GeriSeyahat Noel arifesinde baş döndüren kış güzelliği
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Noel arifesinde baş döndüren kış güzelliği

Noel arifesinde baş döndüren kış güzelliği

Yaşlı Kıta Avrupa’da kuzeyden güneye yapılacak bir yolculuk karşımıza bambaşka iklimler, yiyecekler ve hayat tarzlarını çıkarır. Yılın 12. ve son ayı geldiğinde ise tüm bu farklılıklar saydamlaşır, tek bir ruh, Noel ruhu, Batı insanını heyecanla sarar. İşte tam da bu zamanda Avrupa'nın görmüş geçirmiş nice kent meydanı, keyfi müşterek yaşanan bir panayır yerine dönüşür. Yurt dışı seyahatler rehberi Cem Önder iki farklı dünyanın ortak Noel ruhunu yazdı.

BRÜKSEL

IŞIKLAR VE KAHKAHALAR İÇİNDE

Noel arifesinde baş döndüren kış güzelliği

Kuzey Denizi’ne bakan ‘düz ve alçak ülkelerde’ kısa mesafelerle ticaret ve liman kentleri sıralanır. Belçika’nın kendisi yeni bir ülke olsa da (1830’da bir tampon bölge olarak kurulmuştur) bu ülkenin yeşil ve yağışlı düzlüklerinde geçmişi çok eskiye giden Bruge, Antwerp, Liege, Ghent gibi şehirler hep var gibidir ve ortaçağ geleneklerini tüm renkleriyle yaşatıp bizlere sunmak ister.

Brüksel de pekâlâ bunlardan biri. Avrupa’nın kanlı savaşlarından sonra bu kent AB, NATO gibi kurumların sözcülüğünü üstlenen, bu haliyle de kulağa ‘eurocrat’ların doldurduğu tek renkli bir kent gibi gelse de plazaların az ötesinde kentin ortaçağ geçmişi saklı. İşte tam da burada Grande-Place (Büyük Meydan) bir mücevher gibi parıldar. Aralık ayı geldiğinde burada, geride kalan 11 uzun ayın aksine sokaklar ansızın tenhalaşmaz. Her kuşaktan Brükselli kentin çok eskilerden kalma kıvrımlı sokaklarını ve hemen hepsinin bağlandığı Büyük Meydan’ı dolduruverir. Tüm Avrupa’nın en zarif kent meydanlarından Grande Place’ı begonya çiçeklerinin oluşturduğu renkli halıyla anımsıyor olabilirsiniz. Oysa rralık ayı geldiğinde meydanı çevreleyen belediye binası ve ortaçağ tüccarlarının lonca binaları harika bir ışıklandırma ile buz rengini de çağrıştıran kış renkleriyle aydınlanıyor ve eski kent soğuk kış gecelerinde kendini buluyor.

Meydanın orta yerinde 25 metreye yaklaşan devasa Noel ağacı kente bu sene Baltık kenti Riga’nın armağanı. Devasa çam ağacını ışıklar altında seyrederken Noel ağacı geleneğinin ilk defa Riga’daki Alman tüccarların loncasının önünden başladığını, zamanla tüm Avrupa kentlerine yayıldığını ve bu Hıristiyan bayramının geçmişteki Pagan bayramları ile olan bağlantısını soğuk havaya aldırmadan keyifle düşündüm.

Kentin baş döndüren kış güzelliği meydanın devamındaki sokaklarda da devam ediyordu. Meydandaki renk tayfını geride bıraktığımda karşıma melodiler, kokular ve tatlardan oluşan bir doku çıktı. Ahşap kiosklar içerisinde zanaatkârlar özellikle genç ve büyülenmeye hazır kuşakları mıknatıs gibi çekiyordu. Zaten Noel biraz da çocukluğun naif ve büyülü dünyası için vardı. Ahşap oyuncakları artık hiç gelmeyecek bir geçmişi düşünerek bir süre keyifle seyrettim. Kentin balık pazarı ve bir diğer meydanı St. Catherine’e ulaşmıştım. Kış renklerinin parlak skalasını yansıtan buz pistinden kahkaha ve çığlıklar geliyor, Avrupa insanı mevsim ve yıl geçişini keyifle kutsuyordu. Brüksel’in neşeli uğultusundan biraz olsun sıyrılmak için az ötede ışıklar içinde ağır ağır dönen büyük dönme dolaba binmeye karar verdim. Neden sonra yukarılarda bir yerde kenti seyrederken başımı döndürenin ışıklar ve kahkahalar içindeki Brüksel mi yoksa sıcak şarabın buharlı lezzeti mi olduğuna karar veremeden Avrupa’nın kış dünyasını soğuk ve taze havayı içime çekerek seyredip durdum.

PORTEKİZ

OKYANUS KOKULU LİZBON

Noel arifesinde baş döndüren kış güzelliği

Brüksel’in keskin soğuğundan ve buna karşın içimizi ısıtan tavernalarından kilometrelerce uzakta, güneyde, yüzünü okyanusa dönmüş tenha bir ülke bulursunuz. Portekiz ve başkent Lizbon yüzünü karaya dönmeyi tercih eden ‘teritoryal’ imparatorluklara hiç benzemez. Burası bir uç noktaya yakışır şekilde kendini bilinmeze açılarak var eden usta ve acımasız denizcilerin ülkesidir. Başkent Lizbon, İber Yarımadası’nı boylu boyunca geçip Atlantik’e kavuşan Tajo Nehri’nin oluşturduğu derin haliçte engebeli bir topografyaya kurulmuş. Burada kentin peyzajını su belirler. Aralık ayında Lizbon sokaklarını okyanustan gelen taze kokulu bir esinti dolaşır, tramvaylar kentin tepelerini gıcırdayarak tırmanırken mavi ve bulutsuz bir gökyüzünün altında keyifle yürüdüğümü anımsıyorum. Burada erken çöken karanlık ve keskin soğuk yerine ılıman ve okyanus kokulu bir Noel arifesi var.

Bana kalırsa tam da bu sebeple Lizbon’da Noel ruhu alışılagelmiş kuzey imgelerinin, bir pazar yeri, melodiler ve sıcak şarabın ötesinde kendini gösteriyor. 1755’teki büyük depremden sonra birbirine paralel uzanan bulvarlarla inşa edilmiş Baixa mahallesinden, geniş meydanlardan ve İzmir’dekini de andıran bir 19’uncu yüzyıl asansörüyle çıkılan ‘Yukarı mahalleden’ beyaz dumanlar tüttüğünü göreceksiniz. Günün akşama döndüğü alacakaranlıkta kente hoş koku ve biraz da mistik bir hava veren bu duman, bizlere kentin kestanecilerini işaret eder ve yeni yıla doğru içimizi kolayca mutlulukla doldurur. Kentin kahvehanelerinde tarçın çubuğuyla beraber kahve yahut vişne likörü ginjinha servis edilir. Kentin eski kahve geleneğini yaşatan Cafe a Brasiliera, ismindeki kolonyal havası ve tüm çağrıştırdıklarıyla bu keyfi yaşatıyor. Her zaman su kenarına açılan Lizbon sokaklarında bir yürüyüş bizi fado müziğinin melankolik ezgilerine de taşır. Fado, Portekizce ‘kader’ demek ve Araplar’dan kalma labirentvari dar sokaklarıyla Alfama Mahallesi’nde bir yürüyüş ve bize eşlik eden melodik hüzün, gidip de gelmeyen denizcileri ve Lizbon’lu kadınları ve kendi hikâyelerimizi düşünmek için bir fon müziği haline gelir.

Fakat Lizbon her zaman hüzün ve nostaljiden ibaret değil. Kentin geniş meydanlarından Comercio’da yerini alan dev Noel ağacını gördükten sonra Atlantik Okyanusu’nun hemen yanı başında olduğunuzu ve deniz mahsullerinin lezzetini anımsamalısınız. Bacalhau (beyaz etli okyanus balığı) nice farklı tarifin yanı sıra ekseriyetle tuzda kurutulup zeytinyağı ile fırınlanır ve size servis edilir.
Yeni yıla yaklaşırken Portekiz’e özgü harika bir deniz yemeği ve eşlik eden Portekiz şaraplarının ardından Lizbon’un parke taşlı sokaklarına geri döndüğünüzde kim bilir belki de ‘Pai Natal’ (Noel Baba) sizleri selamlayıverir.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle