmeliydiniz. Felaketle yüz yüze kaldığınızda, onunla baş edecek gücü, ancak kendinizi eğittiğinizde bulabilirdiniz.” diye anlatır Stoacılığı ve bugün

mutlu olmak için de bu felsefeyi uygulamamızı salık verir. Stoa felsefe okulunun doğduğu yerleri gezerken, okulun kurucusu, Salamis doğumlu Zenon’un aklından neler geçmiş olabileceğini anlıyor insan ister istemez.

Solumuzda Kıbrıs’ın alametifarikası Karpaz yarımadası var. Sert kuzey rüzgarları esiyor burada, doğa, tüm ihtişamıyla sizi kendine uyum sağlamaya zorluyor. Sayısız deprem görmüş, yüzyıllar önce terk edilmiş, vaktiyle alabildiğine yağmalanmış, dokusu bozulmuş bir kent olarak anlatılıyor Salamis ancak hala öyle güzel ki...

Kalıntıların izinde, buranın ruhunu içimize çekerken bu antik şehrin zamanında neye benzediğini düşünürken pek de zorlanmıyoruz... İşte tam bu noktada Zenon’u anlıyoruz. Kalıntıları bile insanı büyüleyen bu kentte, bu güzel iklimde, bu büyüleyici doğanın içinde sürekli tehdit altında yaşarken, ancak tüm bunları bir gün kaybedebileceği ihtimaline kendilerini hazırlayarak mutluluğu tadabiliyordu

Zenon ve tüm Salamis halkının, ardından tüm Romalıların hislerine tercüman oluyordu... Salamis’i her ne kadar Zenon ve Stoa okulu ile ansak da, tarih öncesi çağlara uzanan bir hikayesi var. Salamis kentinin

Antik Çağ boyunca Kıbrıs’ın önemli, stratejik noktalarından biri olduğu anlatılıyor. Arkeolojik kazılar sonucu, buradaki en erken yerleşimin M.Ö. 11. yüzyıla işaret ettiği tespit edilmiş. Yakın bölgede yaşayan Enkomi halkının, M.Ö. 1075 yılında meydana gelen depremin ardından Salamis’e yerleştiği söyleniyor.

Salamis, M.Ö. 8 yüzyılda önemli bir ticaret merkezi olmuş. Kıbrıs, Akdeniz’de oldukça stratejik bir noktada yer alıyor, Salamis de Akdeniz ticaret yollarının kesiştiği önemli limanlardan biri. Bu sayede yüzyıllar boyunca eriştiği refahı, Arkaik döneme ait mezarlara ait buluntular ve özellikle M.Ö. 5. Yüzyıldan kalma sikkeler göz önüne seriyor. Kentin Roma İmparatorluğu’nun hakimiyeti altında olduğu dönemlerde, nüfusunun yaklaşık 200 bin olduğu belirlenmiş. Ekonomik açıdan son derece güçlü olan Salamis, Kıbrıs adasının yine bu yüzyılda Pers Krallığının kontrolüne girmesiyle gücünü yitirmiş, ardından Büyük İskender’in Kıbrıs’ı alması ile tekrar eski önemini kazanmış. Büyük İskender M.Ö. 323

yılında hayata gözlerini yumduktan sonra kent Ptolemanioslar hanedanının kontrolüne girmiş. Roma dönemi ise M.Ö. 1 yüzyıldan itibaren başlıyor. Kıbrıs, Roma İmparatorluğu hakimiyetine geçtikten sonra da depremler, Salamis’in kaderini belirleyen en önemli faktör olmayı sürdürüyor. Salamis’te en büyük tahribatı oluşturan depremler, M.S. 332 ve 342 yıllarında meydana gelenler. Bu tarihten sonra, kentte büyük bir rehabilitasyon çalışması başlamış, Roma İmparatoru II. Constantinus, Romalıları vergilerden muaf tutmak suretiyle, şehrin yeniden inşa edilebilmesine olanak tanımış. Bir hıristiyan şehri olarak görünümü ve kültürel kimliği değişen şehir ve limanı terk edildiği güne kadar Salamis değil, Constantia olarak anılmış...

  1. yüzyıldan itibaren düşüşü başlamış Constantia’nın. Limanın işlevini yitirmeye başlamasıyla ticari yönden zayıflayan şehir, üç yüzyıl daha varlığını sürdürmüş. Kentin sonunu getiren, M.S. 7 yüzyıldaki Arap istilası... Bu tarihten sonra kimi zaman işgalcilere barınak, kimi zaman çevre şehirlerdeki yapılara taş sağlamak için kullanılan Salamis, şehrin keşfedildiği 19. yüzyıl’a kadar güçlü rüzgarların kapladığı kum tabakasının altında gizlenmiş... Ülkelerin, kentlerin, medeniyetlerin kaderinin doğa kanunlarıyla belirlendiğini belki de en çok yüzyıllar önce var olmuş şehirleri gezerken anlıyor

insan. Zenon’un gösterdiği yolda ilerleyerek doğayı rehber almaktan başka ihtimal kalmıyor geriye...