Katır sırtında geçmişe yolculuk

Katırlarımız gık demiyor, boyunları kendilerinden önde, bir katır inadıyla yılmadan ve yorulmadan ufak ve ritmik adımlarla tırmanıyorlar sarp ve taşlı dağlara. 1700 metre kadar tırmanacağız. Aşılan her tepede soluklanıp geriye dönerek müthiş manzaraya büyüleniyoruz. Bilimkurgu filmlerindeki zaman makinesi ile MS 200 yılına ışınlandık. Roma çağının Pisidya bölgesinin başkentine yaklaştıkça heyecanımız artıyor, yorgunluğumuz azalıyor. Sagalassos şenliklerine katılacağız. Dünyanın en leziz ve hayat uzatan suyundan yudumlayacağız. Agorada, yıldızlı lokantalarda yemekler yiyeceğiz...

Haberin Devamı

Roma İmparatoru Hadrianus bu şehri, konumunu, suyunu çok sevmiş olsa gerek iki kez ziyaret etmiş ve şerefine bir de tapınak yapılmış. Hadrianus, Sagalassos’u tüm Pisidya bölgesinin başkenti ve resmi din merkezi ilan etmiş. Verilen unvan yazıda aynen şöyle: “Pisidya’nın birinci kenti, Romalıların dostu ve müttefiki”

 

Katır sırtında geçmişe yolculuk

 

Hadrianus zamanında yapımına başlanan ancak Antoninus Pius zamanında tamamlanan tapınak, merkezi bir tepede ve her taraftan görülüyor. Tapınağın tam önünde 70 metre uzunluğunda bir avlu var ve portigolar (Üstü ahşap kapalı ve meydana bakan tarafı tamamen açık sundurmalar) ile çevrili. Bu avluda imparatorlar, rahipler ve spor yarışmalarında derece almış atletlerin birinci sınıf heykelleri yer alıyor.

 

Haberin Devamı

Katır sırtında geçmişe yolculuk

 

 

Tapınak alanından şehir merkezine, sütunlu ve bol heykelli geniş bir yolla geçiyorsunuz. Her yıl tüm Anadolu şehirlerinden insanlar, bu sütunlu caddedeki törensel yürüyüşe katılmak ve tapınakta adaklarını sunmak için akın akın Sagalassos’a gelirlermiş. Sagalassos şenlikleri çok meşhur. Spor müsabakaları, tiyatrolar, törenler birbirini kovalarmış.

 

ÖNCE SİHİRLİ SU

Şenliklere katılmak için katırlarımızı topukluyor ve yemek molası bile vermiyoruz. Bu dayanıklı hayvanlar zamanın lüks 4X4 otomobilleri gibi.

Uzaktan binaları görüyoruz artık. Şehre kuzey girişinden, iki kule arasından gireceğiz. Bu kulelere ‘Heroon’ adı veriliyor ve şehir surlarının da parçaları aslında. Heroon’lar kent halkından hayırsever bir kişiyi onurlandırmak üzere yapılmış küçük anıtlarmış. Bazen bu kişinin mezarı da anıtın içinde oluyormuş. Bu heroon da, Sagalassos’un seçkinlerinin uzun yıllar hatırlanmak için yaptırdıkları onursal yapıtlardan biri. Seçkin bir aileden genç bir kimse için yapılmış.

 

Haberin Devamı

Katır sırtında geçmişe yolculuk

 

 

Girişte devasa mermer bir heykel bizi karşılıyor. 2,5 metre yükseklikteki üstün işçiliğe sahip bu heykel, ‘Dokimeion’ (Afyon) mermerinden yapılmış. Şehre yeni gelen biri olarak Roma usulü ilk önce hamama gitmemiz gerek. Hamama yöneldik ama o da ne! Şimdiye kadar gördüğüm en gösterişli çeşme: Antoninler Çeşmesi... Bir yudum su içmeden gidemem arkadaşlar.

 

HAMAMDAN SONRA ZIMBA GİBİ

Sihirli suyu kana kana içip geçmişlerime dua ettikten sonra hamama yöneliyoruz. Üç büyük su kaynağı var Sagalassos’ta. Şehrin bu mekâna kurulmasında önemli faktörlerden biri. Bol su ve dev bir hamam. Burası 5 bin metrekare bir sosyal merkez aslında ve festival zamanı tıka basa dolu.

 

Haberin Devamı

Katır sırtında geçmişe yolculuk

 

 

İlk önce ‘Apodyterium’a (soyunma odalarına) alınıyorum. Elbiselerim yıkanmaya gidiyor. Bir uzun pamuklu ‘subligaculum’a (peştemal)  sarıyorlar beni. Yorgun vücudum zeytinyağıyla ovuluyor.

Palaestrae’de (spor salonu) tüm erkekler ağırlık kaldırma, zıplama, hatta güreş tutarak spor yapıyorlar. Ben yoldan geldim yorgunum, “Şuraya bir yatak ser hancı” oluyorum adeta. Tepidarium’u (ılık oda) pas geçip dalıyorum ‘Caldarium’a (sıcak oda). Terliyorum, ‘Sebatia’ yani Sivaslı tellaklar ellerinde ‘Strigil’ (ucu eğri metal çubuklar, bir nevi hamam kesesi) ile vücudumdan terleri ve yağları sıyırıyorlar. Son etap ‘Frigiderium’da (Soğuk oda), renkli mermer karo zeminli havuza, Toros Dağları’nın keskin serin sularına gömülüyorum. Zımba gibi oldum işte, adeta yeniden doğdum ama karnım çok aç.

 

 

Haberin Devamı

Katır sırtında geçmişe yolculuk

 

MUHTEŞEM İMPARATORLUK SALONU

İmparator Hadrianus’un bizzat kendisinin hediye ettiği söylenen yeşil damarlı mermerler ile kaplı. Heykeller, adeta açlığımı unutturacak kadar güzeller. Sagalassos’ta en merak ettiğim alan lüks yiyecek maddelerinin satıldığı yukarı agoradaki ‘Magellum’a (pazar- yeri) doğru karnımda gurultular ile tırmanıyorum. Balık bile bulunurmuş burada, çeşitli av hayvanları, oğlak, geyik ve bir yığın lüks şarküteri. Tam ortada sütunlu, yuvarlak, içi su dolu bir yapı ‘Tholos’ bulunuyor. Meydanın üç tarafı ‘Portigo’ galeriler ile kaplı. Güney kısmında portigo yok, çünkü müthiş ve neredeyse ta Akdeniz’e kadar göreceğiniz bir manzara var. Karnımı doyurduktan sonra 9 bin kişilik Anadolu’nun en yüksek ve en güzel manzaralı amfi tiyatrosunda bir Yunan trajedisi izleyeceğim arkadaşlar

 

Haberin Devamı

SAGALASSOS HAYATIMI DEĞİŞTİRDİ

Yazımı Sagalassos kazılarını 1986 yılında başlatan Marc Waelkens’in yazısı ile bitirmek istiyorum.

“Sagalassos’ta unutulmaz pek çok anı yaşadım. Kente, dostum Stephen Mitchell ile ilk gelişimizi hatırlıyorum. 1983 senesi, Ağustos’un 23’üydü. Sabah erken -yedi buçuk sularında-, kente vardığımızda ören yeri boştu; yalnızca bekçi Mehmet bizi karşıladı, hemen çay yaptı ve birlikte içtik. Günün o saati Sagalassos’ta gün ışığının en güzel olduğu zamandır. Her yerde anıtlar gördük, bazıları metrelerce ayakta. Bunların arasında devrilmiş sütunlar ve heykel kaideleri yatıyordu. Uzakta tiyatroyu keşfettik; yeri itibariyle, Türkiye’deki en romantik harabelerden biriydi. Bu karşılaştırmayı yapabilirim, çünkü hemen hemen tümünü gördüm. O sabah, yeri kaplayan cam ve seramik parçalarını kırmaktan korkarak, anıttan anıta gezdik. Bir avcı kuş, o günün büyüsünü artırırcasına, kanatlarını açmış üzerimizde dönüyor, ara sıra hızla avına dalıyordu. Bu benim Sagalassos’u ilk ziyaretimdi. Her şey böyle başladı.

Sagalassos’u ilk ziyaretimle hayatım tamamen değişti. Ondan sonra geçireceğim tüm mutlu ve hazin zamanların da temeli oldu bu ziyaret. O gün ve sonrasında pek çok büyülü an yaşadım. İlk ziyaretimizde, minibüsümüzün iki metre önünde uçan bir kartalla, adeta bizzat Zeus’un koruması altında, Ağlasun’a kadar geldik. Bununla başlayan unutulmaz anlardan bir diğeri de, bir gün, sabahın ilk saatlerinde, Antoninler Çeşmesi’ne ait ‘küçük’ Dionysos heykelinin başını çevirdiğimde, tanrının bana gülümsemesiydi. Sanki 14 yüzyıl sonra gün ışığını tekrar gördüğü için minnettardı.

Sık sık bu ilk yıllarımızı özlemle anıyorum. 19. yüzyıl gezginleri gibi hissederdik; gerçi onlar yardımcıları ile birlikte çoğunlukla bizden daha iyi koşullarda konaklamışlardı. Ağlasunluların sıcak misafirperverliği ise her zorluğu unuttururdu. Kazı çalışanları ve Ağlasunlu ‘hemşeri’lerimle aramızda oluşan ve bugün bizi bağlayan sıcak ve yakın dostluğun temelleri o yıllarda atıldı. Aramızdaki bu bağın, Sagalassos’un gelecekte korunması için de en iyi güvence olduğuna inanıyorum.”

Yazarın Tüm Yazıları