Geriİzmiri Keşfet İzmir’de bir Yahudi Sara Pardo
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
İzmir’de bir Yahudi Sara Pardo

İzmir’de bir Yahudi Sara Pardo

Ayşe Arman

Canlı, diri, hayat dolu bir kadın. Ve çok bilgili. “Hürriyet ile keşfet” gezilerinin İzmir ayağında tanıştık kendisiyle. En bayıldığım kadın türü. Aktif, dinamik, herkese, her şeye yetişiyor, modern, tatlı, çok güzel anektodlar anlatıyor. İnsan ağzı açık dinliyor. 1962’de rehber oluyor. Yıllarca, turizm acentesi olan eşiyle çalışıyor. Gururla, “Biz Kuşadası’nın annesi- babasıyız. İlk vapurlar bizimle beraber geldi!” diyor. Hiç durmadan karı-koca 40 sene çalışıyorlar. Hakikaten de turizm adına çok faydalı işler yapıyorlar. Onlar orada giderken, insanlar arkalarından ağlıyor. Sonra ver elini İzmir, o günden beri de, Sara Pardo, insanlara İzmir’i anlatıyor, İzmir’in Musevi tarihi üzerine yazdığı bir kitap da var. İzmir’e yolunuz düşerse mutlaka Sara Hanım’ı bulun, benden de selam söyleyin…

 

Sen çok yaşa İzmir!

 

Vayyyy neymiş bu Hürriyet ile Keşfet Gezileri… Hindistan’da olduğum için baştakileri kaçırdım ama yemedim içmedim, İzmir ayağına katıldım!!! Gerçekten kaçmazmış! O kadar bilgilendirici ve eğlenceliydi ki… Tursab’a, İzmir Belediyesi’ne ve emeği geçen herkes binlerce teşekkür. Bizim Hürriyet kurumsal kadınlarının da yanaklarından öpüyorum, şahane bir organizasyon yaptılar. Bu kadar gidip geldim, İzmir’i bilmiyormuşum meğer, yepyeni yerlerini keşfettim. İzmirlileri daha iyi tanıdım. Yaşasın İzmir! Sen çok yaşa İzmir! Allah, hepimize İzmir gibi bir şehirde yaşamayı nasip etsin Buram buram özgürlük ve modernite kokan bir şehir. Her anından keyif aldım. Bütün İzmirlilere selam olsun…

 

İzmir Musevileriyle, İstanbul Musevileri arasında ne fark var?

- Aslında pek bir fark yok. İki topluluk da çoğunlukla Sefaradlardan oluşuyor. İstanbul’da çok az Karay var, bir de Aşkenazlar. Bizde İzmir’de, Aşkenaz kalmadı.

 

Ne kadar eski bir tarihe sahip Musevilik İzmir’de?

-Milattan önce 4. yüzyıldan beri Ege Bölge’sinde museviler var. İzmir’de görülmeleri ise Milattan Önce 1. Yüzyıldan itibaren. Organize bir Yahudi cemaatinin tarihi ise 1605.

 

Nerelerden göç etmişler?

-Bir kere civar kasabalardan. Manisa, Akhisar, Tire. Sonra İstanbul’dan, Adalar’dan, Selanik’ten, İtalya’dan Hollanda’dan... Ve tabii sonraları Orta Avrupa’dan… 1492 göçünden yüzyıl kadar sonra geldiler.

 

Biz Seferadlar ve Aşkenazlar olarak iki kol biliyoruz, doğru mu?

-Evet, esas olarak iki kol var, ama daha farlı kollar da var. Aşkenazlar Orta Avrupa’dan geldiler, 19. yüzyılın sonunda da Rusya’dan geldiler. Seferadlar ise İspanya’dan, Portekiz’den, İtalya’dan ve Hollanda’dan. Selanik, İstanbul ve Edirne gelenler de var. Seferadların gelişi, 1580’lerde başlıyor…

 

Farklı yerlerden göç eden Yahudiler, birbirlerine destek oldular mı? Dayanışma var mıydı aralarında?

-Seferadlar birbirlerine destek oldular. Her zaman. Aşkenazlar’ı da kendi içlerine almak istediler. “Az oldukları için, onlar da bize katılsın, bizim gibi olsun” dediler. Bu yüzden aralarında birtakım anlaşmazlıklar oldu. Bir de din değiştiren Yahudiler var. Onlara ‘converso’ diyoruz. Kim mi onlar? İspanya’da ve Portekiz’de Hıristiyan olmuş, ondan sonra Yahudiliğe dönmüş, Avrupa’da dolanan Yahudiler. Biz onlara “dönme” diyoruz. Onların bir kısmı da, İzmir’e geldi. Hıristiyanken tekrar Yahudiliğe döndüler. Tabii yine bir takım anlaşmazlıklar yaşandı. Her şey, hemen güllük gülistanlık olamıyor maalesef. Aşkenazlara gelince, Seferadlarla karıştılar. Aşkenazlık İzmir’de tamamen yok oldu.

 

Bu dönem Türkiye’de Yahudi düşmanlığı arttı mı?

-Bana göre arttı.

 

Peki siz İzmir’de böyle hissediyor musunuz?

-Hayır asla! Burası kurtarılmış bölge. Biz hepimiz çok özgürüz. Keşke tüm Türkiye böyle olsa. Bizim çevremiz çok güzel. Harika insanlarla dostluk kurduk. Onlar da çocukluklarından beri etrafta Musevi ya da başka azınlıkların olmasından fevkalade memnun.

 

Kaç Musevi kaldı İzmir’de?

-O işte üzücü, 1200- 1300 kadar. Çocuklarımız liseyi bitirdikten sonra İstanbul’a gidiyorlar ya da başka yerlere. Daha büyük şehirlerde üniversiteye okumak istiyorlar. Sonra da genellikle orada evlenip kalıyorlar. Çocuklar orada doğuyor. Sonunrda da oralı oluyorlar. Ve İzmir, yavaş yavaş biz yaşlılara kalıyor. Bir de göç edenler var…

 

Onlar mutlu mu peki?

-Herkes adına konuşamam. Ama neresi bu topraklara benzer ki? İsrail’e zamanında çok insan gitti. 1948’de İsrail devleti kurulduğu zaman, 10 bin kişi kadar buradan gitti…

 

Şimdilerde peki?

-Şu anda İsrail’e giden yok. İngiltere, Amerika, Kanada. İspanya şimdi biliyorsunuz pasaport veriyor. Portekiz de… Ama insanın anavatanından ayrılması kolay mı? Alışmaya çalışıyor, yaşamaya çalışıyor ama aklı hep burada. Kaç tane

arkadaşım var, yaz oldu mu hepsi kapağı buraya atıyor…

 

Ne kadar küçük bir komünite kaldınız İzmir’de? Ve hep aynı bölgede mi yaşanıyor?

-Yüzlerce yıl birbirimize yakın yaşadık. Bugün tabii pek çok şey değişti. Hayat değişti. Çağ değişti. Bir kere dini geleneklere, adetlere genç nesil çok değer vermiyor. Mesela helal yiyecekler biliyorsunuz, o helal et olayını uygulayan çok az kişi vardır, dualara giden de çok az kişi kaldı. Biz eskiden İzmir’de açık bir getto gibi yaşardık. Kendimiz kurardık gettoları. Başkası değil. Bütün Museviler bir arada olsun. Şimdi öyle değil. Gençler yavaş yavaş uzaklaşıyorlar. Urla tarafına, İnciraltı’na, Karşıyaka’ya gidiyorlar…

 

Hala o eski dil, Ladino konuşuluyor mu?

-Yok canım. Benim neslimde bitti bence. Kızım anlıyor ama çat pat cümle kurabiliyor.

 

Bir tür İspanyolca değil mi?

-Tam öyle değil, karışık her şeyden. Biraz Türkçe var, biraz Rumca var, her şeyden biraz var. Benim nesille aşağı yukarı bitti.

 

Gelenekler ve ritüeller, genç nesiller arasında devam ediyor mu? Bir sonraki kuşağa geçsin diye bir şey yapıyor musunuz, yoksa oluruna mı bıraktınız?

-Kimseyi bir şeye zorlamıyoruz. Kimseyi zorla sinagoga götüremezsiniz mesela ama çocuklarımıza bir takım şeyleri öğretiyoruz. Elimizden geldiği kadar buna çabalıyoruz. Ne bayramıymış, ne yenir, nasıl yenir, sebebi nedir. Elbette dua da önemli ama bizim için önemli olan iyilik yapmak ve iyi insan olmak. Biz çocuklarımıza bunları öğretiyoruz.

 

Bir de Sabetay Sevi var… O hangi dönemde, neden ortaya çıkıyor?

-17. yüzyılın başlarında ortaya çıktı. Çıkmasının sebebi de, Yahudilerin, Avrupa’da çok büyük zulüm görmeleri. Ve katledilmeleri. Özellikle 1648 senesinde Polonya’nın Podolya şehrinde, büyük çok bir katliam oluyor. Binlerce Yahudi, bir kazak ordusu tarafından yok ediliyor. Bunun üzerine bütün Yahudi dünyası ayağa kalkıyor. Tabii bu haberler İzmir’e de ulaşıyor. Hem de çok çabuk. Çünkü İzmir, o dönem çok önemli bir ticaret merkezi. Sürekli gemiler gidip geliyor ve haberleri getiriyorlar. İşte böyle bir kaos zamanında ortaya çıkıyor Sabetay Sevi. Akıllı bir adam ve din kültürü konusunda bilgili. Bir hoca. Başkalarının da tesiriyle, kendini mesih olarak ilan ediyor. “Ben Yahudilerin kurtarıcısı olacağım! Ben sizi kutsanmış topraklara geri götüreceğim!” diyor. Bunları sadece Türkiye’deki değil, tüm Avrupa Yahudilerine vadediyor...

 

Sonra ne oluyor peki?

-En sonunda Müslüman oluyor. Osmanlı onu kabul ediyor. Saray’da yer veriyorlar. Fakat iki dini beraber yürüttüğü anlaşılınca, kovuluyor. Arnavutluk’a gidiyor ve orada ölüyor…

 

“Yahudi dönmesi” nedir? Bir haraket mi?

-Valla, Sabetaycılıktan söz ediyorsanız, yani beni açık fikirli olduğum için, hiçbir şeyi hakaret olarak görmüyorum. Sabetay Sevi, kim bilir, belki de büyük bir reform yapacaktı. İleriyi görmüş bir kişi olabilirdi. Belki zamanı ve yeri uygun değildi, ben öyle düşünüyorum.

 

Peki Museviler “dönme”leri yani “Müslüman görünümlü gizli Yahudileri” sever mi? Anlayışla karşılar mı?

-Bugün Yahudi toplumumun “dönme” olayını olağan bir şey olarak gördüğünü zannediyorum. Benim ve bir çoğumuzun harika dönme dostlarımız var. Zaten o kimdir, nedir diye düşünmeyiz bile.

 

“Selanik dönmesi” farklı bir kol mu?

-Yok, o da aynı şey. Sabetay Sevi buradan gittikten sonra, onun müritlerinin bir kısmı da Selanik’e göç ettiler.

 

Pek çok bilinen, tanınan ailelerin Sabetaycı olduğu söylendi, listeler falan yayınlandı…

-Bizim için insanların iyi olması, insan gibi insan olması önemli. Başka hiçbir şeyin önemi yok.

 

BİZ güzel yaşamayı seviyoruz. Hem iyi yaşayalım, hem de yaşatalım. Görevlerimizi, sorumluluklarımızı da yerine getirelim. Yaşadığımız ülkeye, aileye ve kendimize karşı… Ve tabii eğitime çok önem veriyoruz. Bizde, “Okula gidemiyor, parası yok!” diye bir olay olamaz. Mutlaka bir yerden biri çıkar, bir şey yapar. Mutlaka çocuklar okuyacak! Üstelik her çocuk! “Parası yokmuş, okuyamamış!” diye bir şey duymadım şimdiye kadar. Cemaatimiz mutlaka bir yerlerden tedarik eder. Bulur, buluştur. Bizde hiçbir yaşlı sokakta kalmaz. Hiçbir kimse, fakir, aç, işsiz kalmaz. Hani röportajın en başında “İzmir’deki Yahudiler 1605’den beri organizeler” dedim ya, işte bunu kastettim…

 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle