Geriİzmiri Keşfet İzmir’in tarihi burada gizli: Kültürpark
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
İzmir’in tarihi burada gizli: Kültürpark

İzmir’in tarihi burada gizli: Kültürpark

Melike Karakartal

Şehrin ortasındaki bu güzel nefes alanı, Uluslararası Fuar yönüyle dünyanın, eğlenceleri ile Türkiye’nin küçük bir modeli olmuş yıllarca. Sadece dünyanın ve Türkiye’nin küçük bir modeli olmakla kalmamış, her sene tüm zorluklara rağmen kapılarını açarak yeni ama istikrar hedefleyen, kararlı bir devletin, Türkiye’nin simgesi olmuş. “Büyük bir Halk Okulu”- İzmir Fuarı kitabının yazarı Elvan Feyzioğlu’nun deyişiyle “Tarih denizi içinde seferini sürdüren büyük bir gemi gibi”, yaşayan bir tarih ansiklopedisine, bir tarih aynasına dönüşmüş.

Proje, yeşil alan miktarını Kültürpark tarihinin en yüksek noktasına ulaştırmayı hedefliyor. Projede yürüyüş yollarının ve zemin kaplamalarının doğal malzemelerle kaplanması, park taşıt trafiğinden arındırılması, yeşil ve su elemanlarının ekolojik kriterlerle dengelenmesi, Atlas Pavyonu ve izinsiz eklerin yıkılması var. Ayrıca İsmet İnönü Kültür Merkezi orijinal haline yani Mehtap Açık Hava Tiyatrosu’na dönüştürülmesi, 35.000 metrekarelik alana yayılan sergi holleri ve Celal Atik Spor Salonu yıkılarak kurul ve imar planı notlarına uygun şekilde, yapı yoğunluğunun toprak üstünde 16.000 metrekareye düşürülmesi; burada sergi holleri ve kültür merkezi kurulması gibi güzel hedefler var.

Kültürpark nedir? Kültürpark, bu mekanın İzmir’in kolektif hafızası içindeki yerini bilmeyen bir turist için, “Neden benim şehrimde böyle bir güzellik yok?” dedirtecek, yemyeşil bir sosyal alandır. Kültürpark’a biraz daha yakından bakmak isteyen bir turist, Kültürpark’ın Lozan Kapısından girerek Pakistan Pavyonu’na adım attığında, bir anda kendini bir zaman makinesi içinde bulacaktır. Burada neredeyse doksan yıllık bir öykü vardır. Duvarlar, Cumhuriyet’in ilk kurulduğu yıllardan bugüne, bir şehrin, bir ülkenin vizyonunu değiştirmiş, kent hafızasına derinden yerleşmiş, sosyal dokuyu biçimlendirmiş, yaşayan bir kültür varlığını anlatacaktır...

İzmir, 1920’lerde, yeni cumhuriyetin modern şehirleri olarak Ankara ile eşzamanlı planlanmıştır. Bugünün İzmir’inde, Kültürpark’ın Lozan kapısında durup şöyle bir etrafınıza göz gezdirdiğinizde, çevrenizde gördüğünüz binaların, cadde ve sokakların oluşturduğu his tanıdıktır. İzmir’i Paris gibi bir şehre benzetirsiniz ve bu his tesadüf değildir... Şehir, 1922’de gerçekleşen ve şehrin büyük kısmını yok eden Büyük İzmir Yangını’ndan sonra, Cumhuriyet sonrası modernleşme döneminin ilk şehir planlama örneklerinden biri olarak Fransız Beaux Arts Okulunun öğretileri doğrultusunda, şehir plancıları Raymond Danger, René Danger ve Henri Prost tarafından bir bütün olarak yeniden düzenlenmiştir. Bu plan içinde bir şehir parkı olarak yer alan Kültürpark alanı, o zamanki adıyla Arsıulusal İzmir Panayırı projesiyle birleştirilmiştir.

Bugünden baktığımızda fuarın öngösterimi olarak algılanabilecek panayır, 1927 yılında düzenlenmeye başlamıştır, amaç yurt içinde üretim yapmakta olan tüccarları, tarımcıları, zanaatkarları bir araya getirerek birbirlerini ve ürünlerini tanımalarını sağlamaktır, doğal olarak milli özellik taşımıştır. Panayır 1934’te uluslararası özellik kazanır, 1936’da ise resmi adıyla ilk Arsıulusal İzmir Fuarı açılır. O vakitlerin belediye başkanı Dr. Behçet Uz, “Burası bir halk üniversitesidir.” diye tanımlar Kültürpark ve fuarı. İktisadi açıdan İzmir’i kalkındıracak, sosyal yönüyle halkı dönüştürecek fuar, Tüm Türkiye’de büyük heyecan yaratır.

Fuarcılık etkinlikleri 2015’ten beri Gaziemir’de “Türkiye’nin fuarcılık alanındaki gururu” olarak değerlendirilen Fuar İzmir’e taşındı ancak İzmir’in kent hafızasında hala fuar deyince Kültürpark, Kültürpark deyince hala fuar geliyor akıllara. 1936’ya dönecek olursak, sadece bir halk üniversitesi, park veya fuar alanı değildir Kültürpark. Dünyadaki ve Türkiye’deki değişimlerin izdüşümlerinin de yaşandığı yegane yer olacaktır yıllar içinde... Gelin Cumhuriyetimizin en erken zamanlarına gidelim ve modern Türkiye’nin aydınlık yöneticilerinin, ülkesine aşık devlet adamlarının bir şehrin vizyonunu nasıl değiştirdiğini hatırlayalım... Neden bu kadar önemli Kültürpark ve İzmir Enternasyonel Fuarı?

Cumhuriyetin ilk yıllarından bugüne, bir şehrin kaderini değiştiren, insanlarını şekillendiren, dünya algısını oluşturan bir dünya sunmuş Kültürpark. Şehrin ortasındaki bu güzel nefes alanı, Uluslararası Fuar yönüyle dünyanın, eğlenceleri ile Türkiye’nin küçük bir modeli olmuş yıllarca. Sadece dünyanın ve Türkiye’nin küçük bir modeli olmakla kalmamış, her sene tüm zorluklara rağmen kapılarını açarak yeni ama istikrar hedefleyen, kararlı bir devletin, Türkiye’nin simgesi olmuş. “Büyük bir Halk Okulu”- İzmir Fuarı kitabının yazarı Elvan Feyzioğlu’nun deyişiyle “Tarih denizi içinde seferini sürdüren büyük bir gemi gibi”, yaşayan bir tarih ansiklopedisine, bir tarih aynasına dönüşmüş.

Neler olmamış ki... İlk açıldığı 30’lu yılların sonunda şehri hem ekonomik hem de sosyal açıdan dönüştürecek o ortak ruh halini hızlıca harekete geçirmiş. İkinci Dünya Savaşı yıllarında savaşın yarattığı ekonomik çöküntüyü yaşamış, uluslararası özelliğini mecburen yitirmiş. Fakat bu süreç içinde halk, ülkeyi kalkındırmak için çalışan girişimleri, şirketleri fuar sayesinde tanıma fırsatı bulmuş.  Savaş döneminde aynı zamanda panzehir ödevi görmüş Kültürpark ve fuar.

Elvan Feyzioğlu, İzmir Fuarı kitabında, 1942 yılında hem savaşın etkileri, hem de o dönem artmış olan yolsuzluk olaylarını önlemek amacıyla kurulan Milli Korunma Mahkemelerinin kurulmasının ardından, hükümet kararıyla fuar düzenlenmediğini yazıyor. Anlattıklarına göre, fuar düzenlenmez ama İzmirlilere fuar döneminin eksikliğini hissettirmemek için Kültürpark alabildiğine süslenir. Pek çok gösteri ve müsabakalarla fuar dönemi canlı tutulur ve Kültürpark o yıl fuar olmaksızın 360 bin ziyaretçiyi kendine çekerek dar zamanların ilacı olur. 50’ler itibariyle en şaşalı zamanlarını yaşamaya başlar Fuar. O yıllarda hem fuar katılımcıları hem de eğlencesi açısından izdiham yaşandığı yıllar olarak bilinir, öyle ki, biletler çok önce satışa çıkarılır ve adeta peynir ekmek gibi satılır... Bugün sorduğunuzda İzmirliler, Kültürpark’ın ve fuarın en güzel zamanlarını boğazlarında düğümle 50’li ve 60’lı yıllar olarak hatırlar, öyle ki, yanlış zamanlarda yaşadığınıza ikna olursunuz...

60’lardaki uzay yarışının etkileri Kültürpark’a da yansır... Halk bir sene planetaryumdan yıldızları izleme imkanı bulur, bir başka yıl ise Apollo 11 sergisiyle aya ilk defa ayak basan insanoğlunun izlerini sürer. Hoş, bunun evveli de vardır ya... Kültürpark’ın simgesi olan Paraşütle atlama kulesi ile ayakları daha fuarın ilk yıllarında yerden kesilmiştir İzmirlilerin... Sosyalizm ve kapitalizmin yarışına da sahne olmuştur fuar ve Kültürpark. Dünyanın farklı yerlerindeki farklı anlayışlardan çıkan ürünler aracılığıyla dünyayı farklı filtrelerle görmeyi ve anlamayı öğrenmiştir İzmir halkı...

İzmir Enternasyonel Fuarı, ilk açıldığı 1936 yılından 80’li yılların sonlarına kadar, bilhassa 40, 50 ve 60’lı yıllarda, televizyonun olmadığı zamanlarda dünyaya açılan bir penceredir. Dünyayı İzmirlilerin ayağına getirmiş, hem kent hafızasına, hem de sosyal dokuya derinden işlemiş, bugünleri dahi şekillendiren önemli bir faktör haline gelmiştir.

Ve 80’ler... Darbe ve sonrasındaki dönemin baskıcı koşulları altında, siyasetin konuşulamadığı sansür dönemlerinde fuarın gazino eğlencelerini ve magazin yönünü ön plana çıkarır gazeteler. Manşetlerde fuarın içeriğinden çok yıldızların açıklamaları ve atışmaları vardır. Öte yandan başka türlü bozulmalar da başgösterir. 80’li yıllarda park içindeki yapılaşmanın artması, Dr. Behçet Uz’u sıkıntıya düşürür. Bir “halk üniversitesi” olarak düşündüğü Kültürpark’ın betonlaşması, bozulması ve adeta bir gösteriş alanı haline gelmesi, o yıllarda 90’lı yaşlarını sürmekte olan Uz’u endişelendirir. “Artık Kültürpark ile Fuar’ı ayırma zamanı geldi” der. Bu aydınlık devlet adamının, yakın dönemde yaşanan sorunları daha o günden saptadığını ve çözümlerini bundan 35 yıl önce sunduğunu görüyoruz. Şehrin nüfusunun hızla artacağını, 4-5 milyon insanın yaşadığı bir yer haline geldiğinde eğlenebilecekleri, dinlenebilecekleri, spor yapabilecekleri yeşil alanları nereden bulacakları sorusunu gündeme daha o zamanlardan taşır...

1993 yılında gerçekleşen fuara, kapalı ekonomiden açık ekonomiye geçişler ve globalleşme iyiden iyiye damgasını vurur. Dünya globalleşerek küçülmüştür artık, fuarda devletler değil, firmalar yer almaya başlamıştır...

90’lar, İzmir Fuarı’nın eğlencesinin azaldığı dönem olarak da bilinir. 50’li ve 60’lı yıllarda farklı mekanlarda farklı sanatçıların programlarını sunabilen fuar, mekanların kapatılmasıyla 90’lı yıllarda misafirlerine 50 ve 60’lardaki seçenekleri sunamaz hale gelir. 90’lı yıllar itibariyle düşüşe geçer İzmir Fuarı. Tüm İzmirlileri bir araya getiren karakterini yitirmeye başlar.

Fuarcılık hizmetleri sürse de, sosyal yönü, eğlenceleri giderek gücünü, parıltısını kaybeder. Özel televizyonların da birer birer açılmasıyla eğlence küçük bir elektronik kutunun içinde aranır hale gelmiştir zaten... Kendini yenilemeyen fuara, zamanın ruhu da pek yaramaz. Yıldızların fuar yönetimine bildirdikleri astronomik fiyatlar ise, geçmiş yıllardaki sanatçı kadrosunun kurulmasına imkan vermez. Yarı uyur-yarı uyanık bir vaziyette olan fuarı yeniden canlandıran, 2000’li yılların başında dönemin belediye başkanı Ahmet Piriştina olur. Tüm İzmirlilerin aklından geçen ve özlemle andıkları fuar yıllarını geri getirmek üzere kolları sıvar ve o dönem nostalji geceleriyle, yeniden İzmirlilerin o eski güzel duygularını uyandıracak programlarla başarı elde eder...

“Eski güzel günlerin arayışı” ve bir doğa aşığı olan Dr. Behçet Uz’un ayak izlerini takip ediyor güzel haberi veriyoruz: İzmir Büyükşehir Belediye başkanı Aziz Kocaoğlu, Kültürpark’ın dönüşüm müjdesini veriyor... İzmir Büyükşehir Belediyesi Etüd ve Projeler Daire Başkanı Hülya Arkon’dan ayrıntılarını dinlediğimiz müjdeli haber, parkın özlenen günlerine döneceğine işaret ediyor.

Projede, var olan 5 kapının güçlendirilmesi ve dönem mimarisine göre yeniden değerlendirilmesi, yeşil alanların genişletilmesi, kültürel etkinlik alanlarının dönüşümü, yeni spor alanları, fonksiyonunu yitiren yapıların yıkımı, kent hafızasında yer etmiş Göl Gazinosu ve diğer mekanların yeniden eski parıltılı günlerine kavuşturulması, tematik bahçelerin yeniden yaratımı, engelli merkezi ve engelli spor alanlarının genişletilmesi gibi detaylar var. Behçet Uz’un 1936 yılında düşündüğü “halk üniversitesi” projesi hayata geçecek ancak proje, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Kültür Bakanlığı’nın onayını bekliyor. Dileyelim ki bir an önce onaylar verilsin ve bu güzel hayal gerçeğe dönüşsün.

1922’de İzmir’deki büyük bir yangın  olmasaydı... 1923’teki iktisat kongresinde Türkiye’nin her yerinde bulunan tarımcıların, tüccarların, sanayicilerin bir araya gelip ürettikleri malları tanımaları için çeşitli sergiler açılması kararı alınmasaydı... Atatürk İzmir için “Bu şehirde fuarlar kurun, sergiler açın” talimatını vermeseydi... Panayırlar kurulmasaydı... Panayırlar fuara dönüşmeseydi... Suad Yurdkoru 1933 yılında Moskova’ya yaptığı bir seyahatte Moskova’nın Kültürpark’ı olarak anılabilecek Gorki Park’tan etkilenerek krokisinin karakalemle çizdiği bir kopyasını Türkiye’ye getirip belediye başkanı Behçet Uz’a sunmasaydı... 1922 İzmir Büyük Yangın alanı, yani şehrin büyük kısmı, Cumhuriyet sonrası modernleşme döneminin ilk şehir plancılığı örneklerinden biri olarak Fransız Beaux Arts Okulu’nun öğretileri doğrultusunda şehir plancıları Raymond Danger, René Danger ve Henri Prost tarafından bir bütün olarak yeniden düzenlenmeseydi... Bugün İzmir neye benzerdi? İnsan düşünmek istemiyor, öyle değil mi?

 

İzmir’in yaşıklısı: Tarihi Asansör

Asansör Kulesi, 1907 doğumlu hüzünlü bir delikanlıdır. Oysa Saat Kulesi çalımlı bir genç kızdır. Ve birbirleriyle hep mektuplaşır bu iki kule. Özlem ve aşk dolu sayfalar gönderirler sahil boyunca. Saat Kulesi bu mektuplarda hınzırdır, çapkın ve de nazlı... Asansör ise hep hüzünlü, sevda dolu. Bu aşk yüzünden zaman zaman metruk hale gelir asansör. Durur sanki yürek çırpıntısı. Ölümü yaklaşır. Çevresine ilgisizleşir, vurur kendini ucuz şaraba...” İzmir aşığı olan, şehrin tarihi ve kültürüne dair hizmetleriyle bilinen değerli gazeteci Yaşar Aksoy, “Asansör ve Dario Moreno anıları” isimli kitabında, kimi zaman aşık olup üzülen, kimi zaman heyecanla yaşam enerjisi saçan bir insan gibi bahseder asansörden... Sahi, asansörün 110 yıllık tarihine baktığımızda, kimi zaman mahalleliye el verip onları semtin üst caddesine taşıyan genç bir delikanlı, kimi zaman ise bir hayat belirtisi göstermeyen, çalışmak veya yaşamak istemeyen ümitsiz bir adama dönüşmüş gibidir...

Gelin, hep birlikte 1900’lerin başlarına dönelim, o yıllarda çalışan atlı tramvaya Konak’tan binelim ve İzmir’in güzel sahil semti Karataş’ta gidelim... İzmir’in Yahudi nüfusunun yoğunlukta bulunduğu, bir kısmı deniz seviyesinde, diğer kısmı sarp bir kayanın tepesine yayılmış bu güzel semtte duralım. İki veya tek katlı aile evleriyle, masal gibi görünen banyolu yalılarıyla, vapur iskelesiyle güzel mi güzel tipik bir 19. Yüzyıl İzmir mahallesine merhaba diyelim... Belki bugün etrafımızı şehir ayırmaksızın bulaşıcı bir salgın hastalık gibi saran aynı tip beton binalar sayesinde bu görüntüyü hayal etmek zor ama Asansör’ün alt semti, eski havasını hala korumakta.

Dario Moreno Sokak’tan asansöre doğru giden o hafif yokuşlu yolda yürürken hissedeceksiniz eski İzmir’i... 1900’lerin Karataş’ında gezerken, kulağınızı mahallelinin dertlerine verecek olsanız, size parmaklarıyla 155 basamaklık Devidas merdivenlerini gösterecekler ve “Bıktık bu merdivenlerden” diye sızlanacaklardır. Bu dik merdivenleri tırmanmak zorunda kalan mahallenin yaşça ilerlemiş olan sakinleri, rahatsızlık sahibi olanlar sıkıntı içindedir... Düşenler, yaralananlar feryat edecek, “Bulun artık bu derdimize bir çare” diyeceklerdir. Bilmiyorlardır ki İzmir Yahudilerinin önde gelen simalarından Nesim Levi yardımlarına yetişecek... Buraya yakışıklı mı yakışıklı, çevik mi çevik bir asansör yaptıracak...

 

İzmirli bir hayırsever: Nesim Levi

İzmir Yahudilerinin pek sevdiği, tüccar kimliğiyle bilinen, hayırsever bir beyefendi, Nesim Levi. Politikadan pek anlamıyor, okuma yazma bilmiyor ama son derece zeki, gözlemci ve toplumun ihtiyaçlarını doğru gözlemliyor... Topluma, şehir yaşantısına fayda getirecek pek çok iş yapmış 1900’lerin başlarında. Bunlardan en önemlileri arasında, bölgede 1827 yılında kurulmuş fakat maddi yetersizliklerden dolayı 1911 yılında kapanmış Yahudi hastanesinin 1913 tarihinde yeniden açılması var. Sadece hayır işlerinde değil, ticaret dünyasında da doğru gözlemler yapıyor Levi. En bilinen ticari başarılarından biri moda alanında...

Paris’e yaptığı seyahatlerde dönem modasını gözlemliyor, Paris’ten İzmir’e uzun kuş tüyleri getirmeye karar veriyor. Yahudi kadınların başlarına sardığı Tokadon ismi verilen şala takılan bu tüyler, bir kadının bekar, dul veya evli olduğunun anlaşılmasını sağlarmış. Bu tüyler İzmirli Yahudi kadınlar arasında pek moda oluyor ve Levi’ye hayli para kazandırıyor... Levi, sık sık uğradığı Paris’te, asansörün orada yaşayan insanların hayatını nasıl da kolaylaştırdığını gözlemleme şansı buluyor ve dönüşte sokak asansörünü şehre kazandıran isim olmak üzere tarih sahnesinde yerini alıyor. Asansör projesi 1907 yılında hayata geçiriliyor, İtalya ve Fransa’dan mühendisler geliyor, malzeme olarak taş ve tuğla kullanılan asansörün tuğlaları Marsilya’dan hususi olarak getiriliyor. İlk dönemler hidrolik sistemle çalışan iki kabine sahip asansör kapılarını ücretsiz olarak 1907 yılında açıyor.

 

SOSYAL YAŞAMIN PARÇASI

Asansör sadece bölge ulaşımına katkı sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda sosyal yaşamın da önemli bir parçası oluyor. Değerli gazeteci Yaşar Aksoy, 1930’lu yıllarda üst katında bir sahne ve 200 kişilik salonu olduğunu, alt katının ise kumarhane olarak hizmet verdiğini, bir dönem orta katının restoran olduğunu, düğünlerin, baloların, nişanların burada yapıldığını yazmış. Asansörü işleten simalardan da çokça bahsediliyor. Önce Josef Palambo ve eşi Regina, onun ardından Derviş Bey, sonra Motorcu Mithat... 1942’de asansörü Şerif Remzi Reyent satın alıyor, vefatının ardından ise asansör yeğeni Ayşe Ökmen’e miras kalıyor. Ökmen 1983’te asansörü belediyeye bağışlıyor ve 70’li yıllarda metruk halde kalan asansörün yeniden İzmir’e kazandırılma süreci başlıyor. 80’lerin sonlarından itibaren yapılan restorasyonlar sonucu, bugünkü modern haline kavuşuyor asansör. Asansörün bölgesinde bulunan parka ise 1997 yılında asansörün tüm Türkiye ve dünyaya tanıtılmasında büyük emeği olan Yaşar Aksoy’un adı veriliyor. Bu bölgenin ayrı bir manası daha vardır İzmirliler için...

Ünlü müzisyen ve İzmir aşığı Dario Moreno, 40’lı yıllarda Mithatpaşa Caddesine çıkan bir sokakta ailesi ile birlikte yaşamıştır. Bugün adı Dario Moreno Sokak olan ve sizi asansöre doğrudan götüren rengarenk, aydınlık sokağın içinden geçerken, İzmir’in mutluluk verici ruhunu derinden hissedersiniz. Asansöre vardığınızda geride bıraktığınız o hafif yokuş sokağa dönüp bir bakın, Moreno’nun ezgileri çalınacak kulağınıza; belki “Deniz ve Mehtap”, belki “Hatıralar Hayal Oldu”... Çıkın asansörle yukarı, güzel İzmir’i uzun uzun izleyin terastan... Bir bakmışsınız ki melankoli denizinde yavaş yavaş açıklara doğru yüzüyorsunuz... Bir bakmışsınız ki gözleriniz dolmuş, çocukluğunuzun o tatlı anılarında kaybolmuşsunuz...

 

 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle