GeriKuzey Kıbrısı Keşfet Kuzey Kıbrıs'tan kartpostallar
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Kuzey Kıbrıs'tan kartpostallar

Kuzey Kıbrıs'tan kartpostallar

Kanat Atkaya

Beşparmak Dağları’nın yamacında inşa edilmiş kadim bir manastırın, Bellapais’in hemen yanındaki restoranın bahçesinde oturuyorum. Arkadaşlarım içeriye, yemeğe geçmiş; tek başıma ışığın manastır duvarlarında, yemyeşil bahçede oynadığı oyunları izleme molasındayım. Lawrence Durrell 1950’li yıllarda “Bitter Lemons”u burada yazmış. Bellapais’in huzur verici havasını içime çekip 20’li yaşlarımın başına, Durrell’in İskenderiye Dörtlüsü’nün başımı döndürdüğü o günlere bir kartpostal yolluyorum…

Girne Limanı’nın ucunda, bar olarak hizmet veren teknedeyiz. Melis, Zeynep, Metin, Kayhan ve ben… Reggae müzik çalan bu tatlı, salaş teknenin içine kurulan odun sobasının çevresine oturmuş laflıyoruz. Daha sonra Sedat Ergin, Ertuğrul Özkök ve Sefer Levent de bize katılacak; Sedat Ergin duvarda asılı gitarı

alıp minik, huzurlu bir blues performansı salacak atmosfere. Üç kedi ve gözlerini David Bowie’ye benzettiğim, ayağımın üstüne yatan tatlı sokak köpeği de yanımızda. 17 yaşımda ilk kez geldiğim, sonra bir daha yolumu düşüremediğim Girne Limanı’nı sert ve soğuk esen rüzgârla sallanan tekneden izliyorum. 17 yaşıma da bir kartpostal yolluyorum.

Gazimağusa’da Othello Kalesi’ni, Namık Kemal’in yattığı zindanı, Lala Mustafa Paşa Camisi’ni (St. Nicholas), 7 asırı devirmiş cümbez ağacını görmüş, hayranlıklar biriktirmişiz. Petek Pastanesi’ne gitmeden önce rehberimiz Yirmisekiz Mehmed Çelebi’nin mezarının da yakında olduğunu söylüyor. 1720’de Paris’e giden ilk Osmanlı elçisi olan ve izlenimlerini bir edebi başyapıt gibi birkaç kez okuduğum “Yirmisekiz Çelebi”yi ziyaret ediyorum; Kıbrıs’ta sürgünde ölen bu kıymetli insanın aziz hatırasına, adresini bulacağı ümidiyle bir kartpostal yolluyorum… Birer kartpostal da Namık Kemal ve Shakespeare’e gidiyor aynı gün elbette… Lefkoşa’da Girne Kapısı’nı ardımızda bırakmışız, Büyük Han’a soluklanmaya gidiyoruz. Mevlevi Tekke Müzesi’nin önünde duruyoruz ama Pazar günü olduğu için kapalı ne yazık ki. Melis ve Zeynep’le, üstünde eski yazıyla “Ya Hazreti Mevlana” yazan kapının önünde hatıra fotoğrafı çektiriyoruz. Bir dahaki Kıbrıs seferimde müzeyi ziyaret etmek için hafıza defterimin arasında saklanacak bir kartpostal yolluyorum kendime…

Alsancak’ta The Soulist Coffee & Music House’dayız. İstanbul’da grubu Soul Stuff ile yıllardır, sayısız geceler dinlediğim ultra yetenekli müzisyen dostum Alper Cengiz ve şahane müzisyen dostları dönüşümlü olarak sahneye çıkıyor, jam-session’ın dibine vuruyoruz. Gülse ile ortak arkadaşımız Alper ve hadiseye de zaten Gülse uyandırmış bizi… Çok yorgunuz ama müzikle dolup taşarak dinleniyoruz. Gece uzuyor, uzasın istiyoruz, pilimiz bitmiş vaziyette doluştuğumuz minibüsle otele dönerken rock ilahlarına da bir kartpostal yollamayı ihmal etmiyorum.

Kuzey Kıbrıs’ta doğa şahane, tarih katman katman ve çok zengin… Mevsim dolayısıyla denizinden, güneşinden olmasa da, iyi otellerinden, lezzetli yemeklerinden, güzel insanlarından payımıza düşeni kısacık ama yoğun programımız elverdiğince almaya çalıştık. Geri dönme planlarıyla İstanbul yoluna koyulurken bir kartpostal da sizlere yolladım.

Kısacık bir not yazdım arkasına…

“Kuzey Kıbrıs’a bekleniyorsunuz. Sevgiler, Kanat…”

 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle