Kuzey Kıbrısı Keşfet Sana dün Bellaspaıs'ten baktık aziz Kıbrıs
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Sana dün Bellaspaıs'ten baktık aziz Kıbrıs

Serkan Ocak

Aslında neredeyse Kuzey Kıbrıs’ı görmeyenimiz yoktu. Ancak çoğumuz adaya yazın gitmiş, sıcak kumları ve serin Akdeniz için tercih etmiştik. Bu kez hem mevsim hem de duraklarımız farklı oldu. İki hafta önce yaptığımız gezide Türkiye’de hava sıcakları dondurucu seviyedeyken adaya erken bahar çoktan gelmişti. Uçaktan iner inmez montları üzerimizden attık. Hasret kaldığımız güneşe doya doya başladık keşfe...

Hürriyet Gazetesi’nin ‘Marka Şehirler’ projesinin Hatay, Aydın, Mersin ve Gaziantep’ten sonra beşinci durağıydı Kuzey Kıbrıs. TÜRSAB işbirliği ve Taş Yapı’nın desteğiyle gerçekleşen gezimizin ilk durağı halen inşaatı devam eden yeni havalimanıydı. Burayı da mevcut Ercan Uluslararası Havalimanı’nda olduğu gibi ‘T&T Havalimanı İşletmeciliği’ işletmesini yürütecek.

Havalimanı’nın inşaat alanını gezmeden önce Hürriyet’in 22 yazarı ve turizm temsilcileri baretleri, reflektörlü yelekleri giyerek şantiyeye girdik. Yatırım sahibi Taş Yapı’nın Yönetim Kurulu Başkanı Emrullah Turanlı ve kızı Taş Yapı Yönetim Kurulu Üyesi Ece Turanlı bizzat şantiyede önderlik yaptı. Hangi alana neler yapılacağını anlattı. Kuzey Kıbrıs her yıl turizm potansiyelini artıran bir ülke. Yapılacak modern havalimanını çoktan hak etmişti.

KITSAB’ın da destek verdiği organizasyonda adayı gezmeye başkent Lefkoşa’dan devam ettik. Bir nevi kültür turu sayılacak güzergâhımızın sıradaki durağı sadece kentin değil Osmanlı döneminden kalan en önemli eser Büyük Han’dı... 1572’de yapımına başlanan ve 7 yılda tamamlanan hanın üst katları o dönem konaklama, alt katlarıysa ticari amaçlı kullanılıyordu. Bugün ise hanın tamamında sanatsal ve turistik ürünlerin satışı yapılıyor. Ayrıca içeride çok sayıda kafe ve restoran bulunuyor. Büyük Han, Osmanlı’da Muzaffer Paşa’nın emriyle halktan iki para vergi alınarak yapıldı. Kıbrıs’a gittiğinizde ‘görülmesi gerekenler’ listenizin başında olmalı Büyük Han. Giderseniz avlunun ortasındaki mescidin merdivenlerinde fotoğraf çektirmeyi de ihmal etmeyin. Tıpkı bizim gibi...

İlk gün, şimdiki adıyla Selimiye Camii olan 1192’de Lüziyanlar zamanında inşa edilen St. Sophia Katedrali ziyaret ettiğimiz yapılar arasındaydı. Eğer Paris’teki Notre Dame Katedrali’ni gördüyseniz arasındaki benzerlikler hemen gözünüze çarpacaktır. Katedral Osmanlıların adayı fethiyle birlikte 1571’de camiye dönüştürüldü. Lefkoşa’da Bedesten ve Arasta Çarşısı ziyaret ettiğimiz yerlerden bazıları oldu.

İkinci gün Gazimağusa’yı keşfe çıktık. St. Barnabas Manastırı ve İkon Müzesi’ni ziyaret ettik. Aziz Barnabas, Salamis’te yaşamış Yahudi bir ailenin çocuğu. Eğitim için gittiği Kudüs’te Hıristiyanlığı kabul edip Aziz Paul ile birlikte adada misyonerlik yapmaya başlayınca taşlanarak öldürülmüş. Manastırda sembolik bir mezarlık bulunuyor. Aziz Barbanas’ın Roma Katolik Kilisesi tarafından yasaklanan ‘Kayıp İncil’ olarak da bilinen incili yazdığını biliniyor. Manastır aynı zamanda bir ikon müzesi. Manastırın arkeoloji müzesi olarak kullanılan bazı bölümlerinde de çeşitli buluntular sergileniyor. Barbanas Manastırı, erken baharı en çok hissedeceğiniz yerlerden biri. Etrafı yemyeşil. Aziz Barnabas’ın sembolik mezarının bulunduğu şapel, sarı hardal çiçeklerinin arasında eşsiz güzellikte bir görüntüye kavuşmuş. Manastırın içinde küçük bir de kafe var. Burada kahve içip yorgunluk atabilirsiniz.

Türkiye için Efes antik kenti neyse Salamis’te Kuzey Kıbrıs için o. Gazimağusa’dan 6 km uzaklıktaki Salamis, Troya Savaşı kahramanları tarafından kurulan çok görkemli bir yapı. Bugün bir çok parçası ayakta. Kentin tarihi Bronz Çağı’na kadar uzanıyor. Asurlulardan Perslere, Büyük İskender’den Romalılara kadar birçok medeniyete ev sahipliği yapmış antik kent en görkemli zamanını da Roma Dönemi’nde yaşamış. Çok sayıda bölümü var. Tiyatrosunda bugün halen kültür sanat etkinlikleri yapılıyor. Tiyatronun kapasitesi o dönem yaklaşık 15 binmiş. Bu veriden o günkü kent nüfusunun da 150 ila 200 bin arasında değiştiği tahmin ediliyor. Bizans sarnıcı, Roma villası, agora, Zeus Tapınağı, kral mezarları gibi antik şehrin çok sayıdaki bölümü helan görkemini koruyor. Kuzey Kıbrıs’en en güzel sahillerinden biri Gazimağusa’da bulunuyor. Özellikle de girişi yasak olan Kapalı Maraş bölgesinin olduğu kısım... Palm Beach Otel’in restoranında oturup hem turkuvaz renkli Akdeniz’i, sapsarı kumsalı ya da yan taraftaki esrarengiz Maraş bölgesindeki evleri izledik. Gazimağusa’da ayrıca Canbulat Müzesi’ni, Othello Kalesi’ni Lala Mustafa Paşa Camisi’ni de gezdik.

Kuzey Kıbrıs’daki rotamızın bence en güzel durağı Beşparmak Dağları’nın eteklerindeki Bellapais Köyü ve buradaki manastır oldu. Çünkü buradan tüm Girne ve sonsuzluğa uzanan Akdeniz ayaklarınızın altında. Buradan Girne’yi seyrederken Yahya Kemal Beyatlı’nın Aziz İstanbul şiirini Girne’ye uyarlamak isteyebilirsiniz. Manzaranın muhteşemliği kadar manastır da görenleri büyülüyor. Manastırın eşsiz bir gotik mimarisi var. 1953-56 yıllarında burada yaşayan ‘Bitter Lemons’un yazarı Lawrance Durell, boşuna buraya olan hayranlığını dile getirmemiş. Bu arada Durell’in evi de ziyarete açık... Girne’deki son durağımız da kale ve limandı. Türkiye’ye getireceğimiz adanın meşhur hellim peynirlerini ve diğer hediyelikleri Girne merkezden aldık.

Kuzey Kıbrıs keşif gezisine Hürriyet ailesinin Mehmet Yaşin, Müge Akgün, Sahrap Soysal ve Kuzey Kıbrıslı Refika Birgül gibi gurme yazarları dahil olunca gezinin ana temalarından biri de yemekler oldu.

Adanın meşhur şeftali kebabını en iyi yapan restoranlardan Niazi’s Restoran rotamızın ilk lezzet durağı oldu. Burada bize kızı Ece Turanlı ile eşlik eden Taş Yapı’nın Yönetim Kurulu Başkanı Emrullah Turanlı birbirinden leziz kebapları bizzat masalara servis etti. Yemek sonrası çayları da ihmal etmedi.

Akşam yemeği için gittiğimiz Archway Restoran’da Kıbrıs müzikleri gecesi yaşadık. Gazimağusa’daki Petek Pastanesi ise tatlıları ile Mehmet Yaşin’in tabiriyle damaklarımızı çatlattı.

En güzel manzaraya sahip olan restoran ise Bellapais’teki Kybele Restoran’dı. Özellikle kuzu incikten yapılan ve 5 saat odun ateşinde pişen ‘küp kebabı’nın tadı enfesti.

Bu arada son bir hatırlatma: Kuzey Kıbrıs’ta kahveler markalarıyla birlikte

söyleniyor. Türk kahvesi ile birebir olsun derseniz şeker miktarını söyleyip Mehmet Efendi diyeceksiniz. Ama gelmişken sert bir ‘Kıprıs’ kahvesi içmek isterseniz ‘Con’u tavsiye ederim...