GeriSeyahat Safranbolu’da bir gün
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Hürriyet Twitter
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Safranbolu’da bir gün

Safranbolu’da bir gün

İnsan bazen yaşadığı şehirden bunalır da kaçıp bir nefes almak ister ya! İşte o nefes alınacak yerlerden biridir Safranbolu. Ve bir kez gittiğinizde bağımlılık yapar Safranbolu. İşte ben de günübirlik de olsa nefes alabilmek için bir otobüse attım kendimi. İki saati aşan bir yolculuktan sonra tarihin tam ortasındaydım.

Sadrazam İzzet Paşa’nın 1797’de Rum Mimar Evdokimos’a yaptırdığı 116 metrelik su kemeri günümüz müteahhitlerine inat sapasağlam duruyordu. İzzet Paşa bu kemerin oluğuna su kireçlenmesin diye Manisa’daki çiftliğinden getirttiği 40 deve yükü zeytinyağı döktürmüş. Yedi çeşmeden on bir gün boyunca yağ akmış.

Safranbolu’da bir gün

İzzet Paşa’nın şehre sayısız hizmeti olmuş. Meşhur Yemeniciler Arastasından başka bir de Saat Kulesi var. Anlatıldığına göre Paşa, -herkese benden iki saat hediye- dediğinde halk öylesine sevinip eğlenmiş ki, kimileri saatin birini nereye asacağını bile hesap etmeye başlamış. Paşa, kuleyi tepeye yaptırıp İngiliz zemberekli saatini de astırınca, her saat başında saat sayısı kadar çan çalınır olmuş. Tabii ki eğlenme fırsatı da Paşa’ya gelmiş. -Alın size iki saat- demiş, -Evden de duyulur, işten de!-.

Safranbolu’da bir gün

Safranbolu’nun her tarafı tarihi konaklarla dolu. Yüz, bilemedin iki yüz yıllık. Geçmişteki deri tabakhaneleri şimdilerde kalmasa da, yarattıkları zenginlik gözle görülür durumda. Konakların çoğu turist ağırlar olmuş. Ancak tartışmasız tüm konaklarda müthiş bir mimari, ince bir estetik var. Bir konağa gittiğinizde adeta büyüleniyorsunuz. Anlatılanlara göre bu konakların taş işlemeciliğini 1924 yılında mübadil olarak Skydra (Yunanistan) ‘ya gönderilen Ortodoks Kıranköylüler yapmışlar. Birinci katlardan başlayan ahşap işçiliğini ise Safranbolulu ustalar. Ancak farklı iki kültürün birbiriyle uyumu hemen göze çarpıyor.

Yunanistan’a giden Ortodoksların Safranbolu’dan kopamadıklarını da söylemem gerek. Skydra’da Safranbolu adıyla, sokak, meydan, kulüp ve marketler kurmuşlar. Zaten Safranbolu ve Skydra kardeş belediy. Karşılıklı gidiş gelişler, kültürel çalışmalar devam etmekte. Girdiğiniz her konakta tarihin canlı tanıkları karşılıyor sizi. İşlemeli bakır kaplar, ocak başındaki maşalar, bakır tencereler, çeşitli boylarda yemek kazanları, ağzı işlemeli ibrikler, ortası kamburlaşmış siniler, maşrapalar, kenarları yarım ay şeklinde işlenmiş bakır tabaklar.

Safranbolu’da bir gün


Konak kapılarında iki tokmak var. Gelen kişi kadın mı, erkek mi tokmak sesinden anlaşılırmış o zamanlar. Büyük tokmak erkeklerin, küçük tokmak kadınların gelişini haber verirmiş. Tüm konaklarda ocak başındaki yaşmaklar özenle işlenmiş. Tavanlar ise tartışmasız konağın bir çeşit rütbesi. Tavan ne kadar görkemli işlenmişse konak sahibi o kadar saygı görürmüş.Girişteki geniş holden yukarı çıkarken, ahşap merdivenlerin gıcırtısı bile çok güzel. Birinci katta haremlik selamlık bölümlerini ayıran duvara monte edilmiş bir dönme dolap var. Haremlikten konulan yemekler dolap çevrilince selamlık bölümüne geçiyor. Hatta kızdığımız kişilere söylediğimiz -ne dolaplar çeviriyorsun- sözü de buradan geliyor.

Sedirdeki kilimler, penceredeki oyalı perdeler büyük bir emekle işlenmiş. Duvarlarda asılı rengarenk kıyafetler; tefebaş, bindallı. Buraları dolaşırken insan kendisini farklı zamanlarda hissediyor. Herkesin yaptığı gibi ben de birkaç kez dönme dolabı çevirdim. Hem selamlıktan, hem de haremlikten. Konaklarda yapılan kına gecelerini, söylenen manileri, düğünleri düşündüm. Kadınların vücutları salınarak oynarken muzip gülüşlerini. Kız isteme adetlerini. Bu arada şunu söylemezsem olmaz. Safranbolu’daki geleneğe göre, Gelin olacak kızda üç özellik aranırmış. Cidağı (sivri) olmayacak. Eydişgen (kaba) olmayacak. Çemkürken (çenebaz) olmayacak.

Sokak başlarındaki tarihi çeşmelerin çoğu kurusa da mimari zenginliği bile yetiyor. Bir zamanlar kervanlara konaklık eden altmış üç odalı Cinci Han şimdi turist ağırlıyor. Han, Cinci Hoca’nın karısı tarafından 1645 yılında yaptırılmış. Cinci Hoca, Safranbolu’da muskacılık yamaktan cezalandırılınca İstanbul’a kaçar. Yine aynı işi yapmaktan geri kalmaz. O sırada oğlu Deli İbrahim’in cinsel dertlerine derman arayan Kösem Sultan tarafından baştacı edilir. Cinci Hoca bu fırsatı kaçırmaz. Deli İbrahim’in derdine kısmen de olsa derman bulunca, Kösem Sultan tarafından Kazaskerliğe ve padişah hocalığına yükseltilir. Rüşvetten kellesi vurulduğunda büyük bir hazineye sahip olduğu, padişahın ulufe dağıtmak için kendisinden altın istediği anlatılır.

Safranbolu’da bir gün

Konarı Gölü Efsanesi ise tarihi güzelliklerin üstüne serpiştirilmiş bir baharat gibi. Efsaneye göre Yörük Beyi’nin oğlu, Konarı Beyi’nin kızına aşık olur. Aşıklar Konarı Gölü’nde gizlice buluşurlar. Yörük Beyi oğluna kızı istemeye gider. Konarı Beyi -siz göçersiniz!- diye razı olmaz. -Göçüp gittiğinizde kızımın hasretine dayanamam- der. Yörüklerin göçme vakti gelir. Bakarlar ki, Yörük Beyi’nin oğlu ortada yok. Ne kadar arasalar da bulamazlar. Konarı Beyi’nin kızının da kayıp olduğu anlaşılır. Bir çoban söyler aşıkların yerini Giderler Konarı Gölüne. Kızın yazmasını bulurlar kıyıda. İşte o an bir çift ördek havalanır gölden. Biri yeşil, biri beyaz!

Tokatlı Kanyonunda yetmiş metre yüksekteki cam terasta ürpersem de buna değdi doğrusu. Safranbolu’dan dönerken dostlarıma üç şey almayı ihmal etmedim: Safran, Çavuş Üzümü ve Lokum.

False