GeriSeyahat Siz sakın aldanmayın ‘Buda Günü Tatili’ yok!
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Siz sakın aldanmayın ‘Buda Günü Tatili’ yok!

Siz sakın aldanmayın ‘Buda Günü Tatili’ yok!

Bangkok’a adımımızı attığımız an kandırılmış olsak da Tayland gezimizin geri kalanında gerçekten yardımsever insanlarla karşılaştık. Muson mevsimine denk gelen dönemde ülkeyi gezmenin avantajı, uygun fiyatlardan faydalanmak. Güneşli bir sabaha uyanıp tepenizden aşağı kovayla dökülmüş gibi yağmur yemek de farklı bir deneyim.

Bangkok’un tam merkezindeydik. Uzanmış yatan dev Buda’nın yer aldığı Wat Pho, ışıltılı görkemiyle sağ yanımızda, şafak tapınağı Arun ise ‘Krallar Nehri’ Chao Phraya’nın karşı kıyısında bizi bekliyordu... Yola çıkmadan yaptığımız plana göre, karşımızdaki Kraliyet Sarayı’ndan (The Grand Palace) başlamalıydık gezmeye. Zümrüt Buda’nın bulunduğu tapınak (Wat Phra Kaew) da saray kompleksi içindeydi. Kent merkezine geldiğimiz araçtan, sarayın arka tarafında inmiştik. Ana kapıya kısa yoldan ulaşmak için yol ararken iyi İngilizce konuşan, yardımsever bir Taylandlı ile karşılaştık.

Siz sakın aldanmayın ‘Buda Günü Tatili’ yok



Hemen bilgi verdi; sarayın kapısı 100 metre kadar ilerideydi. Ama bugün bu bölgeyi gezmeyi planladığımız için şanssızdık. Ayda bir gün olan ‘Buda Günü Tatili’nin bize denk geldiğini, saray ve yakındaki tarihi tapınakların kapalı olduğunu söylüyordu. Hemen ‘B’ planını sundu: “15- 20 dakika uzakta açık olan güzel bir tapınak var. Orayı gezin, yerel hediyelik eşya almayı düşünüyorsanız, yakınındaki devlet pazarına uğrayın. Hem ucuz hem kaliteli. Günü boşa geçirmeyin.” Önümüzde bitiveren ‘tuk tuk’ emrimizdeydi. 100 Baht’a bize bu turu attırıp gün batımında planladığımız kanal turu için iskeleye bırakacaktı. Kaybımız, 10 TL’ye bile karşılık gelmeyen bu para ile birkaç saat zaman olacaktı. ‘Tatil günü’ şokuyla kendimizi tuk-tuk’ta bulduk.

Üç tekerlekli tuk-tuk, İstanbul’u mumla aratan Bangkok trafiğinde ilk durağa ulaştı. Yatan Buda’yı görememiştik ama işte ‘ayaktaki Buda’ karşımızdaydı. Bizim gibi tatil şanssızlığı yaşayan birkaç batılı turist de orada günü değerlendiriyordu. İkinci durağımız olan 15-20 dakika mesafedeki devlet mağazası yolu uzadıkça uzadı. Başta eğlenceli gelen tuk tuk seyahati, sıcak hava ve egzoz gazları arasında çekilmez oldu. Nihayet büyük bir kuyumcunun önünde durduk. İşte o an, İstanbul’da ‘hanutçu’ların turist gruplarını anlaşmalı mağazalarda alışverişe yönlendirme manevralarını hatırladım!.

Siz sakın aldanmayın ‘Buda Günü Tatili’ yok

Siz sakın aldanmayın ‘Buda Günü Tatili’ yok



Bangkok’taki ilk günümüzün ilk saatlerini bir mağazada geçirmek hiç de akıllıca değildi. Hemen bir taksi çevirdik. 20 dakika sonra tura başladığımız noktadaydık. Tabii ki ‘Buda Günü Tatili’ yoktu. Her yer açıktı. Ama The Grand Palace için bilet satış saatini (15.00) kaçırmıştık. Görkemli ‘Yatan Buda’ ziyareti sinirlerimizi az da olsa yatıştırdı. Taze hindistancevizi içindeki dondurmayla da serinledik. Nehir evlerinin yer aldığı kanal turunu sorunsuz tamamladık. Kaybettiğimiz vakit için biraz sinirlensek de ‘Buda Günü Tatili’, gülerek anlattığımız bir anı olarak Tayland gezi belleğimizde yerini aldı. Daha sonra gerçekten yardımsever ve güleryüzlü Taylandlılarla karşılaştık.

Yüzen pazar film sahnesi gibi

Uzakdoğu’nun Venedik’i olarak da tanınan Bangkok, Chao Phraya nehrine bağlı onlarca kanal ile örülü. Kanalların iki yakasında kazıklar üstüne inşa edilmiş saray yavruları da var, bizdeki gecekondular gibi derme çatma evler de... Yaşamın büyük bölümü bu kanallarda geçtiği için elbette alışveriş de yüzen pazarlarda gerçekleşiyor. Ülkenin en ünlü yüzen pazarı, Bangkok’a 100 kilometre uzaklıktaki Damnoen Saduak. Hareketlilik sabahın ilk ışıklarıyla başlıyor. Biz Bangkok trafiğinden kurtulmayı başarıp pazara ulaştığımızda saat 09.30’du. Bir saatlik tur için kişi başı bin Baht istendi, sonunda 3 kişi toplam bin 200 Baht’a anlaştık! Long tail teknemiz, muz, hindistancevizi ve dev bambu ağaçlarıyla çevrelenmiş dar kanalda hızla merkeze doğru yol aldı.

10 dakika sonra pazarın ortasındaydık. Ürün satan köylülerden çok turist taşıyan tekneler vardı. Yoğunluk nedeniyle ulaşım bir süre durdu, sonra düğüm kendiliğinden açıldı. Teknemiz de sakin kanallara yöneldi. Ahşap kanosunu bambu ağacına bağlamış kadın satıcıdan 50 Baht’a küçük bir hevenk muz aldık. Ardından kıyıdaki küçük bir dükkâna yanaştık. Yeşim taklidi camdan yapılmış iki küçük file toplam 400 Baht ödedik. Kıyıya çıktığımızda aynı fillerin 100’er Baht’a satıldığını gördük! Yüzen pazarda hemen her şey satılıyor. Lokanta tekneler acıkanlara hizmet veriyor. Deniz ürünleri, geleneksel Tay yemekleri ve dünya mutfaklarından lezzetler tekneden tekneye servis ediliyor. Renkler, kokular, sesler ve dünyanın her köşesinden insanlarla gerçek hayattan uzaklaşmış bir film sahnesini yaşıyor gibiydik.

Siz sakın aldanmayın ‘Buda Günü Tatili’ yok


‘Uzun kuyruk’la James Bond’un peşinde

Bangkok’tan Phuket’e geçtik... Ağustos ayındaki seyahatimiz muson mevsimine denk geldi. Bir yandan rahat gezmek için yağmura yakalanmamayı diliyor, diğer yandan musonları merak ediyorduk. Phuket gezisinin ilk gün programına, Andaman Denizi’ndeki Phang Nga Körfezi’ni aldık. 1974 yapımı ‘James Bond Altın Tabancalı Adam’ filmine sahne olan adaları, hava tahminine göre güneşli bir günde gezecektik. Mayolarımız da hazırdı. Phuket’ten 45 dakikalık minibüs yolculuğuyla ‘uzun kuyruk’ların beklediği iskeleye ulaştık.
20 dakika sonra, rengarenk bezlerin bağlı olduğu teknemizin burnunda, denizden dimdik yükselen ilk adalar belirdi.

Halkı Müslüman olan Panyee Adası’nda ilk göze çarpan, altın yaldız kubbeli camiydi. Sonra da adalıların, kazıklar üzerine inşa ettikleri, sarı, kırmızı, mavi gibi canlı renklerle boyanmış evleri göründü. Tam bu eşsiz manzaranın keyfini çıkarıp fotoğraflar çekerken, çok yüksekte olan kara bulutlar bir anda teknemizin tentesiyle bütünleşti. Üstümüze kovalarla su dökülmeye başladı. ‘Uzun kuyruk’ artık deniz yerine yağmur bulutu içinde kayıp gidiyordu. James Bond, ‘altın tabancalı adam’ın peşinde bu adaya kendi kullandığı deniz uçağıyla gitmiş, o dönemin James Bond’u Roger Moore, karaya ayak bastığında gömleğinin ütüsü bile bozulmamıştı. Biz adaya indiğimizde ise ıslanmadık yerimiz kalmamıştı. Adada Japon ve Çinli turistlerle omuz omuzaydık.

Siz sakın aldanmayın ‘Buda Günü Tatili’ yok


Kadın ruhu taşıyan tekneler

Tayland’ın simgelerinden ‘uzun kuyruk’ (long tail) tekneleri, adlarını, motordan uskura uzanan hareketli şafttan alıyor. Kaptan, ortasında büyük bir motor bulunan borunun diğer ucundan tutuyor. Şaftı dümen olarak da kullanıyor. Sığ sularda, uzun şaftın ucundaki pervaneyi suyun üstüne çıkarıyor. Long tail teknelerin boyu 3-4 metreden 20-25 metreye kadar çıkıyor. Tayland’ı çevreleyen denizlerdeki adalarda ve Bangkok’taki nehir ve kanallarda önemli bir ulaşım aracı olarak kullanılıyor. Kadın ruhu taşıdıklarına inanılan teknelerin burnuna renkli bezler ya da çiçekler bağlanıyor.

Muson yağmurları

Tropik iklime sahip Tayland’da üç dönem var. Mayıs-ekim ayları muson yağmurlarının etkili olduğu dönem. Yağmurlar günün birkaç saatinde etkili oluyor. Bu dönemde Tayland’ı indirimli fiyatlarla gezmek mümkün. Kasım- şubat dönemi serin mevsim kabul ediliyor ve turizmde yüksek sezon. Mart-nisan ayları ise en sıcak mevsim. Ülkede ortalama sıcaklık 30 derece dolayında ve nem oranı genelde yüksek.

Siz sakın aldanmayın ‘Buda Günü Tatili’ yok


Bangkok’ta bunları mutlaka yapın

Kraliyet Sarayı, Zümrüt ve Yatan Buda tapınakları ziyaret edilmeli. Ziyaretlerde pantolon ve kollu tişört şart.

Sokak yemekleri çok davetkâr... Kalamar, karides ve muz ızgaralardan eksik olmuyor. Acılı deniz ürünleri çorbası tom yam, sebzeli, erişteli ve karidesli pat thai, tatlı olarak da sticky rice mango, hem sokak tezgâhlarının hem de restoranların vazgeçilmezleri.

Chao Phraya nehri ya da bağlı kanallarda gezinti olmazsa olmaz.

Tuk-tuk ve kısa bir sky train deneyimi de öyle… Kentin en uzak noktasına taksi ve tuk-tuk’la 200-250 Baht’a gitmek mümkün.

Her semtte, her sokakta bir gece pazarı kuruluyor. Cumartesi-pazar günleri kurulan Chatuchack ise en büyükleri. Pazarlık yapmadan hiçbir şey almayın. Rakamlar üçte bir fiyata kadar inebiliyor. Siam gibi lüks semtlerdeki mağazalarda ise etiketler geçerli.

Tayland ipeğini dünyaya tanıtan ve 1967’de Malezya’da kaybolan Amerikalı Jim Thompson’un müzeye dönüştürülen Tay evi büyüleyici. Mağazasında ipek ürünler de satılıyor.

Tay danslarının sergilendiği tiyatrolar turistlerin ilgi odağı.

Sukhumvit ve Silom sokakları, barlarla geceleri renkleniyor.

Geleneksel Tay masajı unutulmamalı!

Günün en iyi noktalanacağı yer State Tower’ın 63. katındaki Sky Bar… ‘Hangover 2’ filmine de sahne olan barın manzarası doyumsuz. Fiyatlar yüksek olsa da ortama değer.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle