Geriİzmiri Keşfet Ne İzmir'e doyabildik ne de enginara
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Ne İzmir'e doyabildik ne de enginara

Ne İzmir'e doyabildik ne de enginara

Serkan Ocak

Şehrin mottosu #izmiredoyamazsın. Boşuna değil bu laf. Hürriyet’in marka şehirler durağında bu kez İzmir’deydik. Resmi program üç gündü. Çoğumuz fazladan birkaç gün daha kaldı... Yine de olmadı, doyamadık... İşte o günlerden hafızamızda ve elbette damağımızda kalanlar...

Doğa şehri, lezzet şehri, sağlık şehri, kendi ayrı, insanları ayrı güzel şehir... Burası İzmir. Hürriyet Gazetesi’nin ‘Marka Şehirler’ projesinin yedinci durağındayız. Hatay, Aydın, Mersin, Gaziantep, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Edirne’nin ardından bu kez Türkiye’nin en büyük üçüncü kenti ‘güzel İzmir’deyiz.

Uçağa bindikten 45 dakika sonra Adnan Menderes Havalimanı’ndayız. İzmir Büyükşehir Belediyesi, TURSAB ve İzmir Turizm Tanıtma Vakfı’nın (İZTAV) desteğiyle gerçekleştirdiğimiz ‘İzmir’i Keşfet’ turumuzun ilk durağı Körfez’i en iyi gören yerden ‘Tarihi Asansör’ oldu. Kentin en ilginç ve görülmeye değer simge yapılarından biri. Bulunduğu bölgeye adını veren yapı, Yahudi iş adamı Nesim Levi tarafından yaptırılmış. Mithatpaşa Caddesi ile 40 metre yükseklikteki Şehit Nihat Bey Caddesi arasında yaya ulaşımını sağlayan tuğla yüzeyli asansör, eski bir taş ocağının bulunduğu yere inşa edilerek 1907’de hizmete girmiş. Asansör’ün bulunduğu sokakta bir süre dünyaca ünlü İzmirli sanatçı Dario Moreno yaşamış, sokağa da onun adı verilmiş. İzmir’in en güzel fotoğrafını çekmek istiyorsanız siz de ‘Hürriyet Keşif ekibi gibi buradan başlayın. Manolya ağaçlarının bulunduğu bu sokakta zarif işlemeli cumbalı, sakız tipi eski İzmir evlerini görebilirsiniz.

İzmir’de tarihi aramak için uzağa bakmanıza gerek yok. Şehrin tam göbeğinde ‘Agora Açıkhava Müzesi’ni görebilirsiniz. İzmir’in eski semtlerinden Namazgah’da yer alıyor. Kadifekale’den baktığınızda açık hava müzesini, kazı alanlarını çok net bir şekilde görebilirsiniz. Agora, üç katlı yapısıyla dünyadaki tek örnek. Buradaki kazılarda Helenistik, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait katmanlar bulunuyor. Agora’nın Arkeoloji ve Tarih Parkı olarak düzenlenme çalışmaları halen devam ediyor... Kazılardan çıkarılan eserler bugün İzmir Arkeoloji Müzesi ile Tarih ve Sanat Müzesi’nde sergileniyor.

Kahve krizimiz tutunca bu kez adresimiz 300 yıllık bir geçmişi sahip olan Tarihî Kızlarağası Hanı oldu. Hanın içinde tam 200 dükkân var. Her katı her bölümü tarih kokuyor. Hediyelik eşyacılardan dövme yapan yerlere kadar ‘yok yok’. Aramızdaki alışveriş tutkunları için biçilmiş kaftan oldu. Ama buranın en güzel özelliği yoğunluk alan kahvesi...

Agora, Kemeraltı, Kızlarağası ve erken gelen yaz sıcakları derken biraz bitap düştük... Ancak bunun en iyi tedavisi Kordon’da... Atın kendinizi çimlere, çekin iyotu içinize... Öyle yaptık. Üstelik bununla yetinmeyip, meşhur Karaburun’dan gelen midye dolmaları yiyip, yanına biralarımızı da açtık. İşte budur...

İkinci gün Swiss Otel’den ayrılıp, İnciraltı’nda ‘doğa buluşması’ yaptık. Kent ormanında yöresel lezzetlerle yaptığımız kahvaltı Mehmet Yaşin’in deyimiyle ‘damaklarımızı çatlattı...’ Doğadan sağlıklı yaşama ise bisikletlerle geçtik... İzmir’in son yıllarda bir vizyon haline gelen ‘bisikletli yaşamı’ kent içinde her yerde görebilirsiniz. Böylesine düz bir

yerleşime sahip kentten de beklenen de bu olurdu zaten... Özellikle Kordon boyunca yapılan kiralık bisiklet sistemlerini (Akıllı Bisiklet Kiralama Sistemi - BİSİM) İzmirliler çok sevmişe benziyor. Her yerde görebiliyorsunuz. Üstelik bir saatlik kira 2.40 TL.

İzmir’i en iyi görebileceğiniz yerlerden biri de Türkiye’nin en büyük ikinci büyük özelliğini taşıyan ‘Teleferik’. Buradaki kızılçam ormanları arasındaki piknik alanıyla da şehir merkezindeki en gözde mekânlarından. Daha sonra biraz doğadan kopup Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde La Traviata Operası ile kendimizden geçti. Günün en

güzel anı ise bu kez İzmir Büyük Şehir Belediyesi’nin Tarihi Havagazı Fabrikası’nda organize ettiği gala yemeği oldu. Tepecik Filarmoni Orkestrası eşliğindeki geceye bulabileceğimiz en güzel kelime yine ‘doyamadık...’

Son durağımız ise Urla Şarapçılık’tı... Üzüm bağları bana Toskana’yı hatırlattı. Müthiş bir manzaraya sahip. Şarapların lezzetine zaten diyecek yok... Eğer yolunuz Urla Şarapçılık’e düşerse sahiplerinden Osman ... oradaysa mutlaka şarap hakkında anlatacaklarını dinleyin. Bir şair edasıyla anlatıyor şarap yapımını. İzmir’e veda vakti geldiğinde

hepimizin içinde bir hüzün vardı. Daha gezilecek, dinlenecek, eğlenecek, denize girecek çok yer vardı. Ancak vaktimiz sınırlıydı. İzmir’e yazın aşırı sıcaklar basmadan bu mevsimde gitmek en doğru tercih. En kısa sürede siz de rotanızı İzmir’e çevirin, tıpkı her yıl 1.8 milyon kişinin yaptığı gibi...

#vizitizmir

İzmir sadece kent merkezinden ibaret değil elbet. Ege’deki en iyi tatil beldelerine sahip olan ‘Yarımada’nın tarihi ve kültür özelliklerini anlatmaya başlarsak ‘İzmir’i Keşfet’ ekinin tamamını bana ayırmaları gerekirdi... Rotamızın son gününe belediyenin yarımada üzerine yaptığı ve yapacağı planları dinleyerek başladık. Türkiye’de kent turizmi adına yapılan en iyi web sitesine sahip İzmir. ‘www.visitizmir.org’ adresinden özellikle Yarımada ile ilgili çok detaylı bilgilere sahip olabilirsiniz. İzmir’e kendi keşif programınızı yapmadan önce mutlaka bu siteyi ziyaret edin.

 Projenin resmi son günlü toplantısının ardından aslında ‘İzmir’i Keşfet’ etkinliğimiz sona erdi. Ancak burası İzmir... Biter mi, bitmez... Hazır ‘Urla Enginar Festivali’ zamanına denk gelmiştik, doğru soluğu Urla da aldık... Son yılların en popüler festivallerinden biri bana göre... Küçük semt tıka basa dolmuş, enginarların üst üste yığıldığı semt pazarında gezmek için adeta cambaz olmak gerekiyordu. Üç gün boyunca Urla’daki her şey enginarlıydı. Hediyelik eşyadan konserlere, midye dolmadan baklavaya kadar her şey... Şurası kesin bilgi şu sıralar İzmir’e ve de Urla’ya gidecekseniz doyacağınız tek şey enginar olacak...

 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle