« Hürriyet.com.tr

Şiir tadında Eski Datça

Baharın en güzel dönemini yaşadığımız günlerdeyiz. Papatyaların genç kızların saçlarına taç yapıldığı, rengârenk çiçeklerin Datça yollarını süslediği bir mevsimde, Karia Yolu’nda iki günlük doğa yürüyüşünün ardından Eski Datça’dayız. Ömrünüzün kalanının burada geçirmek isteyebilirsiniz, tıpkı benim gibi... İşte size Eski Datça gezi rehberi...

Erdoğan GÜMÜŞ / Instagram: @erdogangumus1
X

Henüz sokaklarına girmeden bile muhteşem bir görüntüyle karşılaşıyorsunuz Datça girişinde. Taş evler, usta ellerden çıkan işçilikleri ve değişik mimarisiyle hayran bırakıyor kendisini seyredenleri. Ahşap kapılar sıcak ve samimi görünümleriyle davet eder gibi duruyor karşınızda. Esasen neredeyse tüm evler yıkılıp restore edilmiş. Taş işçiliği, orijinaline sadık restore edilen evler, içine çekiyor bizleri. Taş döşeli yollarıyla dar sokaklar, bahçe duvarlarını süsleyen çiçekler, mor, pembe, beyaz, sarı fuşya rengi begonviller arasında dolaşmak ruhunuzu dinlendiriyor. Değil birkaç saat sokaklarında dolaşmak, “Ömrümün geri kalanını burada mı geçirsem?” hissine kapılıyorsunuz bir an...

Al beni...

Hediyelik eşya satan butik dükkânların vitrinleri ve taş duvarları rengârenk ürünlerle donatılmış. Eski Datça’nın adeta ruhunu yansıtan, yöreye özgü çimdik oyaları ve ipek dokumalar harika görünüyorlar, “Al beni” dercesine… Ara sokakalarda küçük sanat atölyeleri dikkatimizi çeken bir başka detay. Rüya gibi bir atmosfer içinde dolaşırken Datça sevdalısı ünlü şairimiz Can Yücel’in adının verildiği sokağa yöneliyoruz. Son yıllarda, Can Yücel’le de özdeşleşmiş artık eski Datça… Bütün sokaklar gibi dar ve taş döşeli sokağa girer girmez şairin şu sözleri karşılıyor sizi: “En uzak mesafe ne Afrika’dır \ Ne Çin \ Ne Hindistan \ Ne Seyyareler \ Ne yıldızlar geceleri ışıldayan \ En uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir birbirini anlamayan…”

Şiir tadında Eski Datça

Ne harika yer burası

“Evet, üstat seni anlamayanlar da anlamak için buralara gelmeli bazen” diye seslenmek istiyorsunuz içinizden... Can Yücel’in yaşadığı evin önündeyiz, ahşap eski bir kapı, üzerinde şairin fotoğrafı ve sözleri bulunuyor. Kapıda bir de tabela var buranın müze olmadığı ve içinde yaşayanların bulunduğuna dair, “Lütfen anlayışla karşılayınız”sözleriyle biten ve Can Yücel’i anlatan bir metin. Ve şairin sorulu-cevaplı sözleri: “Ne harika yer burası! \ Nereden buldun bu Datça’yı? \ Elimle koymuş gibi buldum...”


Ege ile Akdeniz’in arasında bir cennet: Datça
Ege ile Akdeniz’in arasında bir cennet: Datça



Öpücüklerden insanlar

Ev sakinlerini daha fazla rahatsız etmemek kaydıyla fotoğraflarımızı art arda çekiyoruz… Bu anı kalıcı kılmak ve Can Yücel anısına hürmeten... Ee, artık bir yorgunluk kahvesi içme zamanı diyerek, sağlığında Can Yücel’in de sıkça oturduğu, halkla sohbet ettiği meşhur köy kahvesine uğramayı da ihmal etmiyoruz. Kahve köyün hemen girişinde ve bahçesindeki dut ağacının gölgesi tam da serinleyecek, yorgunluk atılacak bir mekân. Burada yine usta Şair’in bir sürprizi karşılıyor bizi; kahvenin bir köşesinde sergilenen büstü ve altında camekân içinde “Can Baba’nın yarım kalan şarabı” yazısı ve yanı başında yarısı dolu şarap şişesi…

Şiir tadında Eski Datça

Kahvede şarap değilse de demli bir çayla demlenirken üstadın şu sözleri aklıma geliyor bir anda: “Kan yasası bu insanın \ Üzümden şarap yapacaksın \ Çakmak taşından ateş ve \ Öpücüklerden insan!” Doyumsuz bir günün ardından gün batımı yaklaştığında ayrılma vakti de gelmişti. Ayrılırken de yine şairin: “Vakti gelince \ Gitmenin adıdır gün batımı \ Ömürden \ Gönülden \ Günden” dizleriyle şiir tadında Eski Datça’yı arkamızda bırakıyoruz; kim bilir belki bir gün, Üstat gibi “Bir ömür mekânımızı Datça yapmak” için dönmek üzere…Neden olmasın!..

Şiir tadında Eski Datça


NEREDE KALINIR, NEREYE GİDİLİR?

Yarımada, topyekün koruma altında olduğu için çok yıldızlı otellerden yoksun. Tabii bu yoksunluk doğanın korunması açısından aynı zamanda sevindirici de. Ovabükü ve Hayıtbükü’nde bungalov ve küçük pansiyon işletmeciliği yaygın. Biz de Datça’daki üç günlük seyahatimizde hem yürüyüş rotalarımıza hem de koylara yakınlığı nedeniyle Palamutbükü’ndeki Mavi Beyaz’ı seçtik. Adı gibi bütün ayrıntılarda mavi beyazın hâkim olduğu şirin bir otel. Yöresel yemeklerin sunumuyla damaklarımızda enfes lezzetler bıraktı. Kişnişli havuç, elmalı pancar, kayakoruğu salatası, menengiç salatası, kapari filizi salatası, çağla cacığı, cevizli zeytin, bük böreği... Bir diğer tavsiyem ise Yalı Suit Oteli. Apart olarak da ‘Merhaba’ tercih edebileceğiniz konaklama tesislerinden. Özellikle balık yemek isteyenler için koylardaki restoranlar da bir harika. Hayıtbükü’nde Ortam restoran, Ovabükü’nde Poyraz restoran uğrak yerlerinizden olmalı.


 

Kaynak: Erdoğan GÜMÜŞ / Instagram: @erdogangumus1

Tarihi Kalıntılar Arasında "Yükseklerde" Yürüyoruz
Mersin Doğu Akdeniz'in Yıldızı Olabilir
Marka Kent Mersin Yolunda
Mersin Cennetten Bir Köşe
Ulusal Anlamda Turizm Bilinci Oluşuyor
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Dünyanın en havalı 10 mahallesi